Yusuf Çelik
Köşe Yazarı
Yusuf Çelik
 

Ramazan Sofrası mı, Tüketim Festivali mi?

Eskiler “Ramazan girdiği yere bereketiyle gelir” derlerdi. Çocukluğumda mahallemizde iftar sofraları sade ama huzurlu olurdu; bir tas çorba, biraz ekmek, birkaç hurma… Fakat bugün aynı sofralara baktığımda başka bir manzara görüyorum. Ramazan’ın bereketi yer yer bir tüketim yarışına dönüşmüş gibi. Bir iktisat öğrencisi olarak verilere baktığımda ilginç bir tabloyla karşılaşıyorum: Normalde daha az yememiz gereken bir ayda gıda harcamaları artıyor, marketler dolup taşıyor, sofralar adeta küçük bir ziyafete dönüşüyor. Peki bu nasıl oluyor? Nefsi terbiye etmeyi öğreten bir ay, nasıl oluyor da tüketimin en yoğun olduğu dönemlerden biri hâline geliyor? İftar Sofrası ve Artan Tüketim Gündelik hayatta soframızda sade bir ekmek varken Ramazan’da yerini sıcak pideler alır. Normalde nadiren tüketilen sucuk, pastırma, tatlı çeşitleri bir anda sofraların vazgeçilmezi olur. Miktar olarak belki daha az yiyoruz ama daha pahalı ve daha gösterişli ürünlere yöneliyoruz. Mehmet Genç Hoca Osmanlı ekonomik zihniyetini anlatırken şöyle der: “Toplumun değerleri, piyasaların davranışını da şekillendirir.” Gerçekten de Ramazan’ın kültürel ve manevi anlamı, tüketim davranışını doğrudan etkiliyor. Bir köy kahvesinde yaşlı bir amcanın şu sözü bu durumu güzel anlatıyor: “Evladım, Ramazan’da sofraya bereket yakışır.” Ancak bereket ile israf arasındaki sınır bazen fark edilmeden aşılabiliyor. Bereket arayışı elbette güzeldir; sofraya bolluk ve paylaşım yakışır. Ancak burada ince bir çizgi vardır. Kur’an-ı Kerim’de açıkça buyrulur: “Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf, 31). Yani bereket ile israf arasındaki sınır, sadece ekonomik değil, aynı zamanda manevi bir sorumluluktur. Ramazan’da sofralarımızı zenginleştirmek isterken, bazen farkında olmadan ihtiyaçtan fazlasını tüketiyor, hatta çöpe giden yiyeceklerle nimete hürmetsizlik etmiş oluyoruz. Oysa gerçek bereket, sofradaki çeşitlilikten değil; paylaşmaktan, ölçüden ve şükürden doğar. Ramazan ekonomisi bize yalnızca tüketim alışkanlıklarımızı değil, aynı zamanda israfla bereket arasındaki dengeyi hatırlatır. Çünkü iktisadın en büyük ölçüsü, sadece rakamlarla değil, değerlerle kurulur. Soframızda nimeti çoğaltmak değil, nimeti korumak ve paylaşmak asıl bereketin kaynağıdır.  Açlık, Reklamlar ve Tüketim Psikolojisi Ramazan ekonomisinin bir başka yönü ise reklam dünyasında görülür. Televizyonlarda iftara dakikalar kala yayınlanan o nostaljik reklamları hatırlayın: büyük aile sofraları, mahalle iftarları, sıcak ve duygusal sahneler… Reklamcılar insan psikolojisini iyi bilir. Çünkü iftara yakın saatler, insanların en aç ve en savunmasız olduğu anlardır. Bu yüzden tüketim mesajları tam o dakikalarda ekrana gelir. Kadim İktisatçılarımızdan Sabri Ülgener ekonomik davranışların yalnızca maddi değil, zihniyet ve kültürle de şekillendiğini vurgular. Modern pazarlama dünyası ise tam da bu noktayı hedef alır: Maneviyatın yoğun olduğu bir dönemi tüketim motivasyonuna dönüştürmek. Sonuçta sofralar büyür, alışveriş sepetleri dolar ve Ramazan’ın sade ruhu zaman zaman arka planda kalır. Asıl Ders: Tüketmek mi, Ölçüyü Bilmek mi? Ekonomist Mahfi Eğilmez ekonominin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını, aynı zamanda insan davranışlarının bir aynası olduğunu söyler. Ramazan ayındaki tüketim alışkanlıkları da bunun en canlı örneklerinden biridir. Deprem bölgelerinde kurulan çadırlarda içilen bir tas sıcak çorbanın kıymetini hatırlayın. O sofralarda ne gösteriş vardı ne de çeşit bolluğu… Ama orada gerçek bir şükür ve paylaşma duygusu vardı. Belki de Ramazan bize şu hakikati hatırlatmak için geliyor: Gerçek zenginlik çok şeye sahip olmak değil, az şeye ihtiyaç duymaktır. Ramazan ayı sadece aç kalmayı değil, aynı zamanda ölçüyü öğrenmeyi öğretir. Sofralar büyüdükçe gönüller küçülüyorsa, orada bereket değil israf vardır. Velhasıl mesele yalnızca ne kadar harcadığımız değil; nasıl ve niçin harcadığımızdır. Çünkü tüketmek sadece eşyayı bitirmez; bazen insanın huzurunu ve sükûnetini de tüketir. Ramazan’ın gerçek bereketi, sofranın büyüklüğünde değil; paylaşmanın sadeliğinde gizlidir. Selam ve Dua ile…
Ekleme Tarihi: 09 Mart 2026 -Pazartesi
Yusuf Çelik

Ramazan Sofrası mı, Tüketim Festivali mi?

Eskiler “Ramazan girdiği yere bereketiyle gelir” derlerdi. Çocukluğumda mahallemizde iftar sofraları sade ama huzurlu olurdu; bir tas çorba, biraz ekmek, birkaç hurma… Fakat bugün aynı sofralara baktığımda başka bir manzara görüyorum. Ramazan’ın bereketi yer yer bir tüketim yarışına dönüşmüş gibi.

Bir iktisat öğrencisi olarak verilere baktığımda ilginç bir tabloyla karşılaşıyorum: Normalde daha az yememiz gereken bir ayda gıda harcamaları artıyor, marketler dolup taşıyor, sofralar adeta küçük bir ziyafete dönüşüyor. Peki bu nasıl oluyor? Nefsi terbiye etmeyi öğreten bir ay, nasıl oluyor da tüketimin en yoğun olduğu dönemlerden biri hâline geliyor?

İftar Sofrası ve Artan Tüketim

Gündelik hayatta soframızda sade bir ekmek varken Ramazan’da yerini sıcak pideler alır. Normalde nadiren tüketilen sucuk, pastırma, tatlı çeşitleri bir anda sofraların vazgeçilmezi olur. Miktar olarak belki daha az yiyoruz ama daha pahalı ve daha gösterişli ürünlere yöneliyoruz.

Mehmet Genç Hoca Osmanlı ekonomik zihniyetini anlatırken şöyle der:

“Toplumun değerleri, piyasaların davranışını da şekillendirir.”

Gerçekten de Ramazan’ın kültürel ve manevi anlamı, tüketim davranışını doğrudan etkiliyor. Bir köy kahvesinde yaşlı bir amcanın şu sözü bu durumu güzel anlatıyor:

“Evladım, Ramazan’da sofraya bereket yakışır.”

Ancak bereket ile israf arasındaki sınır bazen fark edilmeden aşılabiliyor.

Bereket arayışı elbette güzeldir; sofraya bolluk ve paylaşım yakışır. Ancak burada ince bir çizgi vardır. Kur’an-ı Kerim’de açıkça buyrulur: “Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf, 31). Yani bereket ile israf arasındaki sınır, sadece ekonomik değil, aynı zamanda manevi bir sorumluluktur.

Ramazan’da sofralarımızı zenginleştirmek isterken, bazen farkında olmadan ihtiyaçtan fazlasını tüketiyor, hatta çöpe giden yiyeceklerle nimete hürmetsizlik etmiş oluyoruz. Oysa gerçek bereket, sofradaki çeşitlilikten değil; paylaşmaktan, ölçüden ve şükürden doğar.

Ramazan ekonomisi bize yalnızca tüketim alışkanlıklarımızı değil, aynı zamanda israfla bereket arasındaki dengeyi hatırlatır. Çünkü iktisadın en büyük ölçüsü, sadece rakamlarla değil, değerlerle kurulur. Soframızda nimeti çoğaltmak değil, nimeti korumak ve paylaşmak asıl bereketin kaynağıdır. 

Açlık, Reklamlar ve Tüketim Psikolojisi

Ramazan ekonomisinin bir başka yönü ise reklam dünyasında görülür. Televizyonlarda iftara dakikalar kala yayınlanan o nostaljik reklamları hatırlayın: büyük aile sofraları, mahalle iftarları, sıcak ve duygusal sahneler…

Reklamcılar insan psikolojisini iyi bilir. Çünkü iftara yakın saatler, insanların en aç ve en savunmasız olduğu anlardır. Bu yüzden tüketim mesajları tam o dakikalarda ekrana gelir.

Kadim İktisatçılarımızdan Sabri Ülgener ekonomik davranışların yalnızca maddi değil, zihniyet ve kültürle de şekillendiğini vurgular. Modern pazarlama dünyası ise tam da bu noktayı hedef alır: Maneviyatın yoğun olduğu bir dönemi tüketim motivasyonuna dönüştürmek.

Sonuçta sofralar büyür, alışveriş sepetleri dolar ve Ramazan’ın sade ruhu zaman zaman arka planda kalır.

Asıl Ders: Tüketmek mi, Ölçüyü Bilmek mi?

Ekonomist Mahfi Eğilmez ekonominin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını, aynı zamanda insan davranışlarının bir aynası olduğunu söyler. Ramazan ayındaki tüketim alışkanlıkları da bunun en canlı örneklerinden biridir.

Deprem bölgelerinde kurulan çadırlarda içilen bir tas sıcak çorbanın kıymetini hatırlayın. O sofralarda ne gösteriş vardı ne de çeşit bolluğu… Ama orada gerçek bir şükür ve paylaşma duygusu vardı.

Belki de Ramazan bize şu hakikati hatırlatmak için geliyor: Gerçek zenginlik çok şeye sahip olmak değil, az şeye ihtiyaç duymaktır.

Ramazan ayı sadece aç kalmayı değil, aynı zamanda ölçüyü öğrenmeyi öğretir. Sofralar büyüdükçe gönüller küçülüyorsa, orada bereket değil israf vardır.

Velhasıl mesele yalnızca ne kadar harcadığımız değil; nasıl ve niçin harcadığımızdır. Çünkü tüketmek sadece eşyayı bitirmez; bazen insanın huzurunu ve sükûnetini de tüketir.

Ramazan’ın gerçek bereketi, sofranın büyüklüğünde değil; paylaşmanın sadeliğinde gizlidir.

Selam ve Dua ile…

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.