15 Temmuz: Demokrasinin ekonomik bedeli ve milletin iradesi
15 Temmuz: Demokrasinin ekonomik bedeli ve milletin iradesi
Doç. Dr. Resul Kurt, 15 Temmuz’un yalnızca siyasi bir darbe girişimi olmadığını belirterek, “Güçlü ekonomi ancak güçlü demokrasi üzerinde yükselebilir” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi yalnızca seçilmiş yönetime karşı gerçekleştirilen hain bir darbe girişimini değil; demokrasiyi, hukuk düzenini, devlet kurumlarını ve ülkenin ekonomik geleceğini hedef alan çok yönlü bir saldırıyı püskürttü.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla meydanlara çıkan milyonlarca vatandaş, milli iradeye sahip çıkarken Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını ve geleceğini de savundu. Çünkü darbeler sadece siyasi sistemi değil; güven ortamını, yatırımları, üretimi, istihdamı ve toplumsal huzuru da hedef alır.
15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yıl dönümünde Doç. Dr. Resul Kurt, demokrasinin ekonomik kalkınma açısından taşıdığı önemi, milli iradenin ülkenin geleceğindeki belirleyici rolünü ve o gece verilen mücadelenin ekonomik boyutunu Yüzyıl Gazetesi için kaleme aldı.
İşte o yazı:
Bugün 15 Temmuz hain darbe girişiminin onuncu yıl dönümü.
15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye yalnızca bir darbe girişimini değil; aynı zamanda devletin kurumlarını, demokrasisini, hukuk düzenini ve ekonomik istikrarını hedef alan çok yönlü bir saldırıyı bertaraf etti.
O karanlık gece cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlı duruşu ve aziz milletimizin ortaya koyduğu kararlı duruş, sadece siyasi tarihimizin değil, ekonomik tarihimizin de en önemli dönüm noktalarından biri olarak hafızalara kazındı.
Darbeler, yalnızca seçilmiş hükümetleri hedef almaz. Aynı zamanda piyasaları, yatırım ortamını, üretimi, istihdamı ve toplumsal güveni de sarsar.
Ekonomide güven, en az sermaye kadar kıymetlidir. Hukukun üstünlüğüne, demokratik kurumlara ve öngörülebilirliğe duyulan güven zedelendiğinde bunun bedelini bütün toplum öder.
15 Temmuz gecesi hedef alınan sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi değildi. Milletin vergileriyle kurulan kamu kurumları, stratejik altyapılar ve ülkenin geleceği de hedef alınmıştı. Böyle bir kalkışmanın başarıya ulaşması hâlinde Türkiye'nin ekonomik açıdan nasıl ağır sonuçlarla karşı karşıya kalacağını tahmin etmek güç değildir.
Sermaye çıkışları hızlanacak, yatırımlar duracak, üretim zincirleri zarar görecek, işsizlik artacak ve ülke uzun yıllar sürecek bir belirsizlik dönemine sürüklenecekti.
Ancak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletine bağlı polis ve askerlerle, kamu görevlileri ve aziz milletimiz milletimiz, bu senaryoya izin vermedi.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısıyla milyonlarca vatandaşın meydanlara inmesi, sadece demokrasiye sahip çıkmak anlamına gelmedi; aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığına ve geleceğine de sahip çıkılması anlamına geldi. Çünkü güçlü ekonomi, güçlü demokrasiyle; güçlü demokrasi ise millet iradesine duyulan saygıyla ayakta kalabilir.
Aradan geçen on yılda Türkiye birçok küresel ve bölgesel sınamayla karşılaştı. Salgın, savaşlar, enerji krizi ve yüksek enflasyon gibi zorluklar ekonomileri derinden etkiledi. Buna rağmen Türkiye, üretim kapasitesini koruyarak, ihracatını artırarak, savunma sanayinden ulaştırmaya, enerjiden altyapıya kadar birçok alanda yatırımlarını sürdürmeye devam etti. Bu tablo, krizler karşısında kurumsal dayanıklılığın ve demokratik meşruiyetin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermektedir.
15 Temmuz'dan çıkarılması gereken en önemli derslerden biri de ekonomik bağımsızlığın yalnızca mali göstergelerle ölçülemeyeceğidir. Güçlü kurumlar, hukukun üstünlüğü, nitelikli insan kaynağı ve toplumsal birliktelik; ekonomik kalkınmanın vazgeçilmez unsurlarıdır. Demokrasi ile kalkınma birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Bugün Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda yürütülen her yatırım, gerçekleştirilen her reform ve hayata geçirilen her üretim hamlesi; aynı zamanda 15 Temmuz gecesi ortaya konulan milli iradenin geleceğe taşınması anlamını da taşımaktadır. Çünkü bağımsız karar alabilen, kendi önceliklerini belirleyebilen ve millet iradesini esas alan bir ülke, ekonomik alanda da daha güçlü bir konuma ulaşabilir.
15 Temmuz'u yalnızca geçmişte yaşanmış bir kalkışmanın yıl dönümü olarak değerlendirmek eksik olur. O gece verilen mücadele, demokrasinin, milli egemenliğin ve ekonomik bağımsızlığın birbirinden ayrılmaz olduğunu gösteren tarihi bir ders niteliğindedir.
Şehitlerimizi rahmet ve minnetle, gazilerimizi şükranla anarken; demokrasiyi, hukuku ve milli iradeyi korumanın sadece siyaset kurumunun değil, ekonomiden iş dünyasına, akademiden sivil topluma kadar hepimizin ortak sorumluluğu olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz.
Çünkü güçlü ekonomi ancak güçlü demokrasi üzerinde yükselebilir; güçlü demokrasi ise milletin iradesine sahip çıktığı sürece varlığını sürdürebilir.
15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yıl dönümünde FETÖ terör örgütünü lanetliyor, 15 temmuz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.



