Pamuk İnşaat
Pamuk İnşaat
İlker KARATAŞ
Köşe Yazarı
İlker KARATAŞ
 

Siyasetin Aynası mı, Yeni Bir Senaryonun Perdesi mi?

CHP kurultayına ilişkin tartışmalar yalnızca bir parti içi hesaplaşma değil; Türkiye’nin demokrasi, muhalefet ve iktidar dengeleri açısından yeni bir döneme girip girmeyeceğinin de işaretidir. Siyasette boşluk affedilmez; krizler ise çoğu zaman en çok rakiplerini güçlendirir. Türkiye siyaseti bazen sandıkta değil, sandığa giden yolların tartışıldığı dönemlerde yön değiştirir. Bugün CHP kurultayına ilişkin alınan karar ve bunun etrafında büyüyen siyasi fırtına tam da böyle bir dönemin kapısını aralıyor. Mesele yalnızca bir kurultayın hukuki geçerliliği ya da parti içi iktidar mücadelesi değildir. Asıl mesele, Türkiye’de ana muhalefetin nasıl bir görüntü verdiği ve bu görüntünün ülkenin genel siyasi denklemine nasıl yansıdığıdır. Çünkü siyasette algı, çoğu zaman gerçeğin önüne geçer. Bir ülkede ana muhalefet kendi iç tartışmalarıyla meşgul görünüyorsa, toplumun önemli bir kısmı ister istemez şu soruyu sorar: "İktidara talip olan bir yapı kendi iç düzenini kurmakta zorlanıyorsa, ülkeyi nasıl yönetecek?" Tam da bu nedenle CHP’de yaşanan her kriz, yalnızca CHP’nin sorunu olmaktan çıkar; doğrudan Türkiye siyasetinin güç dengelerini etkileyen bir gelişmeye dönüşür. Burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta var. Dünya siyaseti artık yalnızca ulusal aktörlerin sahası değildir. Ekonomik dengeler, küresel sermaye hareketleri, diplomatik baskılar ve uluslararası güç merkezlerinin beklentileri; birçok ülkede siyasetin atmosferini dolaylı biçimde etkileyebiliyor. Ancak bu etkiyi değerlendirirken dikkatli olmak gerekir. Her siyasi gelişmeyi görünmez odakların yönettiğini iddia etmek de, küresel dinamiklerin hiç rol oynamadığını söylemek de eksik bir bakış olur. Türkiye gibi jeopolitik ağırlığı yüksek bir ülkede ise iç siyasi istikrar ya da istikrarsızlık, uluslararası çevreler tarafından yakından izlenir. Bu yüzden CHP’de yaşanan kurultay tartışmaları yalnızca parti delegelerinin meselesi değildir; ekonomik piyasalardan diplomatik çevrelere kadar birçok alanın dikkatini çeken bir başlıktır. Ve işin en çarpıcı tarafı şudur: Muhalefetin yaşadığı her büyük kırılma, doğal olarak iktidarın elini güçlendirir. Siyasetin değişmeyen kuralı budur. Rakibiniz kendi içinde mücadele ediyorsa, sizin sahada daha rahat hareket etme imkânınız artar. Bugün Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi tecrübesini ve kriz yönetimindeki reflekslerini değerlendirmeden hiçbir analiz sağlıklı olmaz. Erdoğan uzun siyasi hayatı boyunca, muhalefetin dağınık görüntü verdiği dönemleri kendi lehine çevirmeyi başaran bir lider profili çizdi. Bu durum, destekleyenler kadar eleştirenler tarafından da kabul edilen bir siyasi gerçekliktir. Eğer muhalefet uzun süre kurultay, mahkeme, iç hesaplaşma ve liderlik tartışmaları arasında sıkışırsa, ortaya çıkacak tablo yalnızca bir parti krizinden ibaret kalmaz. O tablo, iktidarın “istikrar” söylemini daha güçlü kurabileceği bir zemine dönüşebilir. Ve tam burada Türkiye adına düşünülmesi gereken kritik soru beliriyor: Muhalefet kendi iç mücadelesini mi konuşacak, yoksa toplumun ekonomik sıkıntılarını, gençlerin gelecek kaygısını, emeklinin yaşam mücadelesini ve ülkenin temel sorunlarını mı? Çünkü vatandaşın gündemi nettir. Mutfakta yangın varsa, insanlar siyasi koridorlardaki hesaplardan çok hayat pahalılığını konuşur. Siyaset yalnızca haklı olmak değil, güven verebilmektir. CHP kurultayı etrafında yaşanan tartışmaların sonucu ne olursa olsun, bundan sonra verilecek siyasi görüntü belirleyici olacaktır. Eğer süreç uzar ve derinleşirse, bunun kazananı yalnızca bir parti içindeki grup olmayabilir; Türkiye’nin genel siyasi dengesi değişebilir. Belki de bugün yaşananların en düşündürücü tarafı tam burada saklıdır. Bazen seçimleri meydanlar değil, rakiplerin kendi içindeki kırılmalar belirler. Ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Siyasette en büyük zafer, bazen rakibin hatalarının gölgesinde büyür. “Demokrasi yalnız sandıkta değil, siyasetin verdiği güven duygusunda da sınanır.” İlker Karataş Yüzyıl Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Ekleme Tarihi: 23 Mayıs 2026 -Cumartesi
İlker KARATAŞ

Siyasetin Aynası mı, Yeni Bir Senaryonun Perdesi mi?

CHP kurultayına ilişkin tartışmalar yalnızca bir parti içi hesaplaşma değil; Türkiye’nin demokrasi, muhalefet ve iktidar dengeleri açısından yeni bir döneme girip girmeyeceğinin de işaretidir. Siyasette boşluk affedilmez; krizler ise çoğu zaman en çok rakiplerini güçlendirir. Türkiye siyaseti bazen sandıkta değil, sandığa giden yolların tartışıldığı dönemlerde yön değiştirir. Bugün CHP kurultayına ilişkin alınan karar ve bunun etrafında büyüyen siyasi fırtına tam da böyle bir dönemin kapısını aralıyor. Mesele yalnızca bir kurultayın hukuki geçerliliği ya da parti içi iktidar mücadelesi değildir. Asıl mesele, Türkiye’de ana muhalefetin nasıl bir görüntü verdiği ve bu görüntünün ülkenin genel siyasi denklemine nasıl yansıdığıdır. Çünkü siyasette algı, çoğu zaman gerçeğin önüne geçer. Bir ülkede ana muhalefet kendi iç tartışmalarıyla meşgul görünüyorsa, toplumun önemli bir kısmı ister istemez şu soruyu sorar: "İktidara talip olan bir yapı kendi iç düzenini kurmakta zorlanıyorsa, ülkeyi nasıl yönetecek?" Tam da bu nedenle CHP’de yaşanan her kriz, yalnızca CHP’nin sorunu olmaktan çıkar; doğrudan Türkiye siyasetinin güç dengelerini etkileyen bir gelişmeye dönüşür. Burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta var. Dünya siyaseti artık yalnızca ulusal aktörlerin sahası değildir. Ekonomik dengeler, küresel sermaye hareketleri, diplomatik baskılar ve uluslararası güç merkezlerinin beklentileri; birçok ülkede siyasetin atmosferini dolaylı biçimde etkileyebiliyor. Ancak bu etkiyi değerlendirirken dikkatli olmak gerekir. Her siyasi gelişmeyi görünmez odakların yönettiğini iddia etmek de, küresel dinamiklerin hiç rol oynamadığını söylemek de eksik bir bakış olur. Türkiye gibi jeopolitik ağırlığı yüksek bir ülkede ise iç siyasi istikrar ya da istikrarsızlık, uluslararası çevreler tarafından yakından izlenir. Bu yüzden CHP’de yaşanan kurultay tartışmaları yalnızca parti delegelerinin meselesi değildir; ekonomik piyasalardan diplomatik çevrelere kadar birçok alanın dikkatini çeken bir başlıktır. Ve işin en çarpıcı tarafı şudur: Muhalefetin yaşadığı her büyük kırılma, doğal olarak iktidarın elini güçlendirir. Siyasetin değişmeyen kuralı budur. Rakibiniz kendi içinde mücadele ediyorsa, sizin sahada daha rahat hareket etme imkânınız artar. Bugün Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi tecrübesini ve kriz yönetimindeki reflekslerini değerlendirmeden hiçbir analiz sağlıklı olmaz. Erdoğan uzun siyasi hayatı boyunca, muhalefetin dağınık görüntü verdiği dönemleri kendi lehine çevirmeyi başaran bir lider profili çizdi. Bu durum, destekleyenler kadar eleştirenler tarafından da kabul edilen bir siyasi gerçekliktir. Eğer muhalefet uzun süre kurultay, mahkeme, iç hesaplaşma ve liderlik tartışmaları arasında sıkışırsa, ortaya çıkacak tablo yalnızca bir parti krizinden ibaret kalmaz. O tablo, iktidarın “istikrar” söylemini daha güçlü kurabileceği bir zemine dönüşebilir. Ve tam burada Türkiye adına düşünülmesi gereken kritik soru beliriyor: Muhalefet kendi iç mücadelesini mi konuşacak, yoksa toplumun ekonomik sıkıntılarını, gençlerin gelecek kaygısını, emeklinin yaşam mücadelesini ve ülkenin temel sorunlarını mı? Çünkü vatandaşın gündemi nettir. Mutfakta yangın varsa, insanlar siyasi koridorlardaki hesaplardan çok hayat pahalılığını konuşur. Siyaset yalnızca haklı olmak değil, güven verebilmektir. CHP kurultayı etrafında yaşanan tartışmaların sonucu ne olursa olsun, bundan sonra verilecek siyasi görüntü belirleyici olacaktır. Eğer süreç uzar ve derinleşirse, bunun kazananı yalnızca bir parti içindeki grup olmayabilir; Türkiye’nin genel siyasi dengesi değişebilir. Belki de bugün yaşananların en düşündürücü tarafı tam burada saklıdır. Bazen seçimleri meydanlar değil, rakiplerin kendi içindeki kırılmalar belirler. Ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Siyasette en büyük zafer, bazen rakibin hatalarının gölgesinde büyür. “Demokrasi yalnız sandıkta değil, siyasetin verdiği güven duygusunda da sınanır.” İlker Karataş Yüzyıl Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.