Recep Garip
Köşe Yazarı
Recep Garip
 

TENBİHNÂME-İ ŞERİF

Osmanlı Devleti’nde toplum nizamını temin etmek, halkın ahlaki mukaddesatını muhafaza eylemek ve günlük hayatın akışındaki pürüzleri gidermek maksadıyla yayımlanan resmî belgelere Tenbihnâme denirdi. Padişahın bizzat iradesiyle yayımlanan bu "Uyarı Mektupları", Müslüman ve gayrimüslim tebaanın huzur ve sükûn içinde bu mübarek ayı idrak etmesini hedeflerdi. Ramazan-ı Şerif’e sayılı günler kala tellallar marifetiyle şehrin dört bir yanında, çarşı ve pazarlarda avaz avaz okunarak halka ilan edilen bu tamimler, bir devletin tebaasına duyduğu hem müşfik, hem de disiplinli yaklaşımın nişanesidir. Elbette bunları bilmek ve tarihin bizlere bıraktığı emanetlere de sahip çıkarak toplumun yararına olan hususları devam ettirmek icap ediyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da, sanal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, "Ramazan-ı Şerif'in milletimiz, İslam âlemi ve tüm insanlık için hayırlar getirmesini diliyorum. Rahmet kapılarının açıldığı bu mübarek günlerin birlik ve beraberliğimizi güçlendirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Hayırlı Ramazanlar" ifadelerine yer verirken; Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi ise, “Bu rahmet mevsiminin, kalplerimize sükûnet, sofralarımıza bereket, hanelerimize huzur getirmesini diliyorum. Mübarek ramazan ayı, mazlumların yükünü hafifleten, mağdurların sesine ses olan bir vicdan seferberliğine vesile olsun” dediklerini öğreniyoruz. Değişen, teknoloji dünyasında geleneğimizin devam ettiğini böylelikle anlıyoruz. Divan ve halk şairlerimizin şiirlerinde de ses ve seda olarak kültürümüze yansıyan önemli noktaların olduğunu da ifade etmiş olalım. Ramazannâme’den bir dörtlükle besmelemizi çekelim: Besmeleyle başladım sözüme Sürme çektim iki gözüme Mübarek Ramazan-ı Şerif Nurlar saçsın hepimizin yüzüne Söze Allah'ın adıyla ve edep ile başlamak, bu mübarek ayın manevi ışığıyla ruhu ve yüzü aydınlatmak, gafletten uyanmanın ilk adımı sayılırdı. Ramazan geceleri hem bir ibadet iklimi hem de nezaketle örülmüş bir sosyal şölendi. Ramazan’ın ruhu evvela camilerde tecelli ederdi. Tenbihnâmelerin ilk maddeleri "Kulluk Adabı" üzerine kurulur; şer'î bir mazereti bulunmayan her ferdin orucunu tutması ve beş vakit namazı cemaatle eda etmesi ehemmiyetle vurgulanıyor. Günümüzde de bunların devlet erkânı tarafından yapıldığını biliyor olsak da bir tamim geleneği de oluşturulmalıdır. Teravih vakti sokakların boşalması gereken mukaddes bir zamandır. O saatlerde Osmanlı Cihan Devletinin ikliminde kahvehane veya berber dükkânlarında beyhude vakit öldürenler "te'dib ve tekdir" (azarlama ve terbiye etme) edilirdi. Ramazan insanlık âlemine rahmet olarak gelmiştir ve insanlık bundan nasibini almalı gaflette kalmamalıdır. Söylemekte yarar vardır ki, o vakitler âlimlerin halkı hurafelerden uzak tutması, camilerin mahyalarla donatılması devletin bizzat takibindeydi. Şimdilerde bunun tkerren ikame edilmesi elzemdir. Yılbaşı süslemelerinin kendi iklimimize, kültürümüz ve inancımıza uymadığını bilsek de zehirli sarmaşık gibi içimize girmiş olan bu türden ucubeliklerin terkedilebilmesi için alternatiflerin bir an evvel oluşturulmasında fayda görmekteyiz. Devlet ricali adım atarsa halkımız gereğini yapar. Evlerimiz, sokaklarımızi caddelerimiz Ramazan geldi hoş safa geldi gibi süslemelere zemin oluşturulmalıdır. Dini fuarların, Ramazan etkinliklerinin elbette kıymeti büyüktür. Zemini daha doğru planlamak gerektiğini söylüyoruz. Payitahtın mevcut olduğu dönemlerde kadınlara mahsus vaaz ve mukabele saatlerinde cami mahremiyetine hürmeten erkeklerin girişi kesinlikle yasaklanarak toplumsal mahremiyet korunurdu. Elbette şimdi de buna azami dikkat gösteriliyor. Ramazan, devletin "şefkat eli"nin en çok hissedildiği aydır. Halkın mağdur edilmemesi için ekonomi ve esnaf ahlakı en ince ayrıntısına kadar denetlenirdi. Fırıncı ve kasap gibi temel gıda sağlayıcıları hazırlıklarını önceden yapar; devlet, Narh Sistemi (sabit fiyat) ile fahiş fiyat artışlarının önüne geçerdi. Günümüzde de Ramazan ayına yaklaşırken bu türden denetimlerin ve uygulamaların artırılarak sürdüğünü biliyor ve takdir ediyoruz. Bakınız Ramazannâme’den Esnaf Manisine yer verelim: Bak geldi onbir ayın sultanı Fırıncılar pişirir nân-ı aziz-i canı Eğer eksik tartarsan o mübarek ekmeği Unutma ki yakar seni ahiretin nârı (ateşi) Ekmeğin gramajından ödün veren veya halkın kursağından geçecek lokmaya göz diken fırsatçılara "te'dîbât-ı şedîde" (şiddetli cezalar) verilirdi. Zira devletin nazarında ekmek, sadece bir gıda değil; sofranın feri ve aziz bir emanetti. Günümüzde de aynen devam ettirmekte pidelerin fiyatına ayar verilmektedir. Divan şiirimizden Edirneli Nazmi’ye ait bir beyitle sesimiz renklensin efendim: Nân-ı azizdir sofranın feri, sakın ola hor bakma; Fukaranın hakkın yiyip, nâr-ı cahime kendini yakma. “Ekmek (nân) azizdir, kutsaldır; sofranın ışığı ve bereketidir. Ona sakın küçümseyerek veya saygısızca bakma. Yoksulun hakkına el uzatıp, kendini cehennemin o şiddetli ateşine (nâr-ı cahim) atma” denilmektedir. Tenbihnâmeler, sadece halka değil, devlet yöneticilerine de bir ahlak dersi verirdi. Gösterişli ve israflı sofralar yerine, "fukarayı sabirin"in -sabreden fakirler- ağırlandığı sofralar teşvik edilirdi. Kapıya gelen ihtiyaç sahibi geri çevrilmez; sofradan kalkan misafire, vaktini ayırdığı için nezaketle sunulan "diş kirası" ile zengin ve fakir aynı gönül köprüsünde buluşurdu. Sokaklarda ise "iffet ve vakar" esastı. Gece sokağa çıkanların emniyet için yanlarında fener taşıması zorunlu olup; maytap yakmak veya fişek atmak gibi huzuru bozacak eylemler memnû yani yasak kılınmıştı. Gayrimüslim tebaadan ise oruç tutanların huzuruna hürmeten, umumi yerlerde yiyip içmemeleri bir "birlikte yaşama kültürü" olarak beklenirdi. Günümüzde en çok dikkat edilmesi gereken hususlardan bir budur. Oruç tutmayanların daha çok gayrimüslimlerin dikkatli olmaları istenmelidir. Bilinen bir beyitle bahsi noktalayalım; On bir ayın sultanı şanına layık bir hürmet ister, Zira bu ayda her nefes, bin dua ile göğe yükselir. “Ramazan ayı, ayların şahı ve sultanıdır. Bu kadar yüksek bir makama sahip olduğu için, ona sadece sıradan bir zaman dilimi gibi değil; oruçla, ibadetle ve güzel ahlakla, yani şanına yakışır bir edeple saygı gösterilmesi gerekir. Bu ay o kadar bereketlidir ki, müminin aldığı her nefes, ettiği her niyet sanki binlerce dua gücündeymiş gibi Allah katına ulaşır. Yapılan küçük bir iyiliğin veya bir zikrin karşılığı, diğer zamanlara göre katbekat fazla olduğu” vurgulanmaktadır. Ramazanı şerifimiz mübarek olsun.  www.recepgarip.com 19 Şubat 2026 – İstanbul
Ekleme Tarihi: 19 Şubat 2026 -Perşembe
Recep Garip

TENBİHNÂME-İ ŞERİF

Osmanlı Devleti’nde toplum nizamını temin etmek, halkın ahlaki mukaddesatını muhafaza eylemek ve günlük hayatın akışındaki pürüzleri gidermek maksadıyla yayımlanan resmî belgelere Tenbihnâme denirdi. Padişahın bizzat iradesiyle yayımlanan bu "Uyarı Mektupları", Müslüman ve gayrimüslim tebaanın huzur ve sükûn içinde bu mübarek ayı idrak etmesini hedeflerdi. Ramazan-ı Şerif’e sayılı günler kala tellallar marifetiyle şehrin dört bir yanında, çarşı ve pazarlarda avaz avaz okunarak halka ilan edilen bu tamimler, bir devletin tebaasına duyduğu hem müşfik, hem de disiplinli yaklaşımın nişanesidir. Elbette bunları bilmek ve tarihin bizlere bıraktığı emanetlere de sahip çıkarak toplumun yararına olan hususları devam ettirmek icap ediyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da, sanal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, "Ramazan-ı Şerif'in milletimiz, İslam âlemi ve tüm insanlık için hayırlar getirmesini diliyorum. Rahmet kapılarının açıldığı bu mübarek günlerin birlik ve beraberliğimizi güçlendirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Hayırlı Ramazanlar" ifadelerine yer verirken; Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi ise, “Bu rahmet mevsiminin, kalplerimize sükûnet, sofralarımıza bereket, hanelerimize huzur getirmesini diliyorum. Mübarek ramazan ayı, mazlumların yükünü hafifleten, mağdurların sesine ses olan bir vicdan seferberliğine vesile olsun” dediklerini öğreniyoruz. Değişen, teknoloji dünyasında geleneğimizin devam ettiğini böylelikle anlıyoruz.

Divan ve halk şairlerimizin şiirlerinde de ses ve seda olarak kültürümüze yansıyan önemli noktaların olduğunu da ifade etmiş olalım. Ramazannâme’den bir dörtlükle besmelemizi çekelim:

Besmeleyle başladım sözüme

Sürme çektim iki gözüme

Mübarek Ramazan-ı Şerif

Nurlar saçsın hepimizin yüzüne

Söze Allah'ın adıyla ve edep ile başlamak, bu mübarek ayın manevi ışığıyla ruhu ve yüzü aydınlatmak, gafletten uyanmanın ilk adımı sayılırdı. Ramazan geceleri hem bir ibadet iklimi hem de nezaketle örülmüş bir sosyal şölendi. Ramazan’ın ruhu evvela camilerde tecelli ederdi. Tenbihnâmelerin ilk maddeleri "Kulluk Adabı" üzerine kurulur; şer'î bir mazereti bulunmayan her ferdin orucunu tutması ve beş vakit namazı cemaatle eda etmesi ehemmiyetle vurgulanıyor. Günümüzde de bunların devlet erkânı tarafından yapıldığını biliyor olsak da bir tamim geleneği de oluşturulmalıdır.

Teravih vakti sokakların boşalması gereken mukaddes bir zamandır. O saatlerde Osmanlı Cihan Devletinin ikliminde kahvehane veya berber dükkânlarında beyhude vakit öldürenler "te'dib ve tekdir" (azarlama ve terbiye etme) edilirdi. Ramazan insanlık âlemine rahmet olarak gelmiştir ve insanlık bundan nasibini almalı gaflette kalmamalıdır. Söylemekte yarar vardır ki, o vakitler âlimlerin halkı hurafelerden uzak tutması, camilerin mahyalarla donatılması devletin bizzat takibindeydi. Şimdilerde bunun tkerren ikame edilmesi elzemdir. Yılbaşı süslemelerinin kendi iklimimize, kültürümüz ve inancımıza uymadığını bilsek de zehirli sarmaşık gibi içimize girmiş olan bu türden ucubeliklerin terkedilebilmesi için alternatiflerin bir an evvel oluşturulmasında fayda görmekteyiz. Devlet ricali adım atarsa halkımız gereğini yapar. Evlerimiz, sokaklarımızi caddelerimiz Ramazan geldi hoş safa geldi gibi süslemelere zemin oluşturulmalıdır. Dini fuarların, Ramazan etkinliklerinin elbette kıymeti büyüktür. Zemini daha doğru planlamak gerektiğini söylüyoruz. Payitahtın mevcut olduğu dönemlerde kadınlara mahsus vaaz ve mukabele saatlerinde cami mahremiyetine hürmeten erkeklerin girişi kesinlikle yasaklanarak toplumsal mahremiyet korunurdu. Elbette şimdi de buna azami dikkat gösteriliyor. Ramazan, devletin "şefkat eli"nin en çok hissedildiği aydır. Halkın mağdur edilmemesi için ekonomi ve esnaf ahlakı en ince ayrıntısına kadar denetlenirdi. Fırıncı ve kasap gibi temel gıda sağlayıcıları hazırlıklarını önceden yapar; devlet, Narh Sistemi (sabit fiyat) ile fahiş fiyat artışlarının önüne geçerdi. Günümüzde de Ramazan ayına yaklaşırken bu türden denetimlerin ve uygulamaların artırılarak sürdüğünü biliyor ve takdir ediyoruz. Bakınız Ramazannâme’den Esnaf Manisine yer verelim:

Bak geldi onbir ayın sultanı

Fırıncılar pişirir nân-ı aziz-i canı

Eğer eksik tartarsan o mübarek ekmeği

Unutma ki yakar seni ahiretin nârı (ateşi)

Ekmeğin gramajından ödün veren veya halkın kursağından geçecek lokmaya göz diken fırsatçılara "te'dîbât-ı şedîde" (şiddetli cezalar) verilirdi. Zira devletin nazarında ekmek, sadece bir gıda değil; sofranın feri ve aziz bir emanetti. Günümüzde de aynen devam ettirmekte pidelerin fiyatına ayar verilmektedir. Divan şiirimizden Edirneli Nazmi’ye ait bir beyitle sesimiz renklensin efendim:

Nân-ı azizdir sofranın feri, sakın ola hor bakma;

Fukaranın hakkın yiyip, nâr-ı cahime kendini yakma.

“Ekmek (nân) azizdir, kutsaldır; sofranın ışığı ve bereketidir. Ona sakın küçümseyerek veya saygısızca bakma. Yoksulun hakkına el uzatıp, kendini cehennemin o şiddetli ateşine (nâr-ı cahim) atma” denilmektedir.

Tenbihnâmeler, sadece halka değil, devlet yöneticilerine de bir ahlak dersi verirdi. Gösterişli ve israflı sofralar yerine, "fukarayı sabirin"in -sabreden fakirler- ağırlandığı sofralar teşvik edilirdi. Kapıya gelen ihtiyaç sahibi geri çevrilmez; sofradan kalkan misafire, vaktini ayırdığı için nezaketle sunulan "diş kirası" ile zengin ve fakir aynı gönül köprüsünde buluşurdu. Sokaklarda ise "iffet ve vakar" esastı. Gece sokağa çıkanların emniyet için yanlarında fener taşıması zorunlu olup; maytap yakmak veya fişek atmak gibi huzuru bozacak eylemler memnû yani yasak kılınmıştı. Gayrimüslim tebaadan ise oruç tutanların huzuruna hürmeten, umumi yerlerde yiyip içmemeleri bir "birlikte yaşama kültürü" olarak beklenirdi. Günümüzde en çok dikkat edilmesi gereken hususlardan bir budur. Oruç tutmayanların daha çok gayrimüslimlerin dikkatli olmaları istenmelidir. Bilinen bir beyitle bahsi noktalayalım;

On bir ayın sultanı şanına layık bir hürmet ister,

Zira bu ayda her nefes, bin dua ile göğe yükselir.

Ramazan ayı, ayların şahı ve sultanıdır. Bu kadar yüksek bir makama sahip olduğu için, ona sadece sıradan bir zaman dilimi gibi değil; oruçla, ibadetle ve güzel ahlakla, yani şanına yakışır bir edeple saygı gösterilmesi gerekir. Bu ay o kadar bereketlidir ki, müminin aldığı her nefes, ettiği her niyet sanki binlerce dua gücündeymiş gibi Allah katına ulaşır. Yapılan küçük bir iyiliğin veya bir zikrin karşılığı, diğer zamanlara göre katbekat fazla olduğu” vurgulanmaktadır. Ramazanı şerifimiz mübarek olsun. 

www.recepgarip.com

19 Şubat 2026 – İstanbul

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.