“Eskiden…” diye başlayan çok deyiş duymuştum büyüklerimden. Eskiden olan her şeyin güzel olduğu, tadında ve kararında yaşandığı söylenirdi hep…
Her aile büyüğü mutlaka “Ah eski bayramlar…” diye başlar söze. Çiftçisi eskiden ektiği domatesin tadından, esnafı eski zamanın bereketinden bahseder. Yaşlısı da genci de eskinin bir yanından kendine bir paye biçer durur.
Fakat daha önce hiç “Ah eski misafirlikler…” diye bir satır başı okuduğumu hatırlamıyorum. Düşünürken kendi kendime, “Bunu ben yazmalıyım.” dedim.
Öyle bir çağın gölgesinde geçiyor ki ömrümüz; gösterişin, şatafatın ve abartının dünyasında çırpınıp duruyoruz sanki…
Bazen insan bir dost arıyor. İki çift lafı bir araya getiren, kalbindeki boşlukları dolduran bir dost kelamı… Komşu muhabbeti, arkadaş sohbeti… Kâh kahkahalara karışan, kâh hüzünleri paylaşan cümleler dizisi arzu ediyor insan.
Ama öyle kısır bir zamandayız ki bunu birbirimize bahşetmeye bile cesaret edemediğimiz anlar oluyor.
Kendi hayatımdan bir misal vermekte mahsur görmüyorum. Ankara’nın koşturmacasında hayatına devam etmeye çalışan biri olarak, aslında yazdığım her cümleyi yaşayarak kaleme aldığımın bilinmesi, bu yazıyı daha ciddiye almaya vesile olacaktır.
Bir insan dostlarını ne ile değiştirebilir?
Ziyaretin, dost muhabbetinin önüne hangi telaşe geçebilir?
Belki de tüm koşuşturmacaların cumartesi ve pazara sıkıştığı rızık kapımız Ankara’dan mütevellittir bu duygular, bilemiyorum. Ama benim yaşam standardım ve aldığım aile terbiyesi bana hep şunu öğretti:
“Olduğun yeri güzelleştir. Gül ekersen gül biçersin. Bulunduğun yerde varlığını hissettir; kimsenin seni fark etmesini bekleme.”
Şimdi dönüp bir iç çekerek, “Eskiden ne güzel misafirliklerimiz vardı…” diyorum. Gurbetin bağrından aziz memleketimi özlüyorum belki de…
Çocukluğumda babam bir dostuyla muhabbet etmek istediğinde, “Geliyoruz.” der giderdik. Sıcak sobanın üstünde kaynayan bir demlik çay her şeye kâfi idi.
“Eskiler anlatırmış…
Bir dervişin kapısı gece vakti çalınmış. Talebesi telaşla:
— Efendim, bu saatte misafir mi olur? demiş.
Derviş tebessüm etmiş:
— Evladım, misafir insanın kapısını değil, nasibini çalar. Gecesi olur, gündüzü olur; yeter ki gönül kapın açık olsun, demiş.

O gece kuru ekmek ve çorba paylaşılmış ama sofradan kimse aç kalkmamış. Çünkü bazı sofraları yemek değil, muhabbet doyururmuş…”
“Şimdi düşünüyorum da galiba eskilerin bereket dediği şey biraz da buydu. Sofralar küçük, imkânlar sınırlıydı belki ama gönüller genişti…” Kimse şatafatlı ikramlar aramazdı. Bazen bir tutam çekirdek bile öyle büyük bir ikramdı ki…
Şimdi anlatırken, yazarken bile heyecan duyuyorum o zamanları düşününce.
Hey gidi günler…
Peki ya şimdi?
Geçenlerde bir dostum kardeşini aradı:
“Birader, müsaitseniz iki gün sonra size gelelim de biraz hasret giderelim.” dedi.
Şaşırdım.
“Yahu,” dedim, “aradığın uzak bir arkadaşın mı?”
“Yok,” dedi, “öz kardeşim.”
Tüm şaşkınlığımla:
“İnsan kardeşini özler de nasıl olur da iki gün önceden arayıp hasret gidermek için uygunluk sorar?” dedim.
Bu satırları okuyanlar belki beni yadırgayabilir ama ben kardeşimi özlemişsem, hasret giderecek kadar hasret kalmışsam yer ve zaman tayin edemem. Çünkü o benim kardeşimdir. Gerekirse kuş olup uçmayı yeğlerim yanına…
Eş, dost, akraba için de durum çok farklı değil.
Benim lügatimde bunun adı samimiyettir, muhabbettir, sevmektir…
Size bir şey itiraf edeyim:
Yazdıklarım yaşadıklarımızın yansımasıdır.
Şükür ki kardeşlerimle hâlâ zaman ve mekân tayin etmeksizin birbirimize misafir olabiliyoruz. Ama öyle dostlarım var ki; evlerindeki şatafatlı ve lüks yaşamdan dolayı misafir olmaya çekiniyorum. Günlerce, aylarca görüşmeyi arzu ettiğim hâlde basit sebeplerle bir araya gelemediğimiz dostluklarımız oluyor.
Bilmiyorum, içimizde yeni bir yara mı açılıyor ama misafirlik kültürü bizim dünyamızdan yavaş yavaş seyrüsefer eyliyor. Ve dönüp bize sadece şunları söylemek kalıyor:
“Ah ah, nerede o eski dostluklar…”
“Nerede o eski misafirlikler…”
“Nerede o eski muhabbetler…”
Satırlarımı noktalarken, eğer bir yalvarış olarak kabul görürseniz; toplumsal temellerimiz olan samimiyetimize, dostluklarımıza ve muhabbetlerimize sahip çıkalım.
Misafir olalım…
Misafir ağırlayalım…

