Yusuf Çelik
Köşe Yazarı
Yusuf Çelik
 

Paranın Gizemli Serüveni

Para… Bugün cebimizdeki kâğıt, kartlarımızdaki birkaç rakam ya da cep telefonumuzdaki bir uygulama. Her gün elimizden geçiyor ama onun hikâyesini çoğu zaman unutuveriyoruz. Halbuki para, yalnızca alışverişin kolaylaştırıcısı değil; insanlığın güven arayışının, iktidar mücadelelerinin ve zihinsel dönüşümlerinin en şaşırtıcı aynasıdır. Bir zamanlar köy meydanlarında takasla başlayan bu serüven, bugün bir tuşla dünyanın öbür ucuna para göndermemize kadar uzandı. Takastan Madene, İlk Adımlar İnsanlık yüzyıllar boyunca takasla yaşadı. Bir keçi karşılığında buğday, bir kumaş karşılığında yağ… Ama bu sistemin büyük bir açığı vardı: Her mal, her zaman karşılık bulamıyordu. İşte bu boşluğu, önce deniz kabukları ve taş parçaları, sonra da altın ve gümüş doldurdu. Ekonomi kitaplarında paranın üç temel işlevi sayılır: değişim aracı, hesap birimi ve değer saklama aracı. Ama aslında bundan fazlasıdır. Mehmet Genç Hocanın da ifade ettiği gibi paranın gerçek gücü, insanın zihninde ve toplumsal güveninde yatar. Toplum güvenmezse, en kıymetli altın bile bir anda taş parçasına dönüşür. Dedem sık sık şöyle derdi: “Eskiden bir inekle bir tarlayı takas ederdik, şimdi kimin eli kimin cebinde belli değil.” Bu cümle, paranın nasıl somuttan soyuta, maldan güvene evrildiğinin en sade özeti değil mi? Devletin Kefaleti Tarihte en büyük sıçrama, paranın altın ve gümüşten kâğıda dönüşmesiyle oldu. Önce bankalara yatırılan altınların karşılığında sertifikalar verildi, ardından doğrudan devletin kefil olduğu banknotlar çıktı. Artık elimizdeki kâğıt, arkasında altın değil; devletin sözü vardı. Merkez bankaları böylece ekonominin kalbini tutar hâle geldi. Faiz kararları, para arzı, enflasyon hedefleri… Hepsi, bizim pazardaki domates fiyatından maaşımıza kadar hayatımızı etkilemeye başladı. Çünkü artık para, yalnızca bir alışveriş aracı değil; devletin iktidarını ve toplumun güvenini temsil eden bir sembol oldu. Kodların Ekonomisi 21. Yüzyılda paranın yolculuğu yeni bir aşamaya girdi. Dijital bankacılık, temassız ödemeler, kripto paralar… Artık kahve almak için cebimizden kâğıt para çıkarmıyoruz; yalnızca bir kod dizisi transfer ediyoruz. Kripto paralar, “merkeziyetsiz” yapısıyla devletlerin parayı kontrol etme gücünü sorguluyor. Ama aynı zamanda yeni bir inanç sistemini de beraberinde getiriyor. Bediüzzaman Said Nursî’nin şu sözü burada çok anlamlı: “İnsanın en mühim vasıtası hüsn-i zan ve iyi düşüncedir.” Kripto paranın değeri, yalnızca matematiksel algoritmalardan değil, insanların ona inanmasından kaynaklanıyor. İnanç çökerse, milyar dolarlık bir dijital varlık bir gecede sıfıra inebilir. Yarın Ne Getirecek? Bugün herkesin aklında aynı soru var: Para gelecekte daha mı özgürleşecek, yoksa devletler onun üzerindeki kontrolü daha da sıkılaştıracak mı? Kimi kripto paraları bir devrim olarak görüyor, kimi ise yeni krizlerin habercisi. Bir yandan blockchain teknolojisi güven vaat ediyor, diğer yandan regülasyon ihtiyacı büyüyor. Sabri Ülgener’in “zihniyet iktisadı” kavramını hatırlayalım: Para hangi biçime girerse girsin, asıl mesele zihniyettir. Çünkü güvenin olmadığı yerde ister altın olsun ister kod, paranın hiçbir anlamı kalmaz. Velhasıl, paranın yolculuğu insanlığın güven, iktidar ve kontrol arayışının hikâyesidir. Takastan madene, kâğıttan dijitale… Her aşama, sadece cebimizi değil, zihnimizi de değiştirdi. Bugün belki cüzdanlarımızda kâğıt paraya daha az rastlıyoruz, yarın belki hiç görmeyeceğiz. Ama değişmeyen gerçek şu: İnsan güvenmediği parayı kullanmaz. Çünkü paranın en büyük gücü, altın değil; inançtır. Selam ve Dua ile…
Ekleme Tarihi: 23 Şubat 2026 -Pazartesi
Yusuf Çelik

Paranın Gizemli Serüveni

Para… Bugün cebimizdeki kâğıt, kartlarımızdaki birkaç rakam ya da cep telefonumuzdaki bir uygulama. Her gün elimizden geçiyor ama onun hikâyesini çoğu zaman unutuveriyoruz. Halbuki para, yalnızca alışverişin kolaylaştırıcısı değil; insanlığın güven arayışının, iktidar mücadelelerinin ve zihinsel dönüşümlerinin en şaşırtıcı aynasıdır. Bir zamanlar köy meydanlarında takasla başlayan bu serüven, bugün bir tuşla dünyanın öbür ucuna para göndermemize kadar uzandı.

Takastan Madene, İlk Adımlar

İnsanlık yüzyıllar boyunca takasla yaşadı. Bir keçi karşılığında buğday, bir kumaş karşılığında yağ… Ama bu sistemin büyük bir açığı vardı: Her mal, her zaman karşılık bulamıyordu. İşte bu boşluğu, önce deniz kabukları ve taş parçaları, sonra da altın ve gümüş doldurdu.

Ekonomi kitaplarında paranın üç temel işlevi sayılır: değişim aracı, hesap birimi ve değer saklama aracı. Ama aslında bundan fazlasıdır. Mehmet Genç Hocanın da ifade ettiği gibi paranın gerçek gücü, insanın zihninde ve toplumsal güveninde yatar. Toplum güvenmezse, en kıymetli altın bile bir anda taş parçasına dönüşür.

Dedem sık sık şöyle derdi: “Eskiden bir inekle bir tarlayı takas ederdik, şimdi kimin eli kimin cebinde belli değil.” Bu cümle, paranın nasıl somuttan soyuta, maldan güvene evrildiğinin en sade özeti değil mi?

Devletin Kefaleti

Tarihte en büyük sıçrama, paranın altın ve gümüşten kâğıda dönüşmesiyle oldu. Önce bankalara yatırılan altınların karşılığında sertifikalar verildi, ardından doğrudan devletin kefil olduğu banknotlar çıktı. Artık elimizdeki kâğıt, arkasında altın değil; devletin sözü vardı.

Merkez bankaları böylece ekonominin kalbini tutar hâle geldi. Faiz kararları, para arzı, enflasyon hedefleri… Hepsi, bizim pazardaki domates fiyatından maaşımıza kadar hayatımızı etkilemeye başladı. Çünkü artık para, yalnızca bir alışveriş aracı değil; devletin iktidarını ve toplumun güvenini temsil eden bir sembol oldu.

Kodların Ekonomisi

21. Yüzyılda paranın yolculuğu yeni bir aşamaya girdi. Dijital bankacılık, temassız ödemeler, kripto paralar… Artık kahve almak için cebimizden kâğıt para çıkarmıyoruz; yalnızca bir kod dizisi transfer ediyoruz.

Kripto paralar, “merkeziyetsiz” yapısıyla devletlerin parayı kontrol etme gücünü sorguluyor. Ama aynı zamanda yeni bir inanç sistemini de beraberinde getiriyor. Bediüzzaman Said Nursî’nin şu sözü burada çok anlamlı: “İnsanın en mühim vasıtası hüsn-i zan ve iyi düşüncedir.” Kripto paranın değeri, yalnızca matematiksel algoritmalardan değil, insanların ona inanmasından kaynaklanıyor. İnanç çökerse, milyar dolarlık bir dijital varlık bir gecede sıfıra inebilir.

Yarın Ne Getirecek?

Bugün herkesin aklında aynı soru var: Para gelecekte daha mı özgürleşecek, yoksa devletler onun üzerindeki kontrolü daha da sıkılaştıracak mı? Kimi kripto paraları bir devrim olarak görüyor, kimi ise yeni krizlerin habercisi. Bir yandan blockchain teknolojisi güven vaat ediyor, diğer yandan regülasyon ihtiyacı büyüyor.

Sabri Ülgener’in “zihniyet iktisadı” kavramını hatırlayalım: Para hangi biçime girerse girsin, asıl mesele zihniyettir. Çünkü güvenin olmadığı yerde ister altın olsun ister kod, paranın hiçbir anlamı kalmaz.

Velhasıl, paranın yolculuğu insanlığın güven, iktidar ve kontrol arayışının hikâyesidir. Takastan madene, kâğıttan dijitale… Her aşama, sadece cebimizi değil, zihnimizi de değiştirdi. Bugün belki cüzdanlarımızda kâğıt paraya daha az rastlıyoruz, yarın belki hiç görmeyeceğiz. Ama değişmeyen gerçek şu: İnsan güvenmediği parayı kullanmaz.

Çünkü paranın en büyük gücü, altın değil; inançtır.

Selam ve Dua ile…

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.