Filistin, İsrail, İran, Yemen ve Körfez dengeleri arasında Mekke Savunma İttifakı'nın geleceği
Üç günlük yazı dizimizin son bölümüne geldik.
İlk gün “Bu anlaşma nedir?” diye sorduk.
İkinci gün “Üç ülkenin birbirine ne sunduğunu ve hangi risklerle karşı karşıya olduğunu” ele aldık.
Bugün ise daha büyük bir soruya bakıyoruz:
Mekke Savunma İttifakı Ortadoğu'nun güvenlik haritasını değiştirebilir mi?
Bu sorunun bugün kesin bir cevabı yok.
Çünkü ittifak henüz kuruluş ve kurumsallaşma aşamasında.
Fakat bugünden itibaren bölgedeki bütün aktörlerin bu yeni yapıyı hesaba katması gerekiyor.
MEKKE İTTİFAKI'NIN ÖNÜNDE ÜÇ YOL VAR
Birinci yol:
Sadece üç ülke arasında savunma işbirliği olarak kalması.
İkinci yol:
Savunma sanayii, ortak tatbikat, istihbarat ve teknoloji alanlarında derinleşerek gerçek bir bölgesel güvenlik mekanizmasına dönüşmesi.
Üçüncü yol ise:
Başka ülkelerin de katılımıyla daha geniş bir bölgesel güvenlik yapısına dönüşmesi.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, anlaşmanın başka ülkelerin katılımına açık olduğunu açıklamış durumda. Ancak Ankara'nın vurgusu, önce mevcut yapının sağlam biçimde kurumsallaştırılması yönünde.
31 Ağustos'ta alınan kararlarla Suudi Arabistan'da sekretarya kurulmasının öngörülmesi ve ilk genel sekreterin Pakistan'dan olması da kurumsallaşma sürecinin başladığını gösteriyor.
İRAN DENKLEMİ
Mekke İttifakı'nın geleceğini belirleyecek en hassas konulardan biri İran olacaktır.
Çünkü İran, Türkiye'nin komşusu.
Pakistan'ın da komşusu.
Suudi Arabistan'ın ise Körfez'deki en önemli bölgesel aktörlerinden biri.
Dolayısıyla üç ülkenin İran konusunda aynı anda hem güvenlik hem diplomasi yürütmesi gerekecek.
Özellikle Pakistan burada kritik bir pozisyona sahip.
İslamabad bir taraftan Suudi Arabistan'la savunma ortaklığı yapıyor, diğer taraftan İran'la sınır ve diplomatik ilişkilerini korumaya çalışıyor.
Son dönemde Yemen'deki Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları da bu dengeyi daha hassas hâle getirdi.
Pakistan, saldırıları kınarken hemen askerî karşılık açıklamadı ve diplomatik kanalları açık tutmaya çalıştı. Reuters'ın aktardığı gelişmeler, Pakistan'ın Suudi Arabistan'la ittifakı ile İran'la ilişkileri arasında hassas bir denge kurmaya çalıştığını gösteriyor.
Bu durum Mekke İttifakı'nın önündeki temel sorulardan birini ortaya çıkarıyor:
Savunma ittifakı, diplomasiyle ne kadar birlikte yürütülebilecek?
İSRAİL DOSYASI
İsrail konusunda da benzer bir ayrım yapmak gerekiyor.
Mekke Savunma İttifakı'nın resmî belgelerinde İsrail ortak düşman olarak gösterilmiyor.
Türkiye ve Pakistan anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu ve herhangi bir ülkeye karşı olmadığını açıkça ifade ediyor.
Bununla birlikte Türkiye'nin İsrail'e ve Gazze savaşına ilişkin siyasi tutumu çok daha sert.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 22 Eylül'de BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada Gazze'deki insani durum ve Filistin devletinin tanınması konularını gündeme getirmesi, Ankara'nın Filistin meselesini dış politikasının önemli başlıklarından biri olarak sürdürdüğünü gösteriyor.
Burada önemli olan şu:
Mekke İttifakı ile Filistin politikası aynı şey değildir.
Ancak birbirinden tamamen bağımsız da değildir.
Çünkü Ortadoğu'da güvenlik meselesinin merkezinde Filistin sorunu bulunuyor.
Gazze'deki savaş sona ermeden, İsrail-Filistin meselesinde kalıcı bir siyasi çözüm bulunmadan ve bölge ülkeleri kendilerini güvende hissetmeden Ortadoğu'da kalıcı bir güvenlik mimarisi oluşturmak son derece zor.
FİLİSTİN MESELESİ İTTİFAKI NASIL ETKİLEYEBİLİR?
Burada üç ihtimal var.
Birinci ihtimal:
Mekke İttifakı Filistin konusunda ortak askerî politika geliştirmez, ancak üç ülke diplomatik düzeyde Filistin devletinin kurulması ve bölgesel barış konusunda ortak girişimlerde bulunur.
İkinci ihtimal:
Filistin meselesi, ittifakın daha geniş bir bölgesel güvenlik vizyonunun parçası hâline gelir.
Üçüncü ihtimal:
Gazze'deki çatışmanın bölgeye yayılması durumunda ittifak ülkeleri farklı güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalır ve bu durum ittifakın ortak hareket kabiliyetini sınar.
Şimdilik resmî belgelerden çıkarılabilecek sonuç, ittifakın doğrudan İsrail'e karşı kurulmadığıdır.
Dolayısıyla bundan sonraki gelişmeleri izlerken belge ile siyasi yorum arasındaki farkı korumak gerekiyor.
YEMEN'DE İLK SINAV
Mekke İttifakı'nın belki de en önemli sınavı şimdiden başladı.
Yemen'deki Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları...
Kızıldeniz ve enerji taşımacılığı...
Körfez güvenliği...
Bütün bunlar ittifakın ne kadar işlevsel olduğunu test ediyor.
19 Eylül'de Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın teknik askerî ihtiyaçlarını karşılamaya hazır olduğunu açıklaması, anlaşmanın artık sadece kâğıt üzerinde olmadığını gösteren gelişmelerden biri olarak kayda geçti.
Fakat aynı günlerde Pakistan'ın doğrudan askerî müdahalenin gündemde olmadığını açıklaması da ittifakın her saldırıya otomatik askerî müdahale anlamına gelmediğini gösterdi.
İşte bu nokta çok önemli.
Caydırıcılık ile otomatik savaş aynı şey değildir.
İttifakın başarılı olup olmayacağı da belki bu ayrımın doğru yönetilmesine bağlı olacaktır.
ABD VE NATO NE YAPACAK?
Türkiye NATO üyesi.
Dolayısıyla Mekke İttifakı'nın gelişimi NATO açısından da dikkatle izlenecektir.
Ancak Türkiye'nin resmî açıklaması açık:
Mekke Savunma İttifakı NATO'nun yerine geçmek için kurulmuş değil.
Mevcut ittifakların tamamlayıcısı olarak tanımlanıyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde asıl mesele “Mekke mi NATO mu?” sorusu olmayabilir.
Asıl soru şu olabilir:
Türkiye, aynı anda NATO üyesi olarak kalırken bölgesel güvenlik mekanizmalarında ne kadar etkin rol üstlenecek?
Bu, Türkiye'nin dış politika ve güvenlik mimarisindeki konumunu anlamak açısından önemli bir soru.
MISIR VE DİĞER ÜLKELER
Mekke İttifakı'nın genişleme ihtimali de önemli.
31 Ağustos'ta Hakan Fidan, başka ülkelerin katılımının anlaşma çerçevesinde mümkün olduğunu söyledi.
Ancak bunun için şartların ve standartların belirlenmesi gerekiyor.
Bu noktada Mısır gibi bölgesel ağırlığı yüksek ülkelerin tutumu önem kazanabilir.
Fakat genişleme ne kadar fazla olursa, ortak karar alma mekanizması da o kadar karmaşık hâle gelebilir.
Bu nedenle hızlı büyümeden önce sağlam bir kurumsal yapı oluşturulması önem taşıyor.
SONUÇ: MEKKE'DE ATILAN İMZANIN GERÇEK DEĞERİ NE ZAMAN ORTAYA ÇIKACAK?
Üç günlük yazı dizimizin sonunda şunu söyleyebiliriz:
Mekke Savunma İttifakı bugün itibarıyla tamamlanmış bir bölgesel askerî blok değildir.
Henüz genç bir yapıdır.
Kurumsallaşma süreci devam etmektedir.
Ancak üç önemli özelliği vardır:
Türkiye'nin askerî ve savunma sanayii kapasitesi.
Pakistan'ın stratejik ve nükleer caydırıcılığı.
Suudi Arabistan'ın ekonomik ve jeopolitik ağırlığı.
Bu üç unsur doğru biçimde bir araya getirilebilirse bölgesel güvenlik açısından yeni bir mekanizma ortaya çıkabilir.
Ama bunun önünde ciddi sınavlar da vardır.
İran'la ilişkiler...
Yemen...
İsrail-Filistin meselesi...
Gazze...
ABD'nin bölgedeki politikaları...
NATO dengesi...
Enerji güvenliği...
Ve üç ülkenin farklı dış politika öncelikleri...
Bütün bunlar ittifakın geleceğini belirleyecek.
Bu nedenle Mekke İttifakı'nı ne abartarak “Ortadoğu'nun NATO'su” ilan etmek ne de küçümseyerek yalnızca sembolik bir anlaşma olarak görmek doğru olur.
Gerçek değerlendirme, bundan sonra atılacak adımlarla yapılabilir.
Çünkü tarih bize şunu gösteriyor:
Bir ittifakın gücü imza töreninde değil, kriz anında gösterdiği dayanışmada ortaya çıkar.
Mekke'de atılan imza bir başlangıçtır.
Asıl hikâye şimdi başlıyor.
İlker Karataş
Yüzyıl Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

