Tarih, sadece geçmişte yaşanan acı hadiselerin bir dökümü değil; aynı zamanda bir milletin hafızası, istikamet belirleyicisi ve geleceğini inşa etme iradesidir. Takvimler 12 Eylül’ü gösterdiğinde, Türkiye’nin demokrasi defterine kara bir leke olarak geçen 1980 askeri darbesini bir kez daha ibretle hatırlıyoruz.
12 Eylül 1980 sabahı milletin seçtiği meclisin kapısına kilit vuruldu, anayasa rafa kaldırıldı, yüz binlerce vatandaş fişlendi ve sokaklar tank seslerine teslim edildi. Yıllarca vesayet odakları, "huzur ve asayişi tesis etme" kılıfı altında halkın iradesini yok saydı; milletin kendi kaderini kendi tayin etme hakkını postalların altında ezmeye kalkıştı. Bürokrasiye ve orduya sırtını dayayan bu darbeci zihniyet, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik bağımsızlığını on yıllarca geriye götürdü.
Fakat Türkiye, vesayet zincirlerini kıracak dirayeti AK Parti iktidarlarıyla birlikte buldu. 2002 yılından itibaren Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde atılan kararlı adımlar, "milletin üzerinde hiçbir beşeri güç yoktur" anlayışını devletin merkezine yerleştirdi. 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasının önünü açan tarihi anayasa değişiklikleri, ordunun asli vazifesine dönmesini sağlayan reformlar ve en nihayetinde 15 Temmuz’da çıplak elleriyle tanklara göğüs geren milletin destanı, vesayet rejiminin bu topraklardan ebediyen sökülüp atıldığının en net kanıtıdır.
Bugün Türkiye; darbe tehditleriyle rotası çizilen, koalisyon krizleriyle savrulan, dışarıdan dizayn edilen bir ülke değildir. Türkiye Yüzyılı vizyonuyla, kendi savunma sanayisini kuran, dış politikada masayı kurup gerektiğinde dağıtan, gücünü sadece ve sadece sandıktan alan bağımsız ve kudretli bir devlettir.
12 Eylül’ün acı mirasını unutmamak, aynı zamanda bugün sahip olduğumuz güçlü siyasi istikrarın ve milli iradeye dayalı yönetim anlayışının kıymetini bilmektir. Milletin çizdiği rotadan sapmadan, vesayetin her türlüsüne geçit vermeyen güçlü iktidar ve liderlikle Türkiye, kutlu yürüyüşüne kararlılıkla devam edecektir.

