“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz”
Yunus Emre
GİRİŞ
Değerli okuyucu, bu yazı İran’a karşı Amerika ve İsrail müşterek saldırılarının 28 Şubat 2026 sabahı başlatılmasından ve İran ve Amerika tarafları arasında Umman’ın arabuluculuğunda dolaylı üçlü görüşmeler şeklinde devam eden “İran ve Amerika Barış görüşmelerinin” sabote edilmesinden bir hafta önceki durum ve kuvvet dengesi dikkate alınarak yazılmış ve içine de Nasretdin Hocamızdan mülhem biraz da latife katılmış idi. Yazının çıkış sebebi ve temennilerimiz baki kalmakla beraber 28 Şubat 2026 Cumartesi (Şabat günü) itibariyle tarih sahnesindeki savaş görüntüsü değişmişmiş bulunmaktadır.
28 ŞUBAT ÖNCESİ VAR OLAN DURUM ÇERÇEVESİNDE BEKLENEN İRAN VE AMERİKA İSRAİL SAVAŞINA İYİMSER BİR BAKIŞ
Amerika ve Batı destekli İsrail, zincirlerini koparmış azgın bir fil gibi Gazze ve Filistin başta olmak üzere bölge ülkelerini tehdit ediyor. İsrail, İran’ı ve bölge ülkelerini tahrif edilmiş, hükmü geçersiz kılınmış sözde vadedilmiş topraklar ütopyasına bir tehdit ve kendi varlığına yönelmiş bir düşman olarak görüyor. Bölge ülkeleri İsrail ve Amerika’nın bu tavrından büyük bir rahatsızlık duyuyor. Körfez ülkeleri denilen Ülkelerin pek çoğu uzun zamandan beri Amerika nüfuz alanına girmiş oldukları için bir müddet İsrail’e, İsrail’in Gazze ve Filistin’de gerçekleştirdiği soykırım ve vahşete ses çıkaramadılar.
İsrail, 12 Gün Savaşı süresince İran’ı içeriden; ordu komutanlarına suikastlar gerçekleştirerek askeri gücü etkisiz hale getirmeye çalıştı. Psikolojik harbin ve halka yılgınlık vermenin aracı olarak kullandı. Ardından İran’ın stratejik tesislerini savaş uçaklarıyla bombaladı. Amerika ise uzun menzilli bombardıman uçaklarıyla dışarıdan müdahale ile İran nükleer tesislerine karşı gerçekleştirdiği yıkıcı bombardımanlar ile tüm nükleer tesisleri imha ettiğini ve 12 Gün Savaşlarını sona erdirdiğini açıkladı.
İsrail’in, arabulucu olarak Katarda yapılacak günü belirlenmiş Gazze Barış Toplantısına katılacak Hamas temsilcilerinin oluşturduğu Gazze Müzakere Heyetine karşı tertiplediği suikast ve saldırıdan sonra Körfez Ülkelerinin önemli bir ders aldıklarını görüyoruz. Körfez Ülkeleri, İsrail’in bu şok edici sürpriz saldırı sırasında Amerika tarafından “korunmadıkları” ve “korunamayacakları” gerçeği ile yüz yüze geldiler.
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin savunma sanayiindeki başarıları ve Amerika Başkanı Tramp’la geliştirdiği olumlu ilişkiler dolayısı ile Amerika Başkanı ile bir telefon diplomasisi ve temas trafiği yürütmek yoluna gitti. “Dünya Barış Ödülüne” adaylığını açıklayan; bu hususta büyük bir arzu ve iştiyak duyan Tramp, İkinci Başkanlığının ilk senesi dolmadan “8 Savaş bitirdim. 9. cu savaşı İran ile yapacağım ve sonunda Dünya Barış Ödülünü alıp şampiyon olacağım” rüyaları görüyordu.
Amerika Başkanı Tramp, İran’ı etkisiz hale getirmek ve İsrail’i korumak için nihai bir “yok edici savaşın” gerekli olduğuna Netenyahu tarafından ikna edilmiş olmalı ki bir yandan müzakere yolunu açarken, bir yandan da İran bölgesine sevk ettiği büyük savaş gücüyle İran’a diz çöktürmek, petrol ve yer altı zenginliklerine el koymak, sömürgeleştirmek arzusuna kapıldı.
Bu durumdan Türkiye dahil bütün bölge ülkeleri çok rahatsız oldular. Bu çılgın Amerikalı Kovboy, dünyayı yeni savaşlara sokacak ve felaketlere sebep olacak dediler. Böyle bir durum, Amerika ve Batılı Devletlerin İsrail’i bölgede koç başı olarak kullanarak, bölgeyi geri dönüşü olmayan bir kargaşa ve yokluğa sürüklemek tehlikesini görünür bir hale getiren bir anlam taşıyor idi.
Bölgede yer alan Devlet Yöneticileri, İsrail’in zülüm ve vahşetini engellemesini Tramp’a söyleyelim, bölgemize artık biraz huzur gelsin. Başkan Tramp bunu bize çok görmesin dediler. Bölge Devlet Başkanlarından oluşan bir Arabulucu ve ricacı heyeti oluşturdular. Heyetin başına da en kıdemli Başkan olması dolayısı ile Türkiye Cumhurbaşkanı Başkan T. Erdoğan Ağabeylerini getirdiler. Başkan T. Erdoğan, “Bölgemizin huzur ve selameti için ben bu görüşmeleri yapmaya varım. Düşün peşime Beyaz Saraya gidiyoruz” dedi.
Heyet üyesi Devlet Başkanlarının her biri özel uçakları ile Amerika’ya gidip, randevu saatinde Beyaz Sarayda buluşmak üzere anlaştılar. Başkan Erdoğan toplantı saatinden biraz önce Beyaz Saraya vardı ve protokol gereğince Oval Ofise davet edildi. Randevu saati geldi, dakikalar ve saatler geçti diğer heyet üyelerinden ne gelen var ne giden ve ne de bir haber veren.
Başkan Erdoğan baktı ki oval ofiste yalnız ve tek başına kaldı. Diğer heyet yeleri gelemeyecekler. İşi anladı ama ne yazık ki olan olmuş, iş işten geçmiş görüşme vakti gelmişti. Tramp’a sebebi ziyareti konusunda ne diyecekti?
Birden yıllar öncesinden Dünyaya hikmetli, güzel ve nükteli söz ve hazırcevaplık dersi veren Sivrihisar’lı Nasretdin Hocanın, zamanın büyük Hükümdarı Timur ile Hindistan’dan getirdiği ve eğiterek savaşlarda ön safta korku verici ve ezici güç olarak kullandığı, Ankara Savaşından sonra serbest kalıp ortalığı talan eden azgın fillerin zaptu rapta alınması, civar köylerin ekili alanlarına, bahçelerine zarar vermesinin önlenmesi için yanına aldığı yörenin ileri gelenleri ile Timur’un otağına gitmeyi kararlaştırdıkları, fakat daha otağa varıncaya kadar arkasındaki heyetin dağılıp gitmesiyle yalnız kaldığı hal ile ilgili anlatılan hikaye ve manzara gözünde canlandı.
İçinden “Bismillah” deyip, Tramp’la birkaç hoş beşten sonra konuşmaya başladı: “Sayın Tramp biliyorsunuz sizinle Suriye konusunda anlaştık. Suriye’nin bağımsız bir devlet olarak toprak bütünlüğünün korunmasını istiyoruz. Ama İsrail ve Netenyahu söz dinlemez yaramaz bir çocuk gibi hem Suriye’yi hem de İran’ı karıştırıyor. Güya bize de göz dağı vermeye kalkışıyor.
Biliyorsunuz “Ülkemizde ve bölgemizde barış” diye bir hedef ortaya koyduk. Yeni savaşlar ve yeni yıkımlar, insan kayıpları istemiyoruz. Çocuklar ölmesin, yüzler gülsün diye bölgemizde huzur ve barış istiyoruz.
Hele İran’a karşı başlatmaya karar verdiğiniz savaş ve bölgeye yığdığınız savaş makinaları bu bölgeyi yakıp, yıkacak, insanları yok edecek. Peygamber Torunlarını katledenleri lanetle anan, bu katillerin benlik ve dünya saltanatı uğruna yaptıkları zulümlerin yıldönümlerini yas ve acı çekme Bayramı halinde kutlayan; ölümden ve öldürülmekten korkmayan, ölümü Şahadet; Allah’a ve vadettiği Cennetlere kavuşma, ebedi mutluluğa ermeye vasıta bilen bir Milleti, bölgemize topladığınız gemiler ve uçaklarla güç gösterisi yaparak korkutamaz, kişiliklerini inkar etmelerini, teslim olmalarını sağlayamazsınız. Gelin bu olmayacak hevesten, bölgede büyük ve yeni yaralar açacak düşünceden vaz geçin.
Netenyahu’ya da insanlığını hatırlatın, bölgemizde huzursuzluk çıkarmaktan ve Gazze’de hala masum kanı dökmekten vazgeçsin. “Gazze Barış Planının” sorumluluğu sizde. Hala saldırılar ve masum insanların, çocukların öldürülmeleri devam ediyor. Biraz da Netenyahu’nun kulaklarını çekin.
Şayet bölgemizde barışı sağlar, yaptığınız bunca yığınağa rağmen savaş belasından kurtarır iseniz sizi bu sefer Dünya Barış Ödülünü almanız için Türkiye ve Türk- İslam Devletleri Teşkilatı olarak aday olarak teklif ederim.
Şayet Siyonist lobi size karşı tavır alır ve Nobel Barış Ödülünü almanız konusunda engel çıkarır; Siyonist güçleri kullanarak ödül almanıza engel olur ise bizzat ben “Türk-İslam Devletleri ve Tarafsız Hür Devletler Teşkilatı” I.ci Dünya Barış Ödülünün zatınıza verilmesini sağlarım.
Bildiğiniz gibi nasıl Azerbaycan, Ermenistan Barış Anlaşmasının gerçekleşmesindeki katkımı ve önceliğimi “Dünya Barış Ödülünü” alabilmeniz için sizin adınıza ve uğrunuza feda etmiş ve Komşumuz anlaşma tarafları ile “Barış Tokalaşması” yapmayı; Barış Anlaşmasına imzaların huzurunuzla Beyaz Sarayda atılmasını sağlamış isem; bu küçük ricamın tarafınızdan yerine getirilmesi halinde ben de sözümü yerine getirir sizin Dünyanın ve tarihin unutmayacağı “Dünyada Barışı Sağlayan Başkan” olarak anılmanızı sağlamak konusunda tüm çabamı ortaya koyarım. Bu konudaki arzumuzu geri çevirmeyeceğinizden eminim” dedi.
Tramp bu açıklamalar karşısında büyük bir memnuniyet duydu ve gülümseyen bir çehre ile Tramp’a özgü “tamamdır” işareti yaparak, Beyaz Saray Başkanlık Sekreterini çağırdı ve emir verdi: “Derhal Savaş Bakanıma haber verin. İran Körfezinde ve civar üslerde toplanan tüm donanma güçleri ve savaş vasıtaları oldukları yerde hareketsiz kalacaklar. Silahlar sussun.
Meşru İran Devleti ile barış görüşmelerine hakça ve adil bir anlaşma yapılıncaya kadar devam edilecek. Yapılacak Barış Anlaşmasının Garantörleri Bölge Ülkeleri olacak.
Netenyahu’ya da derhal ve “Çok Acele” notuyla bildirin. Bu dakikadan itibaren bomba taşıyan tek bir uçak dahi kaldırılmasını, İran içinde karışıklık çıkarılmasını istemiyorum. Donanmaya dön emri veriyorum” dedi.
“Sayın okuyucu, biraz gerçek biraz ironi ve hayal mahsulü ve insanlık adına bir talep ve temenni olarak ortaya koyduğumuz bu düşünce ve duygular umarız gerçeğe dönüşür.” diyerek tamamladığımız yazımızın maalesef arzu edilen şekilde barışla sonuçlanmadığına görmekten büyük üzüntü duyuyoruz.
28 ŞUBAT GÜNÜ SABAHI İSRAİL VE AMERİKA SİLAHLI GÜÇLERİ TARAFINDAN İRAN’A KARŞI BAŞLATILAN ANİ SALDIRI; İRAN’IN MANEVİ ÖNDERLİĞİ VE DEVLET YETKİLİSİ KİŞİLERE KARŞI YAPILAN SABOTAJ EYLEMLERİ İLE BAŞLAYAN SAVAŞ
28 Şubat öncesi var olan fiili durum ve bölge dengeleri dikkate alınarak savaşın iyimser bir bakış açısı ile bitirilmesi konusundaki temennimiz ve bu konuda biraz hayal mahsulü ve içine biraz ironi ve iyimserlik katarak kaleme aldığımız değerlendirme ve mutlu son konusundaki görüşlerimiz baki kalmak kaydıyla; 28 Şubat’ta başlayan savaşın, gelmiş olduğumuz yedinci günü itibariyle ortaya çıkan durum ve şartlar çerçevesinde taraflar arasında nasıl bir müzakere ve barış ortamı sağlanabilir sorusuna cevap aramaya çalışacağız.
Ne yazık ki bu konuda iyimser olabilmek imkanına sahip değiliz. İran gene gafil avlandı. İsrail ve Amerika çok önceden planlanmış ve tüm altyapısını hazırlanmış oldukları gizli planlarını Üçlü Barış Görüşmelerinin devam etmekte olduğu bir sırada İsrail’in haydutça saldırıları ile başlatmış oldular. İsrail gene 12 Gün savaşlarında gerçekleştirdiği taktiği kullanarak İran’ın Manevi Önderi ALİ HAMANEY ve Aile bireyleri başta olmak üzere üst düzey askeri yetkililere karşı düzenledikleri sabotajlar ile İran’ın üst yönetimini ortadan kaldırma planını büyük ölçüde gerçekleştirmiş oldu. Sabotajdan sadece İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın sağ olarak kurtulmuş olduğu anlaşıldı.
Amerika ve İsrail tarafından birlikte gerçekleştirilen suikast sonucu İran halkının “Velayeti Fakihlik” inanç ve anlayışı ile Dini Lider kabul ettiği AYETULLAH HAMANEYİN Şehadeti üzerine, İran üst yönetimi tarafından 40 günlük bir yas ilan edildi ve bir misillemede bulunma dönemine girildi.
Değerli okuyucu, İran ve İsrail - Amerika savaşının kronolojisi ve tarafların bugüne kadar uğradıkları kayıplar konusunda ayrıntılı bilgi vermek bu yazının amacı değil. Çünkü televizyon ve görsel medya ortamlarında, canlı yayınlarla gerçekleşen ve seyredilen savaş görüntüleri; savaşan tarafların karşılıklı açıklamaları tüm dünya tarafından takip edilmekte, bilinmekte ve çeşitli yorumlar yapılmaktadır.
Ayetullah Ali Hamaney’in, sanki şehadetini önceden görmüş gibi suikast öncesinde aldığı bir kararla, muhtemel ve beklenen savaşın ve İran savaş gücünün yönetimini uzun zamandan beri Danışmanı olan Ali Şeriati’ye bırakmış olduğunu açıklanmış idi. İran Anayasası gereğince yeni Velayeti Fakih belirleninceye kadar yönetim Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın da dahil olduğu üçlü bir konseye geçici olarak bırakılmış bulunuyor. Ali Şeriati kendisine verilen savaş yönetimi yetkisi çerçevesinde İran’ın vurucu gücünü daha önce açıklandığı ve duyurulduğu gibi Amerika’nın civar Körfez ülkelerinde bulunan üs ve tesislerine yönelterek savaşın İran sahası dışında genişlemesi ve bölgedeki halkı Müslüman ülkelere de yayılması sonucunu doğuran uygulamayı başlattı. Bu uygulama, Amerika tarafından yeterince korunmadıkları yönünde Bölge ülkelerinde bir gözlem ve duygunun pekişmiş olmasına rağmen, Müslüman İRAN’ın üst yönetimine karşı da bir hayal kırıklığı ve küskünlük yaratmış oldu. Bölge barışının sağlanmasında önemli bir rol oynama ve katkı sağlama imkanı bulunan Körfez Ülkelerinin bu duygularının tamir edilmesine ihtiyaç duyulacağı açık olarak görülmektedir.
Amerika’dan yapılan son açıklamalar İran’ın hava sahasında hakimiyet sağlandığı ve İran’ın elindeki “Uzun Menzilli Balistik Füze” stokunun azalmakta olduğu; dayanma gücünün birkaç hafta içinde kırılmış olacağı yönünde ise de İran metanetle ve büyük bir azimle kendi özel imkanları ile İsrail ve Amerika’ya karşı savunmasını ve karşı saldırılarını gerçekleştirmeye devam ediyor.
Hameney’in Şehadetinden sonra İran halkı arasında ortaya çıkan dayanışma ve intikam duyguları, savaşın uzaması sonucunu doğuracak temel güç ve etken olarak gözükmektedir. Savaş Bakanı diyebileceğimiz Ali Şeriati’i hiçbir zaman İsrail ve Amerika ile ateşkes yapılmayacağı ve barış masasına oturulmayacağı konusunda şimdilik kararlı olduğu görülmektedir.
Bu genel tablo, İsrail ve Amerika tarafından abartılı; egemen bir devlete karşı yöneltilemeyecek ve gerçekliği olmayan, onur kırıcı bahane ve üst perdeden isteklere rağmen “Barış Görüşmeleri” devam etmekte iken başlatılan savaşın haksız ve hukuka aykırı olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.
Savaşın Bölgeye ve Avrupa Ülkeleri dahil dünya ticaretine olumsuz etkileri de açık bir şekilde ortaya çıkmaya başlamış bulunmaktadır. Böyle bir durumda Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın T. Erdoğan daha önce Körfez Ülkeleri Temsilcilerini de desteğine alarak başlatmış olduğu “Arabuluculuk” ve Tarafların Barış Görüşmelerine yeniden başlamalarını sağlama şeklindeki çabalarını savaşın ilk günden itibaren başlatmış olduğunu yapılan açıklamalardan biliyor ve izliyoruz.
Sayın T. Edoğan’ın Barış Planının ilk olarak gerçekleşmesini sağlamaya çalıştığı husus taraflar arasında ateşkesin bir an önce sağlanması ve masum kanı dökülmesinin önlenmesidir. Önceliğin ateşkesin taraflarca kabul edilmesine bağlı olarak başlatılması düşüncesine dayanan “Barış Planını” Sayın T. Erdoğan Avrupa Devletleri, Nato, Ortadoğu ve Körfez Ülkeleri, Amerika ve İran’ı, Birleşmiş Milletleri, Rusya ve Çin’i de kapsayacak şekilde çok geniş bir etki alanını içine alarak başlatmış bulunmaktadır.
12 GÜNLÜK SAVAŞTAN VE 28 ŞUBAT SAVAŞINDAN ALINMASI GEREKEN DERSLER
Değerli okuyucu, şunu hiç unutmayalım. Dünya eski dünya değil. İslam toplumlarının kendilerine has inanç ve Dini uygulamalarını, yönetim şekillerini, hukuki uygulama ve kabullerini bir ayrılık, rekabet, üstünlük sağlama ve düşmanlık üretme konusu olmaktan çıkarmak zorundayız.
Ortak değerimiz olan Yüce Kur’an’nın belirttiği, öğütleyip tavsiye ettiği gibi, Müslüman topluluklar “Allah’ın ipine sımsıkı sarılarak”; Bir binanın tuğlaları gibi biri birine kenetlenmiş olarak; sağlam ve yıkılmaz bir duvar meydana getirecek şekilde birleşerek, birbirini destekleyerek Milleti güçlü ve yıkılmaz hale getirecek tedbirleri almalıdır.
Devletlerimiz, topluluklarımız ve insanlarımız arasındaki birlik ve dayanışmayı yeni kurumlar ve iş birlikleri oluşturma irade ve becerisini ortaya koyabilmelidir. Ancak bu suretle Dünyaya adaleti götürecek medeniyetimizi, değerlerimizi, üzerinde yaşadığımız ve “Vatan” yaptığımız topraklarımızı, halkımızı koruyabiliriz, geleceğimizden emin yaşayabiliriz.
Değerli okuyucu, İran’a karşı başlatılan “Birinci Dalga 12 Gün Savaşları” İsrail tarafından ne zaman ve hangi önemli Devletlerarası Toplantı sırasında başlatıldı? Hatırlayalım ve üzerinde düşünelim!
Siyonist İsrail, İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan tarafından talep edilen ve Türkiye Cumhurbaşkanı T. Erdoğan’nın daveti ile İstanbul’da toplanması gerçekleştirilen “İslam Devletleri Devlet Başkanları Toplantısının yapıldığı ve İslam Devletleri Savunma Gücünün Kurulması Kararının imzalanma noktasına geldiği günün sabahında” İsrail’in ani olarak, İran’ın sivil ve askeri hedeflerini, Ordu Komutanlarını hedef alarak gerçekleştirdiği sabotajlarla başladığını biliyoruz.
Değerli okuyucu başlatılan bu savaş sadece İran Devletine karşı değil, Müslüman Devletlerinin müşterek savunmaları için bir araya gelmesini ve güç birliği yapmasını önlemeye yönelik, zamanlaması iyi hesaplanmış, barış umutlarını yok etme amacına yönelik, birlik umutlarını önlemeye yönelik bir savaş ve saldırı idi.
İslam Devletleri ortak savunma Gücünün kurulması kararının verileceği tarihi İstanbul toplantısı, karar alınmasına fırsat vermeden, İran’a karşı gerçekleştirilen saldırı ile sabote edilmiş ve sonlandırılmış oldu. Toplantı hayal kırıklığı içinde devam etti ve sadece İran’a karşı yapılan saldırının kınanması ile sınırlı kalan bir bildirinin imzalanması ile sona erdi. Toplantıya katılmak için İstanbul’da bulunan heyet üyeleri sessizce ayrılarak Ülkelerine döndüler.
SONUÇ
Umarız ve temenni ederiz ki Sayın Cumhurbaşkanı T. Erdoğan’ın bu hasbi; çıkar gütmeyen iyiniyetli çabaları semeresini gösterir. Böylece, bozulmuş ve çözüm üretici olma özelliğini bütünüyle kaybetmiş dünya düzeni, hukuki temelden ve haklılıktan tamamen uzaklaşmış, çıkar ve maddi güç odaklı hale gelmiş dünyamızda; biraz olsun var olan istikrarı, barış ve dengeleri bozan; bazı güçlü Devletlerin, bağımsız ve halkının kendi öz iradesine uygun olarak yönetilme hakkına karşı ortaya çıkan keyfi uygulamaları ve zorlamalar son bulur.
Gelecek, hayata yön veren yapıcı bir iradeye; insani değerlere ve salim akla sahip büyük ve asil ruhların varlığı ve etkinliği ölçüsünde huzur bulur ve güzelleşir.
Güzel söz, kutlu bir iman ve eylem ile barışa; barışın güzelliklerine ve huzurlu bir geleceğe, insanların mutluluğuna katkı sağlayanlara ne mutlu.
Yunus Emre Hazretlerinin yüz yıllar öncesinden söylediği gibi:
“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz”
Allah onların emeklerini zayi etmesin.
Dünya ve Ahirette ruhlarını aziz eylesin.
Allah iyi olan kullarını, salih amel sahiplerini dünyanın düzenini sağlamada yetkili ve başarılı kılsın.
Prof. Dr. Ömer Adil ATASOY
Hukukçu Akademisyen