Hemen hemen herkes yaşamıştır bunu…
Bir gün deniz kenarında huzurla yürümek istersiniz. Dalgaların sesini dinleyip kıyı boyunca kesintisiz ilerlemek niyetindesinizdir. Fakat bir süre sonra önünüze tel örgüler çıkar. Bir yerde özel işletme, başka bir yerde kurum yerleşkesi, sosyal tesis, güvenlik noktası ya da “özel mülk” tabelası… Yol biter.
Oysa kıyılar, birilerinin lütfuyla kullanılan alanlar değil; toplumun ortak mirasıdır.
Bir şehri yaşanabilir kılan sadece yollar, köprüler ve yüksek binalar değildir. Şehri yaşanabilir kılan; insanların nefes alabildiği, doğayla buluşabildiği ve kendini ait hissedebildiği ortak yaşam alanlarıdır.
Deniz kıyıları da bunun en önemli parçalarından biridir.
Ancak bugün birçok sahil şeridi çeşitli gerekçelerle parça parça kapatılmakta, vatandaşın denize erişimi ve kıyı boyunca özgürce yürüme hakkı fiilen engellenmektedir.
Üstelik bu durum sadece vicdani değil, hukuki açıdan da kabul edilemez.
Anayasa’nın 43. maddesi ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu açıkça belirtmektedir: Kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve kamu yararına kullanılmak zorundadır.
Hiçbir kurum, işletme, vakıf, dernek ya da ayrıcalıklı yapı; vatandaşın denize ulaşmasını, kıyıda yürümesini ve ortak kullanım hakkını engelleyemez.
Çünkü mesele birkaç metre sahilden ibaret değildir.
Mesele; kamusal alanları koruma meselesidir.
Mesele; çocuklarımızın, gençlerimizin ve geleceğimizin ortak yaşam hakkına sahip çıkma meselesidir.
Mesele; şehirlerin ruhunu koruma meselesidir.
Bugün sessiz kalınan her kapatılmış kıyı, yarın kaybedilecek başka bir kamusal alanın habercisidir.
Ortak alanlar daraldıkça insanlar doğadan uzaklaşır, şehirler nefessiz kalır ve kent kültürü yavaş yavaş yok olur.
Bu yüzden artık mesele sadece sahilde yürümek değildir.
Mesele; hukukun üstünlüğünü, kamusal yaşamı ve ortak hafızamızı korumaktır.
Kıyılar işgal edilemez.
Kıyılar kapatılamaz.
Kıyılar ayrıcalıklı kullanıma tahsis edilemez.
Çünkü kıyılar bir avuç insanın değil, milletindir.
Ve eğer bu sorunu çözmeye, hukuku uygulamaya ve vatandaşın ortak kullanım hakkını korumaya gücü, iradesi ya da niyeti olmayanlar varsa; o makamları işgal etmemelidir.
Çünkü makamlar, millete ait olanı korumak için vardır.