Pamuk İnşaat
Pamuk İnşaat
Tayfun Kaya
Köşe Yazarı
Tayfun Kaya
 

Kader, Ölçü ve Özgürlük Üzerine

  Her kader değişimi, sancılarını da beraberinde getirir. Tıpkı o veciz sözdeki gibi: “Güzel şey zor olur.” Kader kelimesi, özünde "kadar" kökünden türemiştir; yani bir ölçüdür. Bir şeyin değerli, yaratana yakışır olup olmadığını belirleyen kadim bir ölçüm aracıdır. Kader; yaşanılan dönemin mevcut koşullarında henüz gerçekleştirilememiş olan her şeydir. Eskiden geceleri aydınlanabilmek bir kaderdi. Kuşlar gibi uçabilmek, şimşeği anlamak veya yağmuru beklemek de öyle... Ağacın varlık amacını kavramak ya da depremde mağdur olmamayı başarmak, aşılmayı bekleyen birer kader sınavıydı. İnsanlık, kendisine bahşedilmiş en büyük hediye "akıl" sayesinde bu sınavları bir bir aşmaya başladı. Öyle ki itibarımızı ve kaderimizi bir kulun avuçlarında, payitahtta, saray şatafatında, rüşvette ya da israfta ararken; asıl itibarın halkın refahında olduğunu öğrenmeyi başardık. Birkaç imtiyazlı kişinin zenginliğini "kader" sanmaktan vazgeçip, geliri toplumun geneline adil yayan yönetim modellerini keşfettik. Halkın bir öndere kul olduğu, liderin tanrısallaştırıldığı anlayış yerini, liderin halkına bağlı olduğu, denetlendiği "cumhurun hürriyeti" bilincine bıraktı. Geçtiğimiz günlerde ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’nda sarf ettiği, “Bölgede işe yarayan tek model monarşidir” sözü, bölge insanını özgürlüksüz ve medeniyetsiz görme yanılgısının bir dışavurumudur. Oysa bu coğrafyanın insanı, "medeniyet kaderi" sınavını aşalı asırlar olmuştur. Örneğin Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey’in kanunlarında liyakat ve laiklik vardır. Dahası, yönetim ve şeklinin sürekli iyileştirilmesi elzem görülmüş; devletin bekası için adalet ve liyakat vazgeçilmez birer kanun hükmünü almıştır. Tek kişiye indirgenmiş krallık ruhu ve monarşi ise batılda, batıda, TomBarrack’ın atalarında kalmıştır. Ortak akıl ile yönetim anlayışı, Türk toplumunun genlerine kazınmıştır. Bu gelenekte liderler seçkindir. Liderler,toplumsal uyumu ve dengeyi korumak için meclisle ve akil insanlarla istişare eder. Bu toplum mühendisliği, halkın çıkarlarını korumayı her zaman esas almıştır. Doğaya ve canlıya saygıyla büyüyen gençlerimiz, okullarda şiddet ve vahşet sahneleriyle değil, bu kadim kültürle yoğrulmuştur. Okullarda çocukların cinayet işlemesi gibi acı olaylar, ancak Batı’da, özellikle de ABD’de gördüğümüz ve üzülerek takip ettiğimiz haberlerdi. Akil insanların, yani bugünkü karşılığıyla meclislerin yönetime dahil olmasıyla denetim artmış; "hak yeme" devri tarihe karışmıştır. Elbette bu tecrübeyi edinmek uzun yıllar aldı. Tarih bize şunu defalarca gösterdi; hangi obada bir lider, yönettiği halka bağlı kalmaktan koparsa, sadakati hemen başka yönlere evrilir. Bu kopuşla birlikte halka ihanet başlar, lider ve çevresi zenginleşirken, toplum fakirleşir. Şayet yöneten, organizasyonu doğru kuramaz, halkın tamamını üretime dahil edemez, toplumun her kesimiyle sağlıklı bir iletişim ve iş birliği sağlayamazsa, hep birlikte başarısız olunduğu acı tecrübelerle görülmüştür. İşte bu acılar; Han’ın, Kağan’ın, Kral’ın kurallara ve standartlara bağlı olarak yönetmesini kaçınılmaz kılmıştır. Sonra tekrar henüz aşamadığımız "kader sınavlarımıza" yelken açmak için harekete geçtik. Çünkü üstesinden gelemediğimiz ne varsa, onu anlamak ve çözmek zorundaydık. Yeni sınavlarımızın, kaderimizin cevabını aramak, bizlere verilmiş kutsal bir görevdi. Gecelerin karanlık olması "kaderini", ateşin keşfi ile çözmüştük. Ancak bu kez de bizi aydınlatan meşalenin veya kandilin rüzgârla sönmesi kaderine maruz kaldık. 10. yüzyılda astronom ve mekanik alimi Ahmed Bin Musa, bu kader sınavını da başarıyla vermemizi sağladı. Fitilleri yandıkça kendi kendine yükselen, haznesine otomatik yağ akan ve rüzgârda sönmeyen kandiller icat etti. Kuşkusuz, medeniyet mirasına daha birçok eşsiz icat bıraktı. Yaratanın insanlara sunduğu vicdan, akıl ve denge hediyesinin şükrünü eda etmek için çabalayan; bunu canlılara değer katarak ve icat edereködeyen pek çok değerimiz oldu. Bu şahsiyetler, kader sınavımızda ve tevekkül anlayışımızda bize yol gösterdiler. Böylece; “Kul tedbir alır, Allah takdir eder” hükmü, yani "Allah sınavı hazırlar, kul ise o sınavın cevabını arar" bilinci hayat buldu. Örneğin mikrop; bir zamanlar insan bedeninde serbestçe dolaşan, görülmesi imkânsız, "dur" denilemeyen bir gizemdi. Gerçekten de çetin bir kader imtihanıydı. Ancak Pasteur’den tam 400 yıl önce Akşemseddin, bu "görünmez düşmanın" kimliğini tespit etti ve Maddetü’l Hayat eserinde detaylarıyla anlattı. Gözle görülemeyen bu canlıların insandan insana geçerek bedenleri hasta ettiğini kâğıda döktü. Bugün mikroplar artık bir "kader" değil; onları tanıyor, dermanını hızla bulabiliyoruz. Yine 9. yüzyılda, ilk kanser ameliyatını İranlı fizik ve tıp alimi Ali Bin Abbas gerçekleştirdi. Kaleme aldığı Kitab el-Maliki ile sadece kanser değil; kılcal damarlar ve doğum gibi tıbbın pek çok alanını aydınlattı. Bu eser 1087 yılında Avrupa’da “Liber Pantegni” adıyla çevrildi, 1492’de Venedik’te basıldı. Hani bugün ABD başkanının İran için dediği “Bir Medeniyeti Yok Edeceğiz.” ifadesiyle İran medeniyetinin de üzerinde yükselmiş Avrupa, ABD medeniyetinin, temelini yok etmesi ile neler olabileceğini bile hesap edemeyen bir “ucube” açıklamayla şaşırdık. ‘Önder’ ifadesinin içinin bunca boşaltılmış olduğunu görüp, üzüldük… Bugün yapay zekânın, robotların; sanayiden milli savunmaya, hatta hanelerimize kadar girmesine tanıklık ediyoruz. Asırlar önce temellerini attığımız "devlet olma" bilincinin direği olan vergi takibi, kanunlara uygun defter tutma ve beyan süreçleri; yapay zekâ ile artık her alanda, hatta kuaförde saç kesimine kadar hayatı kolaylaştırmak için devrede. Elbette sınavlarımız bitmedi. Yaratılış amacını kavramış insanlık, önündeki soru işaretlerini çözmek için mücadeleye devam ediyor. Henüz yapay yollarla üretemediğimiz "oksijen" hâlâ aşılmayı bekleyen bir kader sınavıdır. Denemeler yapılıyor, ancak bir yaprağın kendiliğinden sağladığı oksijeni, bugün bir milyon dolar maliyetle ancak bir saatliğineüretebiliyoruz. Dini metinlerde bahsedilen dokuz yüz yıldan fazla yaşayan Nuh peygamber gibi eski insanların yaşam ömürlerine tekrar ulaşmak, bilimin ifade ettiği “yaşamın iyileşmesi ile doğayı koruyarak ömürleri uzatma” savı içinde çözüm arayışları devam ediyor. Paralel evrenleri ve ışık yılı uzaklıktaki gizemleri çözmek için bilimsel arayışlar sürüyor. Gelişime ayak uydurmalı; icadı, teknolojiyi veya yapay zekâyı "insanlık için kötü oldu" diye yaftalamamalıyız. Her keşif gibi yapay zekâ da iyi ellerde iyiye, kötü ellerde kötüye hizmet eder. Geçmişte otomobil icat edildiğinde, nalbantlar "bu çok kötü oldu" diye feryat etmişti. Günün sonunda nalbantlık mesleği; motora, baskı balataya, rot-balansa evrilebildi. İnatla değişime direnenler ise tarihin tozlu sayfalarında yok olup gitti. Bizden beklenen, güzellikler adına dünyaya hizmet etmek, ona saygı duymak ve onu geliştirmektir. İlerleme, her adımdan sonra yeni bir adım atmayı devamlı kılmaktır. Unutulmamalıdır ki; gelişimi "kötü" diyerek durdurma görevi insana değil, ancak karanlığın temsilcilerine verilmiştir.
Ekleme Tarihi: 21 Nisan 2026 -Salı
Tayfun Kaya

Kader, Ölçü ve Özgürlük Üzerine

 

Her kader değişimi, sancılarını da beraberinde getirir. Tıpkı o veciz sözdeki gibi: “Güzel şey zor olur.” Kader kelimesi, özünde "kadar" kökünden türemiştir; yani bir ölçüdür. Bir şeyin değerli, yaratana yakışır olup olmadığını belirleyen kadim bir ölçüm aracıdır.

Kader; yaşanılan dönemin mevcut koşullarında henüz gerçekleştirilememiş olan her şeydir. Eskiden geceleri aydınlanabilmek bir kaderdi. Kuşlar gibi uçabilmek, şimşeği anlamak veya yağmuru beklemek de öyle... Ağacın varlık amacını kavramak ya da depremde mağdur olmamayı başarmak, aşılmayı bekleyen birer kader sınavıydı.

İnsanlık, kendisine bahşedilmiş en büyük hediye "akıl" sayesinde bu sınavları bir bir aşmaya başladı. Öyle ki itibarımızı ve kaderimizi bir kulun avuçlarında, payitahtta, saray şatafatında, rüşvette ya da israfta ararken; asıl itibarın halkın refahında olduğunu öğrenmeyi başardık. Birkaç imtiyazlı kişinin zenginliğini "kader" sanmaktan vazgeçip, geliri toplumun geneline adil yayan yönetim modellerini keşfettik. Halkın bir öndere kul olduğu, liderin tanrısallaştırıldığı anlayış yerini, liderin halkına bağlı olduğu, denetlendiği "cumhurun hürriyeti" bilincine bıraktı.

Geçtiğimiz günlerde ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’nda sarf ettiği, “Bölgede işe yarayan tek model monarşidir” sözü, bölge insanını özgürlüksüz ve medeniyetsiz görme yanılgısının bir dışavurumudur. Oysa bu coğrafyanın insanı, "medeniyet kaderi" sınavını aşalı asırlar olmuştur. Örneğin Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey’in kanunlarında liyakat ve laiklik vardır. Dahası, yönetim ve şeklinin sürekli iyileştirilmesi elzem görülmüş; devletin bekası için adalet ve liyakat vazgeçilmez birer kanun hükmünü almıştır.

Tek kişiye indirgenmiş krallık ruhu ve monarşi ise batılda, batıda, TomBarrack’ın atalarında kalmıştır. Ortak akıl ile yönetim anlayışı, Türk toplumunun genlerine kazınmıştır. Bu gelenekte liderler seçkindir. Liderler,toplumsal uyumu ve dengeyi korumak için meclisle ve akil insanlarla istişare eder. Bu toplum mühendisliği, halkın çıkarlarını korumayı her zaman esas almıştır. Doğaya ve canlıya saygıyla büyüyen gençlerimiz, okullarda şiddet ve vahşet sahneleriyle değil, bu kadim kültürle yoğrulmuştur. Okullarda çocukların cinayet işlemesi gibi acı olaylar, ancak Batı’da, özellikle de ABD’de gördüğümüz ve üzülerek takip ettiğimiz haberlerdi.

Akil insanların, yani bugünkü karşılığıyla meclislerin yönetime dahil olmasıyla denetim artmış; "hak yeme" devri tarihe karışmıştır.

Elbette bu tecrübeyi edinmek uzun yıllar aldı. Tarih bize şunu defalarca gösterdi; hangi obada bir lider, yönettiği halka bağlı kalmaktan koparsa, sadakati hemen başka yönlere evrilir. Bu kopuşla birlikte halka ihanet başlar, lider ve çevresi zenginleşirken, toplum fakirleşir.

Şayet yöneten, organizasyonu doğru kuramaz, halkın tamamını üretime dahil edemez, toplumun her kesimiyle sağlıklı bir iletişim ve iş birliği sağlayamazsa, hep birlikte başarısız olunduğu acı tecrübelerle görülmüştür. İşte bu acılar; Han’ın, Kağan’ın, Kral’ın kurallara ve standartlara bağlı olarak yönetmesini kaçınılmaz kılmıştır.

Sonra tekrar henüz aşamadığımız "kader sınavlarımıza" yelken açmak için harekete geçtik. Çünkü üstesinden gelemediğimiz ne varsa, onu anlamak ve çözmek zorundaydık. Yeni sınavlarımızın, kaderimizin cevabını aramak, bizlere verilmiş kutsal bir görevdi.

Gecelerin karanlık olması "kaderini", ateşin keşfi ile çözmüştük. Ancak bu kez de bizi aydınlatan meşalenin veya kandilin rüzgârla sönmesi kaderine maruz kaldık. 10. yüzyılda astronom ve mekanik alimi Ahmed Bin Musa, bu kader sınavını da başarıyla vermemizi sağladı. Fitilleri yandıkça kendi kendine yükselen, haznesine otomatik yağ akan ve rüzgârda sönmeyen kandiller icat etti. Kuşkusuz, medeniyet mirasına daha birçok eşsiz icat bıraktı.

Yaratanın insanlara sunduğu vicdan, akıl ve denge hediyesinin şükrünü eda etmek için çabalayan; bunu canlılara değer katarak ve icat edereködeyen pek çok değerimiz oldu. Bu şahsiyetler, kader sınavımızda ve tevekkül anlayışımızda bize yol gösterdiler. Böylece; “Kul tedbir alır, Allah takdir eder” hükmü, yani "Allah sınavı hazırlar, kul ise o sınavın cevabını arar" bilinci hayat buldu.

Örneğin mikrop; bir zamanlar insan bedeninde serbestçe dolaşan, görülmesi imkânsız, "dur" denilemeyen bir gizemdi. Gerçekten de çetin bir kader imtihanıydı. Ancak Pasteur’den tam 400 yıl önce Akşemseddin, bu "görünmez düşmanın" kimliğini tespit etti ve Maddetü’l Hayat eserinde detaylarıyla anlattı. Gözle görülemeyen bu canlıların insandan insana geçerek bedenleri hasta ettiğini kâğıda döktü. Bugün mikroplar artık bir "kader" değil; onları tanıyor, dermanını hızla bulabiliyoruz.

Yine 9. yüzyılda, ilk kanser ameliyatını İranlı fizik ve tıp alimi Ali Bin Abbas gerçekleştirdi. Kaleme aldığı Kitab el-Maliki ile sadece kanser değil; kılcal damarlar ve doğum gibi tıbbın pek çok alanını aydınlattı. Bu eser 1087 yılında Avrupa’da Liber Pantegni adıyla çevrildi, 1492’de Venedik’te basıldı. Hani bugün ABD başkanının İran için dediği “Bir Medeniyeti Yok Edeceğiz.” ifadesiyle İran medeniyetinin de üzerinde yükselmiş Avrupa, ABD medeniyetinin, temelini yok etmesi ile neler olabileceğini bile hesap edemeyen bir “ucube” açıklamayla şaşırdık. ‘Önder’ ifadesinin içinin bunca boşaltılmış olduğunu görüp, üzüldük…

Bugün yapay zekânın, robotların; sanayiden milli savunmaya, hatta hanelerimize kadar girmesine tanıklık ediyoruz. Asırlar önce temellerini attığımız "devlet olma" bilincinin direği olan vergi takibi, kanunlara uygun defter tutma ve beyan süreçleri; yapay zekâ ile artık her alanda, hatta kuaförde saç kesimine kadar hayatı kolaylaştırmak için devrede.

Elbette sınavlarımız bitmedi. Yaratılış amacını kavramış insanlık, önündeki soru işaretlerini çözmek için mücadeleye devam ediyor. Henüz yapay yollarla üretemediğimiz "oksijen" hâlâ aşılmayı bekleyen bir kader sınavıdır. Denemeler yapılıyor, ancak bir yaprağın kendiliğinden sağladığı oksijeni, bugün bir milyon dolar maliyetle ancak bir saatliğineüretebiliyoruz. Dini metinlerde bahsedilen dokuz yüz yıldan fazla yaşayan Nuh peygamber gibi eski insanların yaşam ömürlerine tekrar ulaşmak, bilimin ifade ettiği “yaşamın iyileşmesi ile doğayı koruyarak ömürleri uzatma” savı içinde çözüm arayışları devam ediyor. Paralel evrenleri ve ışık yılı uzaklıktaki gizemleri çözmek için bilimsel arayışlar sürüyor.

Gelişime ayak uydurmalı; icadı, teknolojiyi veya yapay zekâyı "insanlık için kötü oldu" diye yaftalamamalıyız. Her keşif gibi yapay zekâ da iyi ellerde iyiye, kötü ellerde kötüye hizmet eder. Geçmişte otomobil icat edildiğinde, nalbantlar "bu çok kötü oldu" diye feryat etmişti. Günün sonunda nalbantlık mesleği; motora, baskı balataya, rot-balansa evrilebildi. İnatla değişime direnenler ise tarihin tozlu sayfalarında yok olup gitti.

Bizden beklenen, güzellikler adına dünyaya hizmet etmek, ona saygı duymak ve onu geliştirmektir. İlerleme, her adımdan sonra yeni bir adım atmayı devamlı kılmaktır. Unutulmamalıdır ki; gelişimi "kötü" diyerek durdurma görevi insana değil, ancak karanlığın temsilcilerine verilmiştir.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.