Bazı krizler vardır ki, gökyüzünde tek bir şimşek çakmadan, derinlerde birikir; ta ki ansızın bütün ufku sarsana dek. 2018 yazında Türkiye’nin yaşadığı kur krizi de böyleydi. Manşetlerde “Rahip Brunson” başlığı, ABD Başkanı Trump’ın bir tweet’i ve faiz tartışmaları görünse de, hakikatte bu buhran, yıllardır ötelenen yapısal sorunların, kökleşmiş zihniyet eksikliklerinin ve manipülasyona açık kırılganlıkların aynasıydı.
Normal şartlar altında 2019’da yapılması planlanan seçimler bir yıl öne alınmış; seçim atmosferi ekonomiye dair kritik kararları gölgede bırakmıştı. Seçim sonrasında patlayan Brunson krizi, ABD ile diplomatik gerilimi tırmandırdı. Trump’ın attığı tek bir tweet, Türk lirasını bir gecede yüzde 20’ye yakın değer kaybına uğrattı. Mahfi Eğilmez’in tabiriyle bu, “piyasanın gerçek verilerden koparılması”ydı. Bir döviz bürosu çalışanının “Saat 10’da gelen kurla saat 11’de gelen kur arasında 40 kuruş fark var. Artık fiyat değil, refleks satıyoruz” sözleri, bu paniğin sokağa nasıl yansıdığını gösteriyordu.
“Altın Çağ” Efsanesi ve Kırılgan Temeller
2002–2013 dönemi, yaygın anlatıya göre Türkiye’nin “altın yılları”ydı. Büyüme hızlı, refah artmış, tüketim canlıydı. Lakin Sabri Ülgener’in “iktisatta zihniyet” kavramı bize hatırlatır: Rakamlar büyüse de zihniyet değişmezse refah kalıcı olmaz. Bu yıllarda dışarıdan akan ucuz döviz ağırlıkla tüketime ve inşaata yönlendirildi; teknoloji ve verimlilik yatırımları geri planda kaldı. Böylece ekonomi, kısa vadeli sermaye akımlarına bağımlı hale geldi.
Calvo ve Mendoza’nın “sürü psikolojisi” dediği bir durum vardır; tıpkı korkmuş bir kuş sürüsünün, tek bir gölgeyi görüp hep birlikte havalanması gibi… 2018’de ABD Merkez Bankası faizleri artırınca, dünyada dolara ulaşmak zorlaştı. O anda Türkiye’ye yatırım yapmış yabancı fonlar, “ya bir şey olursa” endişesiyle aynı anda çıkış kapısına yöneldi. Yalnızca yılın ilk üç ayında 6,2 milyar dolar böylece ülkeyi terk etti. Türkiye’nin borçlanma riskini ölçen CDS göstergesi 570’in üzerine fırlayarak, bizi Arjantin ve Pakistan’la aynı “yüksek risk” kulübüne soktu. Rahip Brunson olayı ise, zaten tedirgin bekleyen bu yatırımcılar için sadece son düdük, kaçışın resmi başlangıcı oldu.
Merkez Bankası’nın Sert Freni
Ağustos 2018’de TCMB, faizleri 625 baz puan artırarak yüzde 24’e çıkardı. Bu hamle, TL’deki çöküşü durdursa da kredi faizlerini tırmandırarak iç talebi daralttı. 2019’un ilk yarısında ekonomi teknik resesyona girdi. Aynı yıl Fed’in dört faiz artırımı ve Avrupa Merkez Bankası’nın parasal genişlemeyi sonlandırması, dış finansmana bağımlı Türkiye için baskıyı artırdı.
Kriz yalnızca grafiklerde değil, günlük hayatta da derin izler bıraktı. Anadolu’da bir esnafın “Sabah fiyat yazdığım defteri akşam çöpe atıyorum” sözü, geleceğe dair öngörü duygusunun erozyonunu yansıtıyordu. Çay ocağında “Dolar yükseldi, bizim çayın fiyatı da mı yükseldi?” sorusu ise iktisat terbiyesinin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyordu.
Tarihin Aynasından Üç Ders
Meksika 1994, Türkiye 2001 ve Arjantin 2002 krizleri, kur şoklarının orta sınıfın servetini, toplumsal güveni ve üretim kapasitesini nasıl kalıcı biçimde zedelediğini gösteriyor. Dünya Bankası verilerine göre, kriz dönemlerinde göç edenler, varlıklarının yüzde 20–35’ini döviz kuru ve likidasyon kayıplarıyla yitiriyor. 2018 sonrası hızlanan beyin göçü, yalnızca insan değil, milli servet kaybı anlamına geliyor.
“Türkiye ucuzlasın, ihracat artar” söylemi, gerçeği perdeleyen kolaycı bir ezberdir. TÜİK verileri, kriz sonrası ihracatın yalnızca yüzde 2,1 arttığını, ithalatın ise yüzde 20’den fazla daraldığını gösteriyor. Sorun talep değil; teknoloji, kapasite ve verimlilik açığıdır.
Ahlâk ve Zihniyet Reformu
Çözüm, günü kurtaran pansumanlarda değil, zihniyet dönüşümündedir. Servet Bayındır’ın dediği gibi, finansal okuryazarlık yalnızca grafik okumak değil; sabır, feraset ve eleştirel düşünmedir. Yusuf el-Karadâvî’nin uyarısıyla, “Faiz ve spekülasyon, zengini daha zengin, fakiri daha fakir kılan ikiz kardeştir.” Güven olmadan ne piyasa ne toplum ayakta kalabilir.
Velhasıl, 2018 krizi bize bir kez daha hatırlattı: İktisat yalnızca rakamların değil, ahlâkın, ferasetin ve sabrın ilmidir. Krizler kader değildir; fakat zihniyet değişmezse, kendi elimizle tercih ettiğimiz kader haline gelir. Asıl mesele günü kurtarmak değil, yarını inşa etmektir.
Selam ve dua ile…