Değerli okuyucu, kişilerin hayat tarzlarına saygı, tarihe ve topluma mal olmuş, kültür ve değerlerimizin kurucusu, medeniyetimizin önderi kişileri kendi kültür ve değer alanları içinde kabul ederek tanıtmak ve anmak bir dürüstlük ilkesidir. Geçtiğimiz günlerde bir Sayın yazarın bu ilkeleri göz ardı eden bir yazısı ile karşılaşmış bulunmaktayız. Toplum değerlerimize saygımız ve korunması gerektiği konusundaki inancımız bu yazının ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Yazının çıkış noktası Sayın yazarın aile hayatımızı ve eşler arası özel ilişkiler konusundaki mahremiyet ölçülerini zorlayan görüşleri ve bu konudaki düşüncelerine Büyük Türk mutasavvıf ve şairi, toplumumuzun manevi önderlerinden biri ola Yunus Emre Hazretlerini şahit tutarak ona tasdik ettirmek gayretidir.
Değerli okuyucu, hicap duygusunu, aile hayatının mahremiyetini, eşler arasındaki ilişkinin özelliğini berhava eden; cinsel teşhirciliğin ve utanmazlığın "insan dışı yaratıklara" mahsus bir davranış olduğunu unutma, görmezlikten gelme gaflet ve cehaletini ortaya koyan bir yazı haftalık çok yapraklı bir gazetenin son sayılarından birinde yayınlandı.
Sayın yazar, TRT ve özel TV. ekranlarında yayınlana dizi ve yapımlarda öpüşme dahil, özel mahrem anların kemali gerçeklikle yayınlanma ve sergilenmesinin Radyo Televizyon Üst Kurulu (RÜTÜK) tarafından denetlenmesi ve kısıtlanmasından şikayet ediyor.
Bize göre Sayın yazarın bu tür konularda RÜTÜK'e yüklenerek eleştiri oklarını yöneltmesine gerek yok. Özlem duyduğu; artistik ve sanatsal bir gereklilik olarak aradığı her türlü cinselliği, destursuz! herkese açık olan çağdaş! görsel dünyanın her mecrasında bolca görmek ve huzur bulmak imkanı olduğunu Sayın yazara hatırlatmak isteriz.
Sayın yazar, yazısının içeriğinde, özel hayatın gizliliğinin bir parçası olan, eşler arasındaki cinsel yaşam ve etkileşimle ilgili tezahürlerin en masumu olarak kabul ettiği öpüşme üzerinde durmakta, bu masum! eylemin biyolojik, psikolojik boyutu ve önemini vurguladıktan sonra, toplumsal boyutuna çarpıcı felsefi ve evrensel bir boyut katmak için Yunus Emre Hazretlerinin Divanından bir mısrayı bağlamından koparıp alarak ona onaylatmaya çalışmaktadır.
Sayın yazarın, yazısında ifade ettiği düşünce, zihniyet yapısı ve cinsel serbesti anlayışı ile hiç ilgisi olmayan Yunus Emre Hazretlerinin bir dizesine sığınması ve ondan meşruiyet devşirmeye kalkması, Yunus Emre’nin şiirlerinde ifadesini bulan Allah ve insan sevgisi, ahlak, hayır ve iyilik yolunu benimsemiş halkımızın değerlerine ve aile yaşamına tamamen zıt, onun mahremiyet anlayışını berhava eden ve haddi aşan bir son damla niteliği taşımaktadır.
Sayın yazar, yazısının son final paragrafını şöyle bitiriyor:
"Hayat kısa, tadını çıkarın arkadaşlar;
Yunus Emre’nin dediği gibi:
Dört kitabın manası, budur eğer var ise!"
Sayın yazar, sanki hayatın manası cinsel haz ve şehevi duygulardan ibaretmiş gibi açıkladığı çarpık ve aşırı görüşünü, 12.ci – 13.ci Yüzyıl Anadolu’sunun irfan, ahlak ve medeniyetinin kurucu önderlerinden biri olan Yunus Emre Hazreterine onaylatmaya çalışıyor.
Sayın yazar, Yunus Emre Hazretlerinin Divanında yer alan bu mısrayı ifade ve bağlamından; içinde bulunduğu şiirin bütününden ve bir üstünde ifade edilen mısradan ayrı ve kopuk olarak kullanmak suretiyle okuyucuyu yanıltmak yoluna gitmektedir. Böyle “ben yaptım oldu” tarzında bir anlayış, dürüst bir bilgilendirme ve yorum olarak değerlendirilemez.
Bu mısra ve söyleyişin de yer aldığı Yunus Emre’ye ait şiirin iki mısradan oluşan bir beyti şöyle; Yunus Emre Hazretleri:
“Sen seni ne sanırsan ayrıga da anı san
Dört kitabın manisi budur eger varısa” demektedir.
Bu arı duru Türkçe ifadenin açıklanmaya ihtiyacı yok ama biz gene de birkaç söz söyleyelim: Birinci mısrada, “İnsan” kendini nasıl değerli ve saygıya layık bilir, böyle kabul edilmek isterse; başkasının da insan olarak böyle bir saygıya layık olduğunu bilmesi ve muhatabına insanca davranması gerekir anlamı ifade edilmektedir.
İkinci mısra da ise, Allah’ın vahiy yoluyla dört ayrı Peygamberine gönderdiği “Dört Kitap” bunu bize bildiriyor. Biz bu “Dört Kitabın” Allah tarafından vahiy yoluyla gönderilmiş olduğunu kati olarak bilir, şeksiz ve şüphesiz iman ederiz anlamındadır.
Yunus Emre’nin ikinci mısrada ifade edilen “Dört kitabın manisi budur eger var ise” deyişindeki “eger varısa” söz kalıbı, bugünkü Türkçede karşılığı olan şüphe, belirsizlik, şart, sorgulama bildiren anlamıyla değil; Yunus EMRE Hazretlerinin zamanındaki Türkçedeki anlamı olan katiyet, mutlak doğru bilgi anlamında kullanılmıştır. Mısradaki ifade bu şekilde anlaşılması gerekir iken; Sayın yazar, mısradaki “eger varısa” ifadesinin, okuyucu tarafından günlük Türkçedeki karşılığı ile anlamlandırılacağını düşünerek ve ima ederek, İlahi Kitaplara karşı bir şüphe ve güvensizliği okuyucuya adeta empoze etmektedir.
Şunu biliriz ki “İslam Dininin” kaynağı olan Kur’an en son vahyedilen İlahi Kitaptır. Kur’an, önceki Peygamberlere gelip de tebliğ edildikleri kavim, millet ve topluluklar tarafından tahrif edilmiş; değiştirilmiş, eklemeler yapılmış ve aslından uzaklaştırılmış olan buyruk ve hükümleri; davranış ve uygulamaları tashih etmek ve “Allah’ın Dinine”, ebedi hayat nizamına uygun hale getirmek için gönderilen en son ve en yeni; Allah tarafından en mükemmel hale getirilmiş ve tamamlanmış olan Dininin esaslarını bildiren Kitaptır. Kur’an, Allah’ın ezeli ve ebedi Dini “İslamın” esaslarını tüm insanlık için açıklamakta ve bildirmektedir.
ALLAH Yüce Kur’an’da yer alan “İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor” (Kıyamet, 36) Ayeti Kerimesi ile “İnsanın” kendi nefsinden ürettiği aşırılık, hayasızlık, insan onuruna aykırı davranışlara izin verilmeyeceğini bildirmektedir. Önceki Peygamberlere indirilen Kitapların özünde de bu talimat ve uyarı vardır. Onun için insanların, insan onuruna yakışmayan davranışlar ve ortaya koyduğu başıboşluk, tüm semavi dinlerin saliklerinin temiz yaşam anlayış ve uygulamalarına da bir saldırı mahiyetinde olduğunu söyleyebiliriz.
Şimdi, Yunus Emre Hazretlerinin bu dizedeki kastının ne olduğunu şiirinin ve hayat tarzının bütünlüğü içinde kendisinden dinleyelim. Bakalım Büyük Yunus Emre Hazretleri Divanında yer alan bu şiirde eşe saygı ve yazarın özlem duyduğu çirkinlik ve pespayeliklere karşı ne diyor:
Miskinlikden buldılar kimde erlik varısa
Merdübandan yitdiler yüksekten bakarısa
Gönül yüksekte gezer dem-be-dem yoldan azar
Taş yüzüne ol sızar içinde ne varısa
Ak sakallı pir koca bilmez ki hali nice
Emek yimesin hacca bir gönül yıkarısa
Sağır işitmez sözi gice sanır gündüzi
Kördür münkirin gözü alem münevver ise
Gönül Çalabın tahtı gönüle Çalab baktı
İki cihan bed-bahtı kim gönül yıkarısa
Sen seni ne sanursan ayruga da anı san
Dört kitabın manisi budur eger varısa
Bildük gelenler geçmiş konanlar girü göçmiş
Işk şarabından içmiş kim ma’ni tuyarısa
Yunus yoldan ırmasun yüksek yerde turmasın
Sinle sırat görmesin sevdiği Didarısa
………….
İkrar erün yarıdur varsa Uçmak yirüdür
Bahil Uçmak görmeye yüz bin gözi varısa
Ma’nide getürmişler kardaştan yar yiğrekdür
Oguldan dahi tatlu eger togrı yarısa
Gördün yarin togrudur baş kogıl ayağına
Çıkar cigerün yidür eger çaren varısa
Gördün yarin egridür nen varısa vir kogıl
Ululardan meseldür işitdüğün varısa
Çok söz hayvan yükidür az söz erin görkidür
Bilene bir söz yiter canda gevher varısa
Değerli okuyucu!
Muhakkak ki “Güneş balçıkla sıvanmaz”
Allah Yunus Emre Hazretlerinin Ruhunu Aziz etsin.
Ramazan-ı Şerifiniz mübarek olsun.
Dua ve esenlikle kalınız.
Prof. Dr. Ömer Adil ATASOY
Hukukçu Akademisyen