Çünkü mikrofon onun elinde.
Manşeti o atıyor.
Gündemi o belirliyor.
Hangi kelimenin seçileceğine, hangi cümlenin öne çıkarılacağına o karar veriyor.
Siz daha ağzınızı açmadan çerçeve çizilmiş oluyor. Ve siz, farkında olmadan o çerçevenin içine konuşuyorsunuz. Cevap verirken bile onun kurduğu oyunun içindesiniz.
Oysa oyunu kuran, kuralları da belirler.
Siz henüz derdinizi anlatmaya başlamadan, çoktan savunma pozisyonuna itilmiş oluyorsunuz. Zaman kaybediyorsunuz. Enerji kaybediyorsunuz. En önemlisi, algı savaşında geriye düşüyorsunuz.
Krizler Neden Büyür?
Çünkü taraflar aynı mücadeleyi verdiğini sanır ama aslında farklı savaşlar yürütür.
Bir taraf “Gerçekler ortaya çıksın” der.
Diğeri “Algı nasıl şekillenir?” diye düşünür.
Bir taraf çözüm arar.
Diğeri pozisyon kazanır.
Ve sonuçta kriz çözülmez; büyür. Çünkü mesele hakikat değil, güç dengesidir.
Sahne ve Yönetmen
Bazı gazeteciler – ya da güç sahipleri – yalnızca haberi aktaran değildir. Onlar sahneyi kurar. Işığı nereye tutacaklarını bilirler. Hangi cümlenin öne çıkacağını, hangi görüntünün tekrar tekrar döneceğini hesaplarlar.
Konuşma her zaman çözüm için yapılmaz.
Bazen konuşma, güç üretmek için yapılır.
İşte tam da bu yüzden güçlü olan çoğu zaman kazanır. Çünkü o yalnızca tartışmaya katılmaz; tartışmanın zeminini belirler.
Gerçek ise çoğu zaman sessizdir. Mikrofonu yoktur. Manşeti yoktur. Ama sabrı vardır.
Belki de asıl mesele şudur:
Gerçeğin sesi mi daha uzun ömürlüdür, yoksa gücün yankısı mı?
Zaman, bu sorunun tek hakemidir.