Günümüzde çoğu zaman birbirine karıştırılan iki kavram var: akıl ve zekâ. Oysa bunlar aynı şey değildir. Zekâ, hızlı kavrama ve pratik çözüm üretme yeteneğidir; akıl ise çok daha derin, sorumluluk yükleyen bir melekedir. Akıl, insanın sadece bilmesini değil, bildiğiyle amel etmesini ister.
Kullandığımız kelimelerin bile bir “illeti”, yani arka planı vardır. Söylenen her söz, yapılan her nasihat önce sahibine yöneliktir. Asıl hitap kendimizedir. Bu yüzden insan, başkalarını düzeltmeden önce kendi iç muhasebesini yapmakla yükümlüdür.
Kur’ân-ı Kerim’de akıl kavramı yaklaşık elli yerde geçer. Özellikle Bakara Suresi’nde sıkça karşımıza çıkan “Efela tâ’kilûn – Akletmez misiniz?” hitabı, insanın sorumluluğunu hatırlatır. Çünkü akıl, Allah’ın insana verdiği en büyük nimetlerden biridir. Eğer bu meleke verilmemiş olsaydı, sorumluluk da olmazdı.
Peki akıl kullanılmazsa ne olur? Ayet-i kerimede bu durum açıkça ifade edilir: “Allah sizi pislik içinde bırakır.” Buradaki pislik yalnızca maddi değildir. Abdest ve taharet görünen temizliğin adıdır; asıl zor olan ise iç temizliğidir. Dünya kirinden, nefsin tuzaklarından arınmak ancak aklını kullanan insanın başarabileceği bir iştir.
Mülk Suresi’nde cehenneme girenlerin pişmanlığı ibretliktir:
“Eğer aklımızı kullansaydık ve dinleyenlerden olsaydık bu ateşe girmezdik.”
Bu ayet, aklın kurtarıcı yönünü apaçık ortaya koyar. Demek ki aklını kullanan insan hem dünyada hem de ahirette kurtuluşa erer.
Ancak burada kastedilen akıl, Kur’ânî akıldır. Bunun dışındaki tanımlar insanın kendi üretimidir. Nasıl meyve vermeyen bir ağaca “meyve ağacı” denmezse, Kur’ân’ın rehberliğinden uzak bir akla da hakiki anlamda “akıl” denemez. Zeki olmak başka bir şeydir, akıllı olmak bambaşka… Nice profesörler vardır ki zekidir ama Kur’ân’ın tarif ettiği manada aklını kullanmamaktadır.
Bu dünya bir imtihan alanıdır. Nefis, sürekli aklı yanıltmaya çalışır. İçki, kumar ve benzeri yasakların zararları ortadayken hâlâ bu yollarda ısrar edilmesi, aklın devre dışı bırakıldığını gösterir. Kur’ân’ın “Akletmiyor musunuz?” sorusu tam da buraya işaret eder.
Akıl, iradeyle birlikte çalışır. Yanlış insanların peşine düşmemek, körü körüne bağlanmamak gerekir. Kimseye akıl teslim edilmez; her şey sorgulanır. Yakın geçmişte yaşanan FETÖ örneği, aklını başkasına teslim edenlerin nasıl topluca aldatıldığını acı bir şekilde göstermiştir.
Peygamber Efendimiz’in “Bilmiyorsanız sorun” buyruğu da bu noktada çok anlamlıdır. İmam-ı Âzam’ın en sevdiği talebeleri en çok soru soranlardı. Hatta o, “Ben bile söylesem, delille karşı çıkabilmelisiniz” diyerek aklın sorgulayıcı yönünü teşvik ederdi.
Sonuç olarak akıl; ilim, irfan ve hikmetle beslenmelidir. Kur’ân ışığında yönlendirilen akıl, insanı hem dünyada hem ahirette selamete ulaştırır. Akl-ı selim sahibi olmak, çağımızın en büyük ihtiyaçlarından biridir.
Duamız odur ki; aklımızı heva ve hevesin değil, hakikatin emrine verelim.
Aklımızı kullananlardan olalım…
Hayırlı Cumalar.