Yusuf Çelik
Köşe Yazarı
Yusuf Çelik
 

Fonların Kör Noktası

Yatırım fonları… Kulağa sofistike geliyor değil mi? Oysa mesele aslında çok basit bir soruya dayanıyor: “Fiyat mı, performans mı?” Bugün bankaların ekranlarında ya da TEFAS tablosunda yüzlerce fonun ismini görebiliyoruz. Kimisi altınla, kimisi hisse senediyle, kimisi tahvillerle öne çıkıyor. Ama çoğumuzun gözden kaçırdığı bir ayrıntı var: yönetim ücretleri. Sessizce cebimizden çıkan bu küçük rakamlar, uzun vadede kazancımızı büyütebilir de eritebilir de. Zihniyetin Tuzakları İktisat tarihçisi Sabri Ülgener’in işaret ettiği gibi, ekonomik kararlarımızda rasyonel hesaplardan çok, algılar ve psikoloji de etkilidir. Çoğu yatırımcı “pahalıysa kalitelidir” tuzağına düşer. Yönetim ücreti %3 olan bir fonu görünce, “demek ki daha profesyonel yönetiliyor” der. Oysa bu, çoğu kez yanıltıcıdır. Mehmet Genç Hoca’nın meşhur sözü burada tam oturuyor: “İktisadın kalbinde zihniyet vardır.” Eğer zihniyetimiz “fiyat yüksekse performans da yüksektir” diye kurulmuşsa, kaybetmeye adayız. Çünkü fonun değerini belirleyen, ücret değil; yöneticinin piyasayı ne kadar akıllıca okuyabildiğidir. “Ekonomi Bilimdir, Sihir Değil” Bir gün köy kahvesinde oturan Ali Amca’yı düşünün. Cebinde biraz birikmiş parası var. Komşusu Ahmet övünerek, “Benim fonum var, yıllık %5 ücret alıyor ama geçen yıl %40 kazandırdı,” diyor. Ali Amca hemen hevesleniyor. Ama unuttuğu şu: O %40 belki de zaten piyasanın genel yükselişinden geldi. Eğer fonun ücreti %5 değil de %1 olsaydı, o fark uzun vadede Ali Amca’nın cebine ciddi şekilde yansıyacaktı. Mahfi Eğilmez’in sıkça vurguladığı gibi, “Ekonomi bilimdir, sihir değil.” Yani tek bir yılın şaşalı rakamlarına bakarak karar vermek, uzun vadede bizi yanıltır. Hisse Senedi Fonları: İstisnalar Tabii kuralın istisnaları da var. Özellikle hisse senedi fonları… Burada fon yöneticisinin bilgi ve sezgisi çok daha kritik. Piyasadaki “gözden düşmüş” ama geleceği parlak şirketleri zamanında keşfeden bir yönetici, fonu piyasadan daha iyi performansa taşıyabilir. Böyle bir durumda yüksek yönetim ücreti, aslında yöneticinin tecrübesine ödenmiş bir bedeldir. Ama bu farkı anlamak için sabır gerekir. Tek bir yılın getirisine bakmak yetmez; 5–10 yıllık performans ortalaması incelenmelidir. Çünkü yatırım, kısa bir sprint değil; uzun bir maratondur. Fonların Sessiz Bedeli Fon yönetim ücretleri çoğu zaman göz ardı edilir. “Yüzde bir, yüzde iki ne fark eder?” diye düşünülür. Ama bileşik etkinin nasıl işlediğini bilen bilir: O %1–2’lik fark, 10 yılın sonunda küçük servetler eder. İşte burada Bediüzzaman Said Nursî’nin şu sözü kulağa küpe olmalı: “İktisat eden zenginleşir; israf eden iflasa sürüklenir.” Gereksiz yere yüksek ücret ödemek, aslında israfın ta kendisidir. Velhasıl; fon seçerken yalnızca getirilerin peşinden koşmak, yatırımcı için en büyük tuzaktır. Düşük maliyetli fonlar, özellikle tahvil ve kıymetli maden gibi görece durağan alanlarda uzun vadede daha kazançlıdır. Hisse senedi fonlarında ise yöneticinin becerisi belirleyici olabilir ama bu da yıllara yayılan performansla ölçülmelidir. Türkiye’nin yatırımcısı artık “pahalıdır, demek ki iyidir” kolaycılığını geride bırakmalı. Çünkü mesele yalnızca fiyat değil; araştırmak, sorgulamak ve akıllı tercihler yapmaktır. Unutmayın: her pahalı kahve en lezzetlisi olmadığı gibi, her ucuz kahve de en kötüsü değildir. Önemli olan, ihtiyaca uygun olanı seçebilmektir. Selam ve Dua ile…
Ekleme Tarihi: 16 Mart 2026 -Pazartesi
Yusuf Çelik

Fonların Kör Noktası

Yatırım fonları… Kulağa sofistike geliyor değil mi? Oysa mesele aslında çok basit bir soruya dayanıyor: “Fiyat mı, performans mı?” Bugün bankaların ekranlarında ya da TEFAS tablosunda yüzlerce fonun ismini görebiliyoruz. Kimisi altınla, kimisi hisse senediyle, kimisi tahvillerle öne çıkıyor. Ama çoğumuzun gözden kaçırdığı bir ayrıntı var: yönetim ücretleri. Sessizce cebimizden çıkan bu küçük rakamlar, uzun vadede kazancımızı büyütebilir de eritebilir de.

Zihniyetin Tuzakları

İktisat tarihçisi Sabri Ülgener’in işaret ettiği gibi, ekonomik kararlarımızda rasyonel hesaplardan çok, algılar ve psikoloji de etkilidir. Çoğu yatırımcı “pahalıysa kalitelidir” tuzağına düşer. Yönetim ücreti %3 olan bir fonu görünce, “demek ki daha profesyonel yönetiliyor” der. Oysa bu, çoğu kez yanıltıcıdır.

Mehmet Genç Hoca’nın meşhur sözü burada tam oturuyor: “İktisadın kalbinde zihniyet vardır.” Eğer zihniyetimiz “fiyat yüksekse performans da yüksektir” diye kurulmuşsa, kaybetmeye adayız. Çünkü fonun değerini belirleyen, ücret değil; yöneticinin piyasayı ne kadar akıllıca okuyabildiğidir.

“Ekonomi Bilimdir, Sihir Değil”

Bir gün köy kahvesinde oturan Ali Amca’yı düşünün. Cebinde biraz birikmiş parası var. Komşusu Ahmet övünerek, “Benim fonum var, yıllık %5 ücret alıyor ama geçen yıl %40 kazandırdı,” diyor. Ali Amca hemen hevesleniyor. Ama unuttuğu şu: O %40 belki de zaten piyasanın genel yükselişinden geldi. Eğer fonun ücreti %5 değil de %1 olsaydı, o fark uzun vadede Ali Amca’nın cebine ciddi şekilde yansıyacaktı.

Mahfi Eğilmez’in sıkça vurguladığı gibi, “Ekonomi bilimdir, sihir değil.” Yani tek bir yılın şaşalı rakamlarına bakarak karar vermek, uzun vadede bizi yanıltır.

Hisse Senedi Fonları: İstisnalar

Tabii kuralın istisnaları da var. Özellikle hisse senedi fonları… Burada fon yöneticisinin bilgi ve sezgisi çok daha kritik. Piyasadaki “gözden düşmüş” ama geleceği parlak şirketleri zamanında keşfeden bir yönetici, fonu piyasadan daha iyi performansa taşıyabilir. Böyle bir durumda yüksek yönetim ücreti, aslında yöneticinin tecrübesine ödenmiş bir bedeldir.

Ama bu farkı anlamak için sabır gerekir. Tek bir yılın getirisine bakmak yetmez; 5–10 yıllık performans ortalaması incelenmelidir. Çünkü yatırım, kısa bir sprint değil; uzun bir maratondur.

Fonların Sessiz Bedeli

Fon yönetim ücretleri çoğu zaman göz ardı edilir. “Yüzde bir, yüzde iki ne fark eder?” diye düşünülür. Ama bileşik etkinin nasıl işlediğini bilen bilir: O %1–2’lik fark, 10 yılın sonunda küçük servetler eder. İşte burada Bediüzzaman Said Nursî’nin şu sözü kulağa küpe olmalı: “İktisat eden zenginleşir; israf eden iflasa sürüklenir.” Gereksiz yere yüksek ücret ödemek, aslında israfın ta kendisidir.

Velhasıl; fon seçerken yalnızca getirilerin peşinden koşmak, yatırımcı için en büyük tuzaktır. Düşük maliyetli fonlar, özellikle tahvil ve kıymetli maden gibi görece durağan alanlarda uzun vadede daha kazançlıdır. Hisse senedi fonlarında ise yöneticinin becerisi belirleyici olabilir ama bu da yıllara yayılan performansla ölçülmelidir.

Türkiye’nin yatırımcısı artık “pahalıdır, demek ki iyidir” kolaycılığını geride bırakmalı. Çünkü mesele yalnızca fiyat değil; araştırmak, sorgulamak ve akıllı tercihler yapmaktır. Unutmayın: her pahalı kahve en lezzetlisi olmadığı gibi, her ucuz kahve de en kötüsü değildir. Önemli olan, ihtiyaca uygun olanı seçebilmektir.

Selam ve Dua ile…

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.