Yusuf Çelik
Köşe Yazarı
Yusuf Çelik
 

Bal Tutan Parmağını mı Yalar? Bal mı?

Derler ki; “Bal tutan parmağını yalar.” Sözde masum, hatta hayatın olağan akışını anlatır gibi görünen bu deyim; gerçekte koskoca bir sistemin kapısını aralar. Çünkü mesele sadece parmak ucuna bulaşan tatlı bir damladan ibaret değildir. Asıl mesele: O balı kim tutuyor, kim doyasıya yiyor ve kim sadece uzaktan bakıyor? Daha da önemlisi; bal, gerçekten tesadüfen mi seçer birilerini; yoksa balın yolunu açan görünmez eller mi vardır? Bugün memleketimizin ekonomik serencamına (akışına) baktığımızda; balı tutanlar, yiyenler ve parmağını bile baldan mahrum bırakanlar arasında derin bir uçurum görürüz. Ve o uçurum, sadece cebimizi değil; kalbimizi, inancımızı ve yarına dair umudumuzu da yaralar. Balı Tutanlar Kim? Bir ülkede bal kavanozunun başında bekleyenleri bulmak zor değildir: Kamu kaynaklarına yön verenler, kararlarıyla imkân dağıtanlar ve onlarla yakın duran büyük sermaye çevreleri… İhale masalarında, teşvik listelerinde, vergi muafiyetlerinde balın kokusu vardır. Ve esas mesele şudur: Balı tutmak çoğu zaman liyakatle, alın teriyle değil; yakınlıkla, sadakatle, kim bilir bazen de suskunlukla olur. Balı tutanlar, sadece balı değil; kimin pay alacağına, kimin seyirci kalacağına da karar verir. Böylece bir toplumda zenginliğin ve yoksulluğun çizgileri, adaletin değil; gücün ve bağlantıların kalemiyle çizilir. Parmağını Yalayanlar mı, Balı Yiyenler mi? Dilimizde “parmağını yalamak”, sanki küçük ve zararsız bir çıkar gibi anlatılır. Oysa hayatın kendisinde; kimileri gerçekten sadece bir parmak ucu kadar nasiplenirken, kimileri balın kendisini kavanozla götürür. Bir makam, bir imza yetkisi veya bir yakınlık; bazılarına kısa vadeli küçük kazançlar sunarken, bazılarına yıllarca sürecek büyük servet kapıları açar. İşte burada, görünmeyen ama her yerde hissedilen bir el, balın akışını yönlendirir. O el, çoğu zaman halkın gözünden uzak; ama sonuçları sofralarımızda, cüzdanlarımızda, kaybolan hayallerimizde kendini belli eder. Adalet Nerede? Bu tabloda kaybolan en kıymetli değer ise adalettir. Çünkü balı tutan eller, hakkıyla değil; kimin yakını olduğuna, kimin sesini kısmaya razı olduğuna göre seçildiğinde; adalet sadece bir kelime olarak kalır. Bir genç yıllarca okuyup didinir; ama bal kavanozunun yanına bile yaklaşamaz. Bir memur, bir emekçi, bir esnaf; yıllarca çırpınır, ama eline değen sadece kuru bir umut olur. Adaletin hüküm sürdüğü yerde bal, hak edenin payına düşerdi; oysa bu düzende, bal hep aynı sofraya akıtılır. Halk Arasında Bal Bir de sessiz çoğunluk var: Sabahın erken saatinde yollara düşen, markette fiyat etiketine bakarken iç geçiren, çocuğunun geleceğini dert eden insanlar… Onlar için bal; çoğu zaman sadece bir simgedir. Mutfağa giren ekmeğin azaldığını, ay sonunu getirme kaygısının büyüdüğünü bilirler. Balı kimin yediğini tam göremezler; ama kendi sofralarına düşmediğini çok iyi hissederler. Zira hayaller, enflasyonun pençesinde; umutlar, torpilin ve adam kayırmanın gölgesinde solmaya mahkûm olur. Çözüm Var mı? Peki, bu kader midir? Elbette hayır. Çünkü bal, aslında herkese yetecek kadar çoktur; mesele, onu hakça paylaştıracak bir irade bulabilmektir. Adil bir düzen; sadece şeffaf kurallarla, hesap verebilir yöneticilerle ve liyakatin değer gördüğü bir sistemle mümkündür. Balın yolu, ancak hakkın ve hukukun eliyle tutulduğunda gerçekten tatlı olur. Ve bir milletin gerçek serveti, bal kavanozunu elinde tutanların değil; baldan pay alan her bir vatandaşın yüreğinde filizlenen umuttur. Velhasıl “bal tutan parmağını yalar” deyimini, bambaşka bir gözle yeniden düşünmeliyiz. Mesele balı tutmak değil; onu hak etmek ve hakça paylaşabilmek… Çünkü sorulacak asıl soru şudur: Bugün balı kim tutuyor? Kim yiyor? Ve milletimizin her bir ferdi, ne zaman tadacak? Selam ve Dua ile...
Ekleme Tarihi: 22 Aralık 2025 -Pazartesi
Yusuf Çelik

Bal Tutan Parmağını mı Yalar? Bal mı?

Derler ki; “Bal tutan parmağını yalar.” Sözde masum, hatta hayatın olağan akışını anlatır gibi görünen bu deyim; gerçekte koskoca bir sistemin kapısını aralar. Çünkü mesele sadece parmak ucuna bulaşan tatlı bir damladan ibaret değildir. Asıl mesele: O balı kim tutuyor, kim doyasıya yiyor ve kim sadece uzaktan bakıyor? Daha da önemlisi; bal, gerçekten tesadüfen mi seçer birilerini; yoksa balın yolunu açan görünmez eller mi vardır?

Bugün memleketimizin ekonomik serencamına (akışına) baktığımızda; balı tutanlar, yiyenler ve parmağını bile baldan mahrum bırakanlar arasında derin bir uçurum görürüz. Ve o uçurum, sadece cebimizi değil; kalbimizi, inancımızı ve yarına dair umudumuzu da yaralar.

Balı Tutanlar Kim?

Bir ülkede bal kavanozunun başında bekleyenleri bulmak zor değildir: Kamu kaynaklarına yön verenler, kararlarıyla imkân dağıtanlar ve onlarla yakın duran büyük sermaye çevreleri… İhale masalarında, teşvik listelerinde, vergi muafiyetlerinde balın kokusu vardır.

Ve esas mesele şudur: Balı tutmak çoğu zaman liyakatle, alın teriyle değil; yakınlıkla, sadakatle, kim bilir bazen de suskunlukla olur. Balı tutanlar, sadece balı değil; kimin pay alacağına, kimin seyirci kalacağına da karar verir. Böylece bir toplumda zenginliğin ve yoksulluğun çizgileri, adaletin değil; gücün ve bağlantıların kalemiyle çizilir.

Parmağını Yalayanlar mı, Balı Yiyenler mi?

Dilimizde “parmağını yalamak”, sanki küçük ve zararsız bir çıkar gibi anlatılır. Oysa hayatın kendisinde; kimileri gerçekten sadece bir parmak ucu kadar nasiplenirken, kimileri balın kendisini kavanozla götürür.

Bir makam, bir imza yetkisi veya bir yakınlık; bazılarına kısa vadeli küçük kazançlar sunarken, bazılarına yıllarca sürecek büyük servet kapıları açar. İşte burada, görünmeyen ama her yerde hissedilen bir el, balın akışını yönlendirir. O el, çoğu zaman halkın gözünden uzak; ama sonuçları sofralarımızda, cüzdanlarımızda, kaybolan hayallerimizde kendini belli eder.

Adalet Nerede?

Bu tabloda kaybolan en kıymetli değer ise adalettir. Çünkü balı tutan eller, hakkıyla değil; kimin yakını olduğuna, kimin sesini kısmaya razı olduğuna göre seçildiğinde; adalet sadece bir kelime olarak kalır.

Bir genç yıllarca okuyup didinir; ama bal kavanozunun yanına bile yaklaşamaz. Bir memur, bir emekçi, bir esnaf; yıllarca çırpınır, ama eline değen sadece kuru bir umut olur. Adaletin hüküm sürdüğü yerde bal, hak edenin payına düşerdi; oysa bu düzende, bal hep aynı sofraya akıtılır.

Halk Arasında Bal

Bir de sessiz çoğunluk var: Sabahın erken saatinde yollara düşen, markette fiyat etiketine bakarken iç geçiren, çocuğunun geleceğini dert eden insanlar… Onlar için bal; çoğu zaman sadece bir simgedir.

Mutfağa giren ekmeğin azaldığını, ay sonunu getirme kaygısının büyüdüğünü bilirler. Balı kimin yediğini tam göremezler; ama kendi sofralarına düşmediğini çok iyi hissederler. Zira hayaller, enflasyonun pençesinde; umutlar, torpilin ve adam kayırmanın gölgesinde solmaya mahkûm olur.

Çözüm Var mı?

Peki, bu kader midir? Elbette hayır. Çünkü bal, aslında herkese yetecek kadar çoktur; mesele, onu hakça paylaştıracak bir irade bulabilmektir.

Adil bir düzen; sadece şeffaf kurallarla, hesap verebilir yöneticilerle ve liyakatin değer gördüğü bir sistemle mümkündür. Balın yolu, ancak hakkın ve hukukun eliyle tutulduğunda gerçekten tatlı olur. Ve bir milletin gerçek serveti, bal kavanozunu elinde tutanların değil; baldan pay alan her bir vatandaşın yüreğinde filizlenen umuttur.

Velhasıl “bal tutan parmağını yalar” deyimini, bambaşka bir gözle yeniden düşünmeliyiz. Mesele balı tutmak değil; onu hak etmek ve hakça paylaşabilmek…

Çünkü sorulacak asıl soru şudur: Bugün balı kim tutuyor? Kim yiyor? Ve milletimizin her bir ferdi, ne zaman tadacak?

Selam ve Dua ile...

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.