Değerli okuyucu Amerika ve siyonist İsrail tarafından İran’a karşı yürütülmekte olan asimetrik savaş şu günlerde bir ayını tamamlamış bulunuyor. Savaşın İran ve Bölge Ülkelerinde olduğu kadar Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazında ortaya çıkan engeller dolayısıyla tüm Dünya ülkelerini ve ekonomilerini etkiler hale gelmiş olduğunu görüyor ve çeşitli ortamlarda tartışmaya devam ediyoruz.
Savaşan taraflar dışındaki Bölge Ülkeleri ve savaşın insani ve ekonomik olumsuz etkilerini görüp değerlendiren ve tarafsız kalmaya özen gösteren bazı ülkeler savaşın daha fazla zarar ve yıkıma yol açmadan sonlandırılması konusunda barışçı ve yapıcı girişimlerde bulunmaktadırlar. Savaşın geldiği son durum ve barışa yönelik arabuluculuk çalışmaları sürecinde yakın bölgemizdeki gelişmeleri, savaşan tarafların tutum ve davranışlarını bu yazımızda ana hatları ile tespit ve irdelemeye çalışacağız.
Şüphesiz Bölgemizde başlayan ve devam etmekte olan savaşın baş aktörü Amerika ve Siyonist İsrail devletidir. İran ise seçilerek bu savaşa kademeli olarak mahkum ve maruz kalmış, kendini savunma ve meşru müdafa konumunda bir vaziyet almış bulunmaktadır.
Amerika Başkanı Tramp, siyonist İsrailin ve Netenyahu'nun Ortadoğuda haritaları değiştirme konusundaki hayallerine tam destek verme kararlılığına rağmen, Başkan seçildikten sonra açıkladığı "Öncelikle Amerikan Menfaatlerinin Korunması ve Kollanması" hedefi doğrultusunda bir zihin karmaşası; fikir ve eylem bunalımı yaşıyor denilebilir. Başkan Tramp'ın sakin bir ortamda, benimsediğini var saydığımız “Hırıstiyan ahlakı” ile başbaşa kalıp düşünmeye, etrafını kuşarmış Evanjelist Siyonistleri değil, Annesinin hediye ettiği ve üzerine elini koyarak "Başkanlık Yemini" ettiği İNCİL’in "Merhamet Ayetlerini" okuyarak ruhunu dinlemeye ve merhamet Peygamberi Hz. İsa gibi düşünmeye ihtiyacı var. Başkan Tramp’ın, Siyonist İsrailin bütün emirlerine ve Netenyahu'nun kaprislerine amade olması ve boyun eymesi ne zamana kadar Amerika’nın milli menfaatleri ile örtüşmeye devam edecek? Sorusunu savaşın 28.ci gününü tamamladığı şu günlerde, yanılgıya düşmeyecek şekilde cevaplama ihtiyacı duyuyor olduğunu düşünüyoruz.
Şimdiye kadar Ortadoğuda gerçekleştirilen Amerika eylemleri hep bir bahane ve var olmayan bir gerekçe üretilerek bizzat Amerika'nın kendisi veya Amerika’nın Ortadoğuda'ki ileri karakolu siyonist İsrailin açıktan veya örtülü olarak desteklenmesi, sahaya sürülmesi şeklinde gerçekleşmiş bulunuyor.Filistin ve Gazze'nin işgali, acımasız yıkım ve insanlık dışı uygulamalara uğratılması süreci içinde bu hep böyle oldu. Şimdilerde siyonist İsrail Amerikayı İrana karşı başlatılan saldırının baş aktörü olarak fiilen yer almasını sağlamak maksadıyla Başkan Tramp üzerinde, etrafındaki Yahudi Siyonist danışmanlar ve Bakanlar tarafından baskı kurarak lobi yapmayı, Amerika'nın savaşı İsrail saflarında sürdürmesi için ikna faaliyetlerini hızlandırmış, etki çemberini daraltmış bulunuyor. Tramp, Amerikan çıkarları ile siyonist İsrail ve Netenyahu'nun "arzı mevut" (vadedilmiş topraklar) emelleri, ham hayalleri arasında sıkışmış bir durumda bulunuyor. Bu sıkışmışlık karşısında Amerika'nın egemenliği ve menfatlerinin korunması ilkesi noktasında hassasiyetini her vesile ile ortaya koyan Tramp’ın, savaşa fiilen dahil olmada ve sürdürmede, Amerika’yı ve Başkan Tramp’ı kamuoyu nezdinde haklı gösterecek bir bahaneye ve gerekçeye ihtiyaç duyduğunu görmemek, anlamamak mümkün değil. Nasıl 2. Dünya Savaşında Pörlhalbur baskını Amerika'nın beklediği fırsatı yaratmış ve savaşa fiilen girmesini sağlamış ise; nasıl 11 Eylül'de ikiz kuleler çılgınlığı ve provakosyonu Afkanistan işgalinin gerekçesine dönüştürülmüş ise; nasıl Irak ve Suriye kimyasal silahlar üretmek ve insanlığa karşı suç işlemek ve tehdit oluşturmak bahanesi ile yıkıma, yokluğa, yoksulluğa uğratılmış ise; şimdi de siyonist İsrail ve Amerika, İranı nükleer silah geliştirmek için uranyum zenginlştirici bilimsel çalışmalar yapmasını önlemek bahanesiyle yok etmek, boyunduruğu altına almak istiyor. Amerika ve İsrail, İran’ın barışcı amaçlarla bilimsel çalışmalar yapmak, Batılı Devletlerin yararlandığı ve kullandığı imkanlardan kendi iradesi dışında ve zorla mahrum bırakmak isteğini çok açık ve haksız bir biçimde açıklıyor. Hiçbir geçerli hukuki gerekçe ortaya koymadan aşırı kuvvet kullanarak önlemeye çalışıyor. Amerika tüm siyasal, ekonomik ve savaş gücü ile siyonist İsrail'in arkasında durmakla, barış görüşmeleri için gün belirlenerek barış masası kurulmuş olmasına rağmen, İsrailin başlatmış olduğu ajitasyon kokan saldırılara karşılık, İran'ın yaptığı kademeli savunma ve ölçülü misilleme niteliğindeki uzun menzilli füze atışları, İsrailin çok güvendiği "demir kubbesini" delmiş; İsrail yıkımın ne olduğunu son olarak İran’ın uzun menzilli füzeleri ile, İsrail’in nükleer enerji ve atom santralleri bölgesine yapılan isabetli ve önlenemeyen füze atışları göstermiş bulunmaktadır. İsrail, kendisini doğrudan etkileyen savaş halinin yarattığı panik ve yıkım ve acıyı tatmaya ve yaşamaya başlamış bulunuyor. Diyebiliriz ki İsrail ve Netenyahu'nun, Amerikanın ve siyonist dünyanın destek ve yardımlarına bağlı savaşma gücünün pili bitmeye başlamıştır. Bu durum siyonist İsraili ve Netenyahuyu derinden düşünmeye başlatmıştır. Netenyahu gene boş durmayacak, yeni birtakım oldu bittilerle; yaratmakta pek mahir olduğu provakoasyonlar'la kendisi geri plana çekilip, Amerika'yı ve Trampı tüm varlık ve kabiliyetleri ile savaşın ön safında ve savaşı ne pahasına olursa olsun güya zaferle bitirecek şekilde sonlandırma kararlılığına sevk etmeye iteklemek, savaşı sürdürmeye mecbur bırakmak olacaktır. Başkan Tramp, daha İsrail’in İrana karşı saldırısı başlamadan önce, savaş bölgesindeki sivil misyonunu geri çekmiş, bölgedeki üslerini alarma geçirmiş bulunmaktadır. Amerika’nın çeşitli bölge Devletlerindeki askeri üsleri ve buralarda bulunan askeri personel ve teçhizat hassas ve provokasyona açık durumda bulunmaya devam etmektedir. Amerika Başkanı Tramp, İran’nın asimetrik savunma konsepti dahilinde daha önce açıkladığı ve ilan etiği şekilde Amerika’nın Körfez ülkelerindeki üstlerine ve tesislerine karşı yapılan misilleme niteliğindeki füze, insansız savaş araçları ve dıron atışlarının sivil çevreye verdiği tahribatın yerel halk ve yöneticiler üzerindeki olumsuz etkilerini körükleyerek körfezdeki Müslüman ülkelerin Amerika ve siyonist İsrail safında İran’a karşı saldırıya geçmelerini ve misillemeler yapmalarının sağlamaya çalışmaktadır. Korkumuz odur ki siyonist akıl ve uygulayıcısı olan Netenyahu, Amerikaya ve Trampa karşı bir emrivaki yapmak yoluna gidebilir. İran içinden elde ettiği veya özel olarak sabotajlar yapmak için yerleştirdiği İran askeri üniforması giydirilmiş ajanlara, komşu ülkelerdeki Amerikan üslerine ve enerji santrallerine füze ve dron saldırısı yaptırmak suretiyle veya Körfeze yapacağı yoğun bombalama ve sahte bir çıkartma operasyonu ile onurunu ve varlığını koruma noktasında kararlı ve hassaslaşmış İran’ın ve yetkililerinin, Amerika milli menfaatlerine ve askerine karşı bir saldırının gerçekleştirilmesini sağlayabilir. Böyle bir saldırı ve provokasyon, geçmişi ve tarihi bilenler için hiç de şaşırtıcı olmayan bir siyonizm klasiğidir. Umarız ki böylesi telafisi mümkün olmayan bir provokasyon ortaya çıkmadan Amerika'da sağduyu hakim olur. Başkan Tramp, Türkiye, Körfez ülkeleri, Avrupa Devletleri ve Pakistan, Endonezya gibi önemli İslam ülkeleri tarafından desteklenen Amerika ve İran arasında, “geri plan diplomasisi” şeklinde başlamış ve sürdürülmekte olduğu anlaşılan ve en üst düzeyde Türkiye Cumhurbaşkanı T. Erdoğan ve Dışişleri Bakanı tarafından açıklanan “Arabuluculuk” misyonu çerçevesinde başlatılan barış görüşmeleri olumlu sonuçlanır. Savaşın engellenemez şekilde genişlemesinin önüne geçilmiş olur. Özellikle Hürmüz Boğazı üzeride yoğunlaşan ve tüm dünyayı etkisi altına alan petrol kırizi ve ekonomik belirsislikler son bulur. İsrail’in Orta Doğuda 3. Dünya savaşının fitilini ateşlemeye yönelik bir girişimi ortaya çıkmaz. Sağduyu galip gelir. Barış yanlısı Devlet Yöneticilerinin gayret ve çabaları gerçekleşir ve barışcı görüşmeler kapısı açılır. İnsanlık onuru daha fazla yara almaz, acıların üzerine yeni acılar eklenmez. SONUÇ Umarız ve temenni ederiz ki Sayın Cumhurbaşkanı T. Erdoğan’ın hasbi; çıkar gütmeyen iyiniyetli çabaları semeresini gösterir. Böylece, bozulmuş ve çözüm üretici olma özelliğini bütünüyle kaybetmiş dünya düzeni, hukuki temelden ve haklılıktan tamamen uzaklaşmış, çıkar ve maddi güç odaklı hale gelmiş dünyamızda; biraz olsun var olan istikrarı, barış ve dengeleri bozan; bazı güçlü Devletlerin, bağımsız ve halkının kendi öz iradesine uygun olarak yönetilme hakkına karşı ortaya çıkan keyfi uygulamaları ve zorlamalar son bulur. Dünyanın geleceği, hayata ve tarihe yön veren yapıcı bir iradeye; insani değerlere ve salim akla sahip büyük ve asil ruhların varlığı ve etkinliği ölçüsünde huzur bulur ve güzelleşir. Güzel söz, kutlu bir iman ve eylem ile barışa; barışın güzelliklerine ve huzurlu bir geleceğe, insanların mutluluğunu ve onurunu korumaya katkı sağlayanlara ne mutlu. Yunus Emre Hazretlerinin vefat tarihi itibariyle 705 (yediyüzbeş) yıl öncesinden söylediği gibi: “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz” Allah, barış, huzur ve selametin dünyamızda hakim olmasını sağlamak için çalışanların emeklerini zayi etmesin. Dünya ve Ahirette ruhlarını aziz eylesin. Allah iyi olan kullarını, salih amel sahiplerini dünyanın düzenini sağlamada yetkili ve başarılı kılsın.

