Tayfun Kaya
Köşe Yazarı
Tayfun Kaya
 

Ucuz Kalma…

Paraya muhtaç kalmış kimselerin özgür olma şansı yoktur. Yaşam sisteminin içine dahil olabilmek için öncelikle elinde “jeton” olmalı; para, ekolojik ve sosyal sistemde jeton görevini üstlenir. Yaşam maliyetin kadar jetonun olmasını bekler. Yoksa sistemde mutlu olunamaz. Jeton yetersizse, eksikse; oyunda kalmak için hileler başlar, adil de kalınamaz. Cebindeki paranın gücü, alımlarına yetmediğinde, suçu başkasında aramak, “şunun yüzünden, bunun yüzünden oldu” demek anlamsızdır. Çare olmayacaktır ama bir süre oyalar. Para kişiye, topluma uğramıyorsa, eksik geliyorsa, gelen yetmiyorsa, ay sonu gelmiyorsa açıkça davasında, davranmasında, hareketlenmesinde geri kalmış demektir. Tembel kalmış ya da bırakılmış demektir. Yüklenmeden Yükselemezsin… ‘Yükselmek’ isteyen herkes önce motivasyonunu yüksek tutabilecek bir görevi ‘yüklenmek’ zorundadır. Üzerine aldığı bu görevi en iyi şekilde icra etmek zorundadır. Yükleneceğimiz bu görev; istiklalimizi ancak gösterdiğimiz istikrar nispetinde sağlayabilir. İstikrarın somut ölçümü, göstergesi de fiyattır. Ancak burada temel bir öncelik hatası yapılmamalıdır. Öncelik; hiçbir şekilde yabancı para istikrarını sağlamak olamaz. Dolar kurunu korumaya odaklanmak, kendi toplumuna değil, o paranın sahibi olan ABD’ye ve onların istikbaline hizmet eder. Fiyat istikrarını sağlama önceliği; zorunlu tüketme ihtiyacı duyulan gıdaya yani peynir, zeytin, biber, et, yumurtayadır. Bir toplumun itibarını ve istikbalini koruyan bu fiyatların istikrarlı kalabilmesidir. Çünkü peynir fiyatının artması, peynirin “ulaşılmaz” olduğundan değil onu satın almak isteyenin ucuzlamasından kaynaklanır. Görece peynir değer kazandı zannedilir. Ama özünde insan ucuzlamıştır. Bunu ölçmekte kolaydır. Bir kilo peynirin dörtyüz lira olduğu yerde, bir saatlik asgari çalışma bedeli yüz lira bile çıkmaz. (Aylık yasal çalışma 225 saat üzerinden) İnsan Neden Ucuzlar? Peynir halen peynirdir, yetkinlikleri, düşünceleri yoktur. O hep aynı yerdedir. İyi de bir insan, ne olabilir de peynire kıyasla ucuzlayabilir? Peynir karşısında ucuzlayacak kadar gerilemiş birine, amacından o denli sapmış birine halen “insan” kalabilir mi? Onun, insani vasıflar taşıması beklenebilir mi? Elbette zor! Çünkü, değersiz kaldığı o an, artık maneviyatını bile rakam ile ifade etme telaşına girişecektir. Bu, en ilkel haliyle bir "hayatta kalma" dürtüsüdür. Artık huzur paraya endekslenir, hurafeler ortalığa saçılır. Yanmaz kefen, sırat köprüsünden geçiren terlik, cennetten tapu satılmaya başlanır. Dini inanç, nakde çevrilme telaşıyla dolar; ibadet ile şov yapma modası başlar. Normal koşullarda çocuğunun rızkına katmayacağı parayı, katmaya başlar. Bir kez değersiz bırakılmıştır ya; artık her kötülüğü kendine hak görür. ATM önlerinde, sosyal medyada yaşlıları avlar. İhaleye fesat karıştırıp hak yer. Doğayı katleder, rant yer. Kumar oynar, yetmezmiş gibi bir de teşvik eder. Pazarda para üstü verirken hile yapar, içi geçmiş portakalı sulandırıp satmaya çalışır. Çünkü ekonomi sadece rakam değil, bir ahlak yönetimidir. İnsan değerini yitirdiğinde, etik de peynir fiyatının altında ezilir. Ekonomi, Bir Ahlak Yönetimidir İşte bu sebeple ekonomi, aslında bir ahlak yönetimidir. Toplumlarda ahlakın korunması genellikle Diyanet gibi kurumların temel görevi sanılır. Oysa doğru bir ekonomi yönetimi sergilenmediği takdirde, manevi kurumların bu bozulmaya karşı yapabilecekleri oldukça kısıtlıdır. İnsan, bu denli geri bırakılmışlığın sancısıyla "ah" etmeye başlar. Bu çaresizlik içinde, eline geçen her fırsatta temel gıda maddeleri karşısında yeniden değer kazanmanın yollarını arar. Ancak içine sindiremediği bu durumdan bir an önce kurtulmak için artık başkalarının üzerine basmaktan da çekinmez. Ahlak başka diyarlara göç eder, canlar yanar. Unutulmamalıdır ki: “Bir yerde ekonomi yönetilmiyorsa; ahlak, onur ve gururun seyreltilmesi başlamıştır.” Tarihten Bir Ders: Üretimle Gelen İstikrar Yakın tarihimizden somut bir örnek verelim: 1974-1977 yılları arasındaki Ecevit-Erbakan koalisyon hükümeti döneminde, daha önce 135 bin ton olan et üretimi 635 bin tona yükseltilmişti. Hayvancılık kazançlı bir uğraş haline getirilmiş; çiftçi emeğinin karşılığını almaya başlamıştı. Üretilen miktar arttığı için fiyatlar artmıyordu. Halk yıllarca zam görmeden et yiyebildi. Et ve sütte sağlanan fiyat istikrarı diğer alanlara da yayılmıştı. Topyekûn üretebilen toplumlar istikbalini korur. O gün haneler sağlıklı beslendi, güçlendi ve daha fazla üretti. Toplum, yabancının ürettiğine muhtaç kalmadı; kendi kendine yettiği ölçüde adil ve bağımsız kalabildi.   Döviz kuru, Fiyat istikrar bağlantısı Bir ekonominin geleceğini, döviz kuru ve ürün fiyatları arasındaki şu üç bağlantı üzerinden okuyabiliriz: Döviz kuruda, ürün fiyatları da istikrarsızsa, ikisi de artış eğilimdeyse; ekonominin yakın zamanda iyileşeceğini öngörebiliriz. Çünkü bu kötü gitmiş bir sürecin doğal halidir. Doğal olan mutlaka düzelme eğilimine girer. Dövizde arttığından üreticiler ihracatta rekabetçi fiyat sunma fırsatı yakalamıştır. Tıpkı Çin’in, ABD’nin artırdığı gümrük vergisinin ardından dış pazarını kaybetmemek adına Yuan’ı devalüe etmesi gibi… Bu sayede rekabetten kopmamışlar, müşterisinin maliyetini korumuşlar ve mal satmaya da devam edebilmişlerdi. Ayrıca döviz kuru düşük tutulmaya çalışılmazsa, ithalatta pahalılaşır. Böylece ithalat azalır, haliyle iç üretim artar. İstihdam artar. Daha fazla kişi gelir elde etmeye başlar. O kişilerde ekonomik döngüye, alıp-vermeye katkı sunmaya başlar. Ekonomi ivmelenir. Döviz kuruda, ürün fiyatları da istikrarlıysa, sürekli değişmiyorsa; bir süredir ekonomik, politik sağlıklı hamleler atılmış demektir. Orada toplum değer kazanıyor; icadı, keşfi, malı, konutu ise insan karşısında ucuzluyordur. Döviz kuru artmıyorsa, istikrarlı bir görünüm çiziyorsa, ama ürün fiyatları istikrarsız ise; çok fazla bağımlılık söz konusudur. Orada dış borç, esaret yüksektir. Bütçede, yabancıya ödenecek faiz yükü karşılayabileceğinden fazla demektir. Yükü faiz tutmuştur. Voliyi de balık ağı değil, faiz vurmuştur. Sonuç: Kimin İtibarı? Bu ispatlanmış, denemiş, bilimsel durum karşısında atılacak adımlar bellidir. Önceliğin ne olduğu masaya konmalıdır. Kimin itibarına çalışılacağını ortaya konmalıdır. Ve buna uygun yasaksız, baskısız politikalar, süreçler hazırlamalıdır. Baskı ve yasaklar mutlak bir şiddeti çağrıştırır. Şiddetle, hiddetle de güzel sonuçlar almak mümkün olmaz.
Ekleme Tarihi: 23 Aralık 2025 -Salı
Tayfun Kaya

Ucuz Kalma…

Paraya muhtaç kalmış kimselerin özgür olma şansı yoktur. Yaşam sisteminin içine dahil olabilmek için öncelikle elinde “jeton” olmalı; para, ekolojik ve sosyal sistemde jeton görevini üstlenir. Yaşam maliyetin kadar jetonun olmasını bekler. Yoksa sistemde mutlu olunamaz. Jeton yetersizse, eksikse; oyunda kalmak için hileler başlar, adil de kalınamaz.

Cebindeki paranın gücü, alımlarına yetmediğinde, suçu başkasında aramak, “şunun yüzünden, bunun yüzünden oldu” demek anlamsızdır. Çare olmayacaktır ama bir süre oyalar. Para kişiye, topluma uğramıyorsa, eksik geliyorsa, gelen yetmiyorsa, ay sonu gelmiyorsa açıkça davasında, davranmasında, hareketlenmesinde geri kalmış demektir. Tembel kalmış ya da bırakılmış demektir.

Yüklenmeden Yükselemezsin…

‘Yükselmek’ isteyen herkes önce motivasyonunu yüksek tutabilecek bir görevi ‘yüklenmek’ zorundadır. Üzerine aldığı bu görevi en iyi şekilde icra etmek zorundadır. Yükleneceğimiz bu görev; istiklalimizi ancak gösterdiğimiz istikrar nispetinde sağlayabilir.

İstikrarın somut ölçümü, göstergesi de fiyattır.

Ancak burada temel bir öncelik hatası yapılmamalıdır. Öncelik; hiçbir şekilde yabancı para istikrarını sağlamak olamaz. Dolar kurunu korumaya odaklanmak, kendi toplumuna değil, o paranın sahibi olan ABD’ye ve onların istikbaline hizmet eder.

Fiyat istikrarını sağlama önceliği; zorunlu tüketme ihtiyacı duyulan gıdaya yani peynir, zeytin, biber, et, yumurtayadır. Bir toplumun itibarını ve istikbalini koruyan bu fiyatların istikrarlı kalabilmesidir. Çünkü peynir fiyatının artması, peynirin “ulaşılmaz” olduğundan değil onu satın almak isteyenin ucuzlamasından kaynaklanır. Görece peynir değer kazandı zannedilir. Ama özünde insan ucuzlamıştır.

Bunu ölçmekte kolaydır. Bir kilo peynirin dörtyüz lira olduğu yerde, bir saatlik asgari çalışma bedeli yüz lira bile çıkmaz. (Aylık yasal çalışma 225 saat üzerinden)

İnsan Neden Ucuzlar?

Peynir halen peynirdir, yetkinlikleri, düşünceleri yoktur. O hep aynı yerdedir. İyi de bir insan, ne olabilir de peynire kıyasla ucuzlayabilir? Peynir karşısında ucuzlayacak kadar gerilemiş birine, amacından o denli sapmış birine halen “insan” kalabilir mi? Onun, insani vasıflar taşıması beklenebilir mi?

Elbette zor! Çünkü, değersiz kaldığı o an, artık maneviyatını bile rakam ile ifade etme telaşına girişecektir.

Bu, en ilkel haliyle bir "hayatta kalma" dürtüsüdür.

Artık huzur paraya endekslenir, hurafeler ortalığa saçılır. Yanmaz kefen, sırat köprüsünden geçiren terlik, cennetten tapu satılmaya başlanır. Dini inanç, nakde çevrilme telaşıyla dolar; ibadet ile şov yapma modası başlar. Normal koşullarda çocuğunun rızkına katmayacağı parayı, katmaya başlar.

Bir kez değersiz bırakılmıştır ya; artık her kötülüğü kendine hak görür. ATM önlerinde, sosyal medyada yaşlıları avlar. İhaleye fesat karıştırıp hak yer. Doğayı katleder, rant yer. Kumar oynar, yetmezmiş gibi bir de teşvik eder. Pazarda para üstü verirken hile yapar, içi geçmiş portakalı sulandırıp satmaya çalışır.

Çünkü ekonomi sadece rakam değil, bir ahlak yönetimidir. İnsan değerini yitirdiğinde, etik de peynir fiyatının altında ezilir.

Ekonomi, Bir Ahlak Yönetimidir

İşte bu sebeple ekonomi, aslında bir ahlak yönetimidir. Toplumlarda ahlakın korunması genellikle Diyanet gibi kurumların temel görevi sanılır. Oysa doğru bir ekonomi yönetimi sergilenmediği takdirde, manevi kurumların bu bozulmaya karşı yapabilecekleri oldukça kısıtlıdır.

İnsan, bu denli geri bırakılmışlığın sancısıyla "ah" etmeye başlar. Bu çaresizlik içinde, eline geçen her fırsatta temel gıda maddeleri karşısında yeniden değer kazanmanın yollarını arar. Ancak içine sindiremediği bu durumdan bir an önce kurtulmak için artık başkalarının üzerine basmaktan da çekinmez. Ahlak başka diyarlara göç eder, canlar yanar.

Unutulmamalıdır ki: “Bir yerde ekonomi yönetilmiyorsa; ahlak, onur ve gururun seyreltilmesi başlamıştır.”

Tarihten Bir Ders: Üretimle Gelen İstikrar

Yakın tarihimizden somut bir örnek verelim: 1974-1977 yılları arasındaki Ecevit-Erbakan koalisyon hükümeti döneminde, daha önce 135 bin ton olan et üretimi 635 bin tona yükseltilmişti. Hayvancılık kazançlı bir uğraş haline getirilmiş; çiftçi emeğinin karşılığını almaya başlamıştı.

Üretilen miktar arttığı için fiyatlar artmıyordu. Halk yıllarca zam görmeden et yiyebildi. Et ve sütte sağlanan fiyat istikrarı diğer alanlara da yayılmıştı. Topyekûn üretebilen toplumlar istikbalini korur. O gün haneler sağlıklı beslendi, güçlendi ve daha fazla üretti. Toplum, yabancının ürettiğine muhtaç kalmadı; kendi kendine yettiği ölçüde adil ve bağımsız kalabildi.  

Döviz kuru, Fiyat istikrar bağlantısı

Bir ekonominin geleceğini, döviz kuru ve ürün fiyatları arasındaki şu üç bağlantı üzerinden okuyabiliriz:

  • Döviz kuruda, ürün fiyatları da istikrarsızsa, ikisi de artış eğilimdeyse; ekonominin yakın zamanda iyileşeceğini öngörebiliriz. Çünkü bu kötü gitmiş bir sürecin doğal halidir. Doğal olan mutlaka düzelme eğilimine girer. Dövizde arttığından üreticiler ihracatta rekabetçi fiyat sunma fırsatı yakalamıştır. Tıpkı Çin’in, ABD’nin artırdığı gümrük vergisinin ardından dış pazarını kaybetmemek adına Yuan’ı devalüe etmesi gibi… Bu sayede rekabetten kopmamışlar, müşterisinin maliyetini korumuşlar ve mal satmaya da devam edebilmişlerdi.

Ayrıca döviz kuru düşük tutulmaya çalışılmazsa, ithalatta pahalılaşır. Böylece ithalat azalır, haliyle iç üretim artar. İstihdam artar. Daha fazla kişi gelir elde etmeye başlar. O kişilerde ekonomik döngüye, alıp-vermeye katkı sunmaya başlar. Ekonomi ivmelenir.

  • Döviz kuruda, ürün fiyatları da istikrarlıysa, sürekli değişmiyorsa; bir süredir ekonomik, politik sağlıklı hamleler atılmış demektir. Orada toplum değer kazanıyor; icadı, keşfi, malı, konutu ise insan karşısında ucuzluyordur.
  • Döviz kuru artmıyorsa, istikrarlı bir görünüm çiziyorsa, ama ürün fiyatları istikrarsız ise; çok fazla bağımlılık söz konusudur. Orada dış borç, esaret yüksektir. Bütçede, yabancıya ödenecek faiz yükü karşılayabileceğinden fazla demektir. Yükü faiz tutmuştur. Voliyi de balık ağı değil, faiz vurmuştur.

Sonuç: Kimin İtibarı?

Bu ispatlanmış, denemiş, bilimsel durum karşısında atılacak adımlar bellidir. Önceliğin ne olduğu masaya konmalıdır. Kimin itibarına çalışılacağını ortaya konmalıdır. Ve buna uygun yasaksız, baskısız politikalar, süreçler hazırlamalıdır. Baskı ve yasaklar mutlak bir şiddeti çağrıştırır.

Şiddetle, hiddetle de güzel sonuçlar almak mümkün olmaz.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.