Pamuk İnşaat
Pamuk İnşaat
Muhammed Cihad Çiğdem
Köşe Yazarı
Muhammed Cihad Çiğdem
 

ARDIMIZDAN KİMLER YÜRÜYECEK?

İnsanların hepsi doğumdan ölüme elbet bir şeyler yaşıyor. Acı tatlı, neşeli hüzünlü derken hayatın türlü mücadeleleriyle ömür dediğimiz sermaye bitip gidiyor işte. Bu hafta sonu Konya’da vefat haberini aldığımız ve cenaze merasimine katıldığımız bir Aziz Abi vardı. Kendisini yakinen tanımasam da cenaze merasiminde yaşadığım bir manzara, bu yazıyı kaleme almama vesile oldu sanki. Peki, neydi bize kâğıt kalem aldıran manzaranın asıl sebebi? Neydi ki ömür dediğin hayatı güzel yaşamak ne güzel şey dedirten? Bir ikindi vaktiydi. Bunları zihnimde kaleme alırken hayatı güzel yaşamanın ne güzel şey olduğunu düşünüyordum. Zira hayatın her türlü hengâmesini yaşamışsın; ev, ocak, çoluk çocuk derken ömrünü harcamışsın. Saçların ağarmış, belki çekmediğin çile kalmamış ve sonunda ebedî istirahatgâhına gelmişsin. Aslında başka bir insanoğlu için oradasın ama insansın işte, düşünmeden edemiyorsun: Benim de geleceğim ebedî mekân burası, gireceğim yer iki metrelik toprak altı... Namazlar kılındı, sıra geldi cenazeyi defnetmeye. Tabut omuzlarda ilerliyoruz ama hep önde öğrenciler var. Hüzünlü ve mahzunlar. Hele bir tanesi vardı ki neredeyse tabutu tek başına omuzlayacak. Dedim ki arkadaşlara: “Ya bu genç kim? Merhumun oğlu mudur?” “Yok hayır hocam, o Filistinli bir öğrencidir. Ama merhum Gazi Abi onları, onlar da Gazi Abi’yi çok severlerdi. Ondandır bu kendini feda etmesi.” dediler. Sonra içimden dedim ki: Ya Gazi Abi, 66 yaşında emekli olup kenara çekilmek varken sen neden çalışmaya devam ettin, şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü Gazi Abi’nin derdi, hayat mücadelesinde çektiği cefayı vefaya dönüştürebilmek ve hayatı güzelce yaşamakmış. Öyle ki arkasından ne güzel şeylere şahit oldum: Kur’an okuyan gençler, cenazesini taşıyan, her adımda koşan, onun için üzülen gençler... Bıraktığı izler bunlarmış. Durdum, duraksadım. Merhum Akif diyordu ya: Tabutumuza omuz verecek dört inanmış adam diye... Ardımızda bizi hayırla yâd edecek, hak baki vuku bulduğunda cenazemizi ortada koymayacak dört inanmış eş, dost, vefakâr yoldaş bırakabiliyor muyuz? Hayatı nasıl yaşadığımızın idrakine kendimizi muhtaç hissediyor muyuz? Son dönemlerde hep düşündüğüm bir konuydu bu. Gerek akrabalık ilişkilerinde gerekse arkadaşlık ilişkilerinde hep bir bireyselleşme, hep bir tekelleşme hâkim. Oysa gerek olan şey yalnızlık mı, yoksa birlik miydi? Bunu sorgulayıp durduğum bir zamana denk geldi bu soru:  Hayatı nasıl yaşadığımızı idrak etmeye muhtaç mıydık? Daha geçtiğimiz hafta, etrafımdaki birçok kişiye karşı kendimi çok kırgın hissediyordum. Hatta bu sebepten ben de kendimi biraz yalnızlığa itmiştim.  Neden mi? “Arkadaşlar, buluşalım mı?” Kimi zaman ardında cevabı olmayan bir soru gibi öylece garip kalması ya da çok da istekli cevapların gelmemesi sonucu ortada kalan bir talep! “Arkadaşlar, şöyle bir buluşma yapalım mı? Sohbet muhabbet ortamı olsun.” Yine aynı, yine aynı... Kendi kendime demiştim ki: Ya hu Cihad, büyük küçük demeden hep arayan sen! Çoğu zaman büyük küçük demeden ayaklarına kadar giden yine sen. Program yapan sen, yapma! Arayan sen, arama! Ziyaret eden sen, etme! Diye kendimle dertleştiğim bir dönemde, bir cenaze vesilesiyle zihnimde can bulan bir söz işte: “Hayatı Fedakârca Güzel Yaşamak.” Kendi hayatının idrakine kendisini muhtaç hissetmeyen insanın, altı ayda bir biten bir ayrık otundan ne farkı vardır ki? Ardında vefa bırakmadan yaşamanın ne manası var ki? Yorulmadan, koşmadan, sadece nefes alıp vererek yaşamanın kime ne faydası var ki? Güzel yaşamak gerek hayatı, güzel insanlarla güzel işler biriktirmek gerek... “Değiş artık!” diye kendime kızalı bir hafta oldu. Ama hayatımı idrak edeyim deyince galiba değişemeyeceğim gerçeğiyle yüzleştim. “Zira insanın bu dünyadan göçerken yanında götüreceği şeylerden biri de ardında bıraktığı güzel hatıralar ve gönüllerdeki yeridir.” En azından cenazemizi ortada koymayacak dört inanmış adamın kalbinde yer edene kadar değişmeyeceğim...  
Ekleme Tarihi: 02 Kasım 2026 -Pazartesi
Muhammed Cihad Çiğdem

ARDIMIZDAN KİMLER YÜRÜYECEK?

İnsanların hepsi doğumdan ölüme elbet bir şeyler yaşıyor. Acı tatlı, neşeli hüzünlü derken hayatın türlü mücadeleleriyle ömür dediğimiz sermaye bitip gidiyor işte.

Bu hafta sonu Konya’da vefat haberini aldığımız ve cenaze merasimine katıldığımız bir Aziz Abi vardı. Kendisini yakinen tanımasam da cenaze merasiminde yaşadığım bir manzara, bu yazıyı kaleme almama vesile oldu sanki.

Peki, neydi bize kâğıt kalem aldıran manzaranın asıl sebebi?

Neydi ki ömür dediğin hayatı güzel yaşamak ne güzel şey dedirten?

Bir ikindi vaktiydi. Bunları zihnimde kaleme alırken hayatı güzel yaşamanın ne güzel şey olduğunu düşünüyordum. Zira hayatın her türlü hengâmesini yaşamışsın; ev, ocak, çoluk çocuk derken ömrünü harcamışsın. Saçların ağarmış, belki çekmediğin çile kalmamış ve sonunda ebedî istirahatgâhına gelmişsin.

Aslında başka bir insanoğlu için oradasın ama insansın işte, düşünmeden edemiyorsun: Benim de geleceğim ebedî mekân burası, gireceğim yer iki metrelik toprak altı...

Namazlar kılındı, sıra geldi cenazeyi defnetmeye. Tabut omuzlarda ilerliyoruz ama hep önde öğrenciler var. Hüzünlü ve mahzunlar. Hele bir tanesi vardı ki neredeyse tabutu tek başına omuzlayacak. Dedim ki arkadaşlara:

“Ya bu genç kim? Merhumun oğlu mudur?”

“Yok hayır hocam, o Filistinli bir öğrencidir. Ama merhum Gazi Abi onları, onlar da Gazi Abi’yi çok severlerdi. Ondandır bu kendini feda etmesi.” dediler.

Sonra içimden dedim ki: Ya Gazi Abi, 66 yaşında emekli olup kenara çekilmek varken sen neden çalışmaya devam ettin, şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü Gazi Abi’nin derdi, hayat mücadelesinde çektiği cefayı vefaya dönüştürebilmek ve hayatı güzelce yaşamakmış. Öyle ki arkasından ne güzel şeylere şahit oldum: Kur’an okuyan gençler, cenazesini taşıyan, her adımda koşan, onun için üzülen gençler... Bıraktığı izler bunlarmış.

Durdum, duraksadım. Merhum Akif diyordu ya: Tabutumuza omuz verecek dört inanmış adam diye... Ardımızda bizi hayırla yâd edecek, hak baki vuku bulduğunda cenazemizi ortada koymayacak dört inanmış eş, dost, vefakâr yoldaş bırakabiliyor muyuz?

Hayatı nasıl yaşadığımızın idrakine kendimizi muhtaç hissediyor muyuz?

Son dönemlerde hep düşündüğüm bir konuydu bu. Gerek akrabalık ilişkilerinde gerekse arkadaşlık ilişkilerinde hep bir bireyselleşme, hep bir tekelleşme hâkim.

Oysa gerek olan şey yalnızlık mı, yoksa birlik miydi?

Bunu sorgulayıp durduğum bir zamana denk geldi bu soru:

 Hayatı nasıl yaşadığımızı idrak etmeye muhtaç mıydık?

Daha geçtiğimiz hafta, etrafımdaki birçok kişiye karşı kendimi çok kırgın hissediyordum. Hatta bu sebepten ben de kendimi biraz yalnızlığa itmiştim.

 Neden mi?

“Arkadaşlar, buluşalım mı?”

Kimi zaman ardında cevabı olmayan bir soru gibi öylece garip kalması ya da çok da istekli cevapların gelmemesi sonucu ortada kalan bir talep!

“Arkadaşlar, şöyle bir buluşma yapalım mı?

Sohbet muhabbet ortamı olsun.”

Yine aynı, yine aynı...

Kendi kendime demiştim ki:

Ya hu Cihad, büyük küçük demeden hep arayan sen!

Çoğu zaman büyük küçük demeden ayaklarına kadar giden yine sen.

Program yapan sen, yapma!

Arayan sen, arama!

Ziyaret eden sen, etme!

Diye kendimle dertleştiğim bir dönemde, bir cenaze vesilesiyle zihnimde can bulan bir söz işte:

“Hayatı Fedakârca Güzel Yaşamak.”

Kendi hayatının idrakine kendisini muhtaç hissetmeyen insanın, altı ayda bir biten bir ayrık otundan ne farkı vardır ki?

Ardında vefa bırakmadan yaşamanın ne manası var ki?

Yorulmadan, koşmadan, sadece nefes alıp vererek yaşamanın kime ne faydası var ki?

Güzel yaşamak gerek hayatı, güzel insanlarla güzel işler biriktirmek gerek...

“Değiş artık!” diye kendime kızalı bir hafta oldu. Ama hayatımı idrak edeyim deyince galiba değişemeyeceğim gerçeğiyle yüzleştim.

“Zira insanın bu dünyadan göçerken yanında götüreceği şeylerden biri de ardında bıraktığı güzel hatıralar ve gönüllerdeki yeridir.”

En azından cenazemizi ortada koymayacak dört inanmış adamın kalbinde yer edene kadar değişmeyeceğim...

 

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.