Borç… Kimi zaman yiğidin kamçısı, kimi zaman zinciri. Milletlerin kaderinde iz bırakan krizler bize gösterir ki, borç yalnızca rakamlardan ibaret bir hesap değil; devrin, hatta bir ömürlük hayatın ruhunu fısıldayan bir imtihandır. Onu nasıl kullandığınız, sizi ya imparatorlukların kurucusu yapar ya da iflasın eşiğinde bırakır.
Tarih, borcun iki yüzünü de gösteren örneklerle doludur. Rockefeller’dan Musk’a uzanan modern hikâyeler ile Roma’dan Osmanlı’ya, Medici’den Arjantin’e uzanan tarihî dersler, bu gerçeğin sessiz tanıklarıdır.
Borçla Kurulan Saltanatlar
1800’lerin Amerika’sında, Ohio’lu çiftçi oğlu olan John D. Rockefeller, ilk 1.000 dolarlık borcu ile Standard Oil’in temelini attı. Varil üretimini ve taşımayı kendi kontrolüne alarak maliyetleri düşürdü, bankaların güvenini kazandı ve aldığı borçlarla rakiplerini birer birer satın aldı. Neticede, günümüz değeriyle 400 milyar dolara ulaşan bir servet inşa etti. Onun hikâyesi, borcun doğru ellerde nasıl bir büyüme kaldırağına dönüşebileceğinin canlı bir delilidir.
Ancak aynı yüzyılda Osmanlı, borcun karanlık yüzüyle tanıştı. 1854 Kırım Savaşı sırasında alınan ilk dış borçlar, üretime değil savaşa harcandı. Gelir getiren yatırımlar yerine kısa vadeli siyasi kazançlar tercih edilince, 1875’te mali iflas ilan edildi ve Düyun-u Umumiye’nin gölgesi ülkenin üzerine düştü.
Borçla Yaşamak: Maaşsız Zenginlik
Modern çağın en zenginleri, gelirlerini maaş bordrosunda değil, sahip oldukları varlıklarda taşır. 2021’de Elon Musk, Tesla hisselerini satmak yerine teminat göstererek milyarlarca dolarlık kredi aldı. Bu yöntemin en önemli avantajı, kredinin gelir sayılmadığı için vergiye tabi olmaması ve hisseler satılmadığı için sermaye kazancı vergisi doğmamasıdır. Benzer bir stratejiyi 20. yüzyılın başında Andrew Carnegie de uygulamıştı. Çelik imparatoru, varlıklarını elden çıkarmadan borçlanarak yatırımlarını büyüttü; böylece hem vergi yükünden kaçındı hem de piyasadaki gücünü pekiştirdi.
Borçla Taşınmazlardan Servet Oluşturmak
Gayrimenkul, borcun en eski oyun sahasıdır. Sıradan vatandaş, ömür boyu bir ipotekli konut kredileri ile uğraşırken, zenginler birden fazla mülk almak için borçlanır. Elon Musk, 2018’de Kaliforniya’da beş ev almak için 61 milyon dolar kredi kullandı. Strateji basittir: Nakdi korumak ve borcun faizinden yüksek getiri sağlayacak yatırımlara yönlendirmek.
1920’lerin Florida Arazi Balonu döneminde de borcun cazibesi benzerdi. Bankalar kolay kredi dağıttı, herkes arazi aldı. Ancak 1926’da balon patladı, borçla alınan arsalar değersizleşti ve bu çöküş, 1929 büyük buhranın habercisi oldu.
Likit Olmayanı Likit Hale Getirmek
Büyük servetler genellikle likit olmayan varlıklarda saklıdır. Ancak fırsat geldiğinde, bu varlıklar satılmadan da nakde çevrilebilir: Borç ile. Mukesh Ambani, Hindistan’da 5G altyapısını kurmak için 5,5 milyar dolar borç aldı; teminat olarak enerji varlıklarını gösterdi. Elon Musk, Twitter’ı satın almak için Tesla hisselerini ipotek ettirdi.
Bu strateji yeni değildir. 15. yüzyılda Medici Bankası, Avrupa krallarına savaş finansmanı için kredi verir, teminat olarak toprak gelirlerini alırdı. O günün kraliyet borçları, bugünün varlık teminatlı kredilerinin atalarıydı.
Enflasyon ile Borcu Eritmek
Borç, enflasyonist dönemlerde adeta kendi kendini eriten bir yük olabilir. Mark Zuckerberg, 2012’de %1,05 faizle aldığı ev kredisini 30 yıla yayarak, reel borç yükünün zamanla küçülmesini sağladı. Böylece hem istediği mülke kavuştu hem de elindeki nakdi daha kârlı yatırımlara yönlendirdi.
II. Dünya Savaşı sonrası ABD de benzer bir yol izledi. 1946’da kamu borcu/GDP oranı %119’du. 1956’da enflasyon ve büyüme sayesinde bu oran %60’a geriledi. Ancak aynı mekanizma, Osmanlı’da 1910’larda kaime enflasyonu döneminde halkın alım gücünü eriterek sosyal huzursuzluk da oluşturmuştu.
Velhasıl, borç hem medeniyetleri yücelten hem de yerle bir eden çift taraflı bir kılıçtır. Rockefeller’dan Ambani’ye, Medici’den Musk’a uzanan hikâyeler bize gösterir ki, borç üretken yatırımlara yöneldiğinde serveti katlayan güçlü bir kaldıraçtır. Ancak aynı borç, tüketim hırsı ve siyasi popülizmle birleştiğinde, 1929 Buhranı’ndan Arjantin’in defalarca yaşadığı temerrüt krizlerine kadar pek çok felaketin kapısını aralar. Dahası, enflasyon da bu oyunun sessiz oyuncusudur; akıllıca yönetildiğinde borç yükünü zamanla eriten bir müttefike dönüşebilirken, yanlış idare edildiğinde toplumun alım gücünü aşındırarak geniş kitleleri fakirleştiren bir düşmana dönüşür.
Sabri Ülgener’in dediği gibi, “İktisat yalnızca rakamların değil, ahlakın, tedbirin ve ferasetin ilmidir.” Borcun bereketli bir sermayeye dönüşmesi, disiplin, şeffaflık ve uzun vadeli vizyon ister. Tarih, borcu akılla kullananların imparatorluklar kurduğunu; ihtirasa kapılanların ise bir gecede iflas bayrağını çektiğini kaydeder.
Selam ve Dua ile…