Üç günlük yazı dizimizin son bölümünde artık soruşturmanın en önemli tarafına geliyoruz:
Yatırımcının parası.
SPK'nın tasfiye kararının ardından kamuoyunun en çok merak ettiği konu, fonların içinde bulunan varlıkların nasıl nakde dönüştürüleceği ve yatırımcılara ne zaman ödeme yapılacağı.
SPK'nın resmi açıklamasına göre tasfiye kapsamındaki 131 fonda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.
Bu nedenle tasfiye süreci yalnızca finansal bir işlem değil; aynı zamanda büyük bir yatırımcı koruma sınavı.
Önce varlıklar belirlenecek
SPK'nın belirlediği süreçte MKK ile ilgili bankalar arasında yatırımcıların sahip olduğu katılma payları, rehin, haciz, tedbir ve diğer kayıtların mutabakatı yapılacak.
Fonların saklamaya konu finansal varlıkları ise ilgili bankalar nezdindeki hesaplar altında Takasbank üzerinden takip edilecek.
Yani sistemin ilk aşaması aslında bir anlamda "fotoğraf çekme" aşaması.
Hangi fonda ne kadar varlık var?
Hangi yatırımcının ne kadar payı bulunuyor?
Hangi varlık üzerinde tedbir veya haciz var?
Gerçekleşmemiş hangi emirler mevcut?
Bütün bu soruların kayıtlarla eşleştirilmesi gerekiyor.
Sonra satış süreci başlayacak
Fon portföyünde bulunan finansal varlıkların nakde çevrilmesi sürecinde yatırımcı menfaati, piyasa derinliği ve likidite koşullarının dikkate alınması öngörülüyor.
Yani amaç, varlıkları ne pahasına olursa olsun bir anda satmak değil.
Piyasa şartlarının mümkün olduğunca gözetilerek satışların gerçekleştirilmesi.
Çünkü büyük miktardaki varlığın kısa sürede satılması, bazı piyasalarda fiyatları etkileyebilir.
Bu nedenle SPK'nın üç aylık süreyi altı aya çıkarması da bu açıdan önem taşıyor. Kurul, düzenlemenin amacını portföy yapısı ve piyasa koşulları dikkate alınarak varlıkların uygun koşullarda satılmasına imkan sağlamak olarak açıkladı.
Yatırımcının parası nasıl ödenecek?
Satışlardan elde edilen nakit, yatırımcıların mutabakatı yapılmış bireysel saklama hesaplarına, fon katılma payı sahipliği oranında aktarılacak.
Bu, sürecin en kritik aşaması.
Çünkü tasfiyenin nihai amacı fonun kapatılması değil;
fon varlıklarının doğru şekilde paraya çevrilmesi ve hak sahiplerine aktarılması.
Fakat burada başka bir gerçek var
Yatırımcının beklediği para, fon portföyündeki varlıkların gerçek piyasa değerine bağlı.
Dolayısıyla "tasfiye kararı alındı, herkes parasını aynı şekilde geri alacak" şeklinde basit bir yaklaşım doğru olmaz.
Ödenecek tutar;
Fonun mevcut varlıklarına,
bu varlıkların satış değerlerine,
fonun yükümlülüklerine,
yatırımcının sahip olduğu pay miktarına,
satışların hangi piyasa koşullarında gerçekleştirileceğine
bağlı olarak şekillenecek.
İşte bu nedenle tasfiye sürecinin şeffaf yürütülmesi büyük önem taşıyor.
Asıl sınav güven
Bu dosyanın ekonomik boyutu kadar önemli bir başka boyutu daha var:
Güven.
Bir yatırımcı parasını bir fona yatırırken sadece getiriyi satın almıyor.
Aynı zamanda sistemin denetlendiğine, kuralların uygulandığına ve gerektiğinde devlet kurumlarının yatırımcıyı koruyacağına inanıyor.
Bu nedenle 131 fonun tasfiye süreci sadece mevcut yatırımcıların parasının nasıl dağıtılacağını belirlemeyecek.
Aynı zamanda gelecekte insanların yatırım fonlarına, portföy yönetim şirketlerine ve sermaye piyasalarına bakışını da etkileyebilecek.
Bundan sonra ne olacak?
Önümüzdeki dönemde üç başlık yakından takip edilmeli:
Bir: Tasfiye edilen fonların gerçek portföy büyüklüğü.
İki: Varlıkların hangi fiyatlardan ve hangi yöntemlerle nakde çevrileceği.
Üç: Soruşturma sonucunda sorumluluğu bulunan kişi ve kurumlar hakkında yargı makamlarının vereceği kararlar.
Bunların her biri birbirinden farklı süreçler.
Bir tarafta yatırımcının parasının tasfiyesi var.
Diğer tarafta adli soruşturma.
Ve bütün bunların üzerinde Türkiye sermaye piyasalarının geleceğine ilişkin daha büyük bir soru duruyor:
Yatırımcı güveni yeniden nasıl tesis edilecek?
Bu sorunun cevabı yalnızca bir kurumun açıklamasıyla verilemez.
Şeffaflık, denetim, hesap verebilirlik ve hukuki süreçlerin sonuçlanması birlikte değerlendirilmek zorunda.
Çünkü bugün konuştuğumuz rakam yalnızca 131 fon değil.
455 bin 758 yatırımcı.
Ve onların her birinin arkasında birikim, emek ve gelecek planı var.
Bu nedenle bu dosyanın sonunda en önemli cümle belki de şu:
Sermaye piyasasında güven kaybedildiğinde yalnızca para değil, yatırımcının geleceğe dair inancı da zarar görür. Güvenin yeniden kurulması ise ancak şeffaf, denetlenebilir ve hukuka bağlı bir süreçle mümkün olabilir

