Yusuf Çelik
Köşe Yazarı
Yusuf Çelik
 

Beyin Göçü ve Gelecek Kaygısı

Bir milletin en büyük zenginliği ne toprak altındaki madenlerinde ne de büyük şehirlerindeki görkemli binalardadır; o zenginlik, toprak üstünde yürüyen, düşünen ve ümit kuran gençliğindedir. Fakat bugün bu topraklarda yeşeren genç hayaller, sessiz sedasız valiz hazırlıyor; kimisi yabancı bir dil öğreniyor, kimisi de gideceği ülkenin yollarını araştırıyor. Çünkü kalmak artık cesaret isteyen bir karara; gitmek ise çoğu için neredeyse kaçınılmaz bir mecburiyete dönüşmüş durumda. Bir ülkenin evlatlarını kaybetmesi, aslında en büyük iflasıdır; bu iflas rakamlarda değil, umutların tükenişinde kendini gösterir. Hayallerin Enflasyonla İmtihanı Eskiden bir gencin en büyük hayali, okuyup iyi bir meslek sahibi olmaktı; bugün ise o hayaller, yüksek enflasyon, geçim derdi ve geleceği görememenin kaygısı karşısında sessizce eriyip gidiyor. Bir yandan kendi ayakları üzerinde durma arzusu, öte yandan ailesine omuz verme zorunluluğu… Bu iki yükün arasında kalan genç yürekler, bitmeyen borçlarla, katlanan faturalarla, günbegün artan fiyatlarla boğuşuyor. Diplomalar, bir zamanlar bir kapıyı aralardı; şimdi ise çoğu için yeni bir işsizlik macerasının başlangıcı gibi duruyor. Ev kurmak, yuva kurmak, çocuk yetiştirmek, hatta bir gün emeklilik hayali kurmak… Artık bunlar genç kuşak için ne yazık ki ulaşılması güç bir düşe dönüştü. Bilginin Susturulduğu Düzen Ne var ki asıl yara yalnızca ekonomik zorluk değil. Daha derinde, gençlerin ruhunu kanatan bir başka dert var: bilgiden çok tanıdığın, emekten çok torpilin değer gördüğü bir düzen. Yıllarını vererek okuyan, kendini geliştiren, hayalleri olan gençler; seslerini duyuramadıkları, hak ettiklerini alamadıkları bir memlekette kalmak yerine, başka diyarlarda nefes almak istiyor. Çünkü adaletin olmadığı yerde umut yeşermez, hakkaniyetin eksik olduğu topraklarda hayaller filizlenmez. “Bilenin değil, tanıdığın konuştuğu bir yerde, bilginin sesi kısılır.” diyen gençlerin çantalarını toplaması, işte tam da bu yüzden. Gidenin Ardında Kalan Boşluk Bu gidişin bedeli yalnızca birkaç parlak zekânın kaybı değildir. Bir ülkenin on yıllarca emek vererek yetiştirdiği doktorlar, mühendisler, yazılımcılar; başka topraklarda değer gördüklerinde sadece kendilerini değil, bu ülkenin geleceğe dair inancını da beraberlerinde götürür. Teknolojik ilerleme yavaşlar, bilimsel üretim zayıflar, rekabet gücü düşer. Fakat daha derin bir kayıp vardır: boş kalan aile sofraları, eksik kalan bayram kutlamaları ve uzaklarda bir yerde tutunmaya çalışan evlatların ardından kalan sessizlik. En çok da geride kalan kalplerde büyüyen boşluk ve eksilen umut can yakar. Sözden Öteye Geçmeyen Çözümler Gençler yalnızca bir iş veya maaş istemiyor; hakkın, hukukun ve adaletin hüküm sürdüğü bir düzen istiyor. Lakin onlara çoğu zaman sunulan, günü kurtaran vaatlerden öteye gitmiyor. Oysa gerçek bir değişim; sadece ekonomik dengelerin değil, toplumsal adaletin, şeffaflığın ve liyakatin yeniden inşa edilmesini gerektirir. Genç nüfus bir ülkenin en büyük fırsatıdır; ama eğer görmezden gelinirse, yarın ağır bir yük olur, derin bir krizin sebebi olur. Asıl soru da burada gizli: Gençlerin yüreğindeki ateşi harlayabilecek miyiz, yoksa o ateşin sönmesine sessiz mi kalacağız? Velhasıl; mesele kuru rakamlar, döviz kurları veya faiz kararlarından ibaret değildir. Asıl mesele, gençlerin bu topraklarda yaşamaya, üretmeye ve hayal kurmaya değer bir gelecek bulup bulamayacağıdır. Unutmamalıyız ki iç huzur, adalet ve liyakat; gençlerin umudunu yeşerten toprağın kendisidir. Ve nihayetinde şunu hatırlamak gerekir: Bir milletin gerçek serveti, gençlerinin kalbinde taşıdığı umuttur. O umudu yeşertmek; adil bir düzen, vicdanlı bir yönetim ve samimi bir toplumsal barış ile mümkündür. Çünkü bir ülkenin yarını, gençlerinin yüreğinde taşıdığı inançla yazılır. Selam ve Dua ile…
Ekleme Tarihi: 19 Ocak 2026 -Pazartesi
Yusuf Çelik

Beyin Göçü ve Gelecek Kaygısı

Bir milletin en büyük zenginliği ne toprak altındaki madenlerinde ne de büyük şehirlerindeki görkemli binalardadır; o zenginlik, toprak üstünde yürüyen, düşünen ve ümit kuran gençliğindedir. Fakat bugün bu topraklarda yeşeren genç hayaller, sessiz sedasız valiz hazırlıyor; kimisi yabancı bir dil öğreniyor, kimisi de gideceği ülkenin yollarını araştırıyor.

Çünkü kalmak artık cesaret isteyen bir karara; gitmek ise çoğu için neredeyse kaçınılmaz bir mecburiyete dönüşmüş durumda. Bir ülkenin evlatlarını kaybetmesi, aslında en büyük iflasıdır; bu iflas rakamlarda değil, umutların tükenişinde kendini gösterir.

Hayallerin Enflasyonla İmtihanı

Eskiden bir gencin en büyük hayali, okuyup iyi bir meslek sahibi olmaktı; bugün ise o hayaller, yüksek enflasyon, geçim derdi ve geleceği görememenin kaygısı karşısında sessizce eriyip gidiyor. Bir yandan kendi ayakları üzerinde durma arzusu, öte yandan ailesine omuz verme zorunluluğu… Bu iki yükün arasında kalan genç yürekler, bitmeyen borçlarla, katlanan faturalarla, günbegün artan fiyatlarla boğuşuyor.

Diplomalar, bir zamanlar bir kapıyı aralardı; şimdi ise çoğu için yeni bir işsizlik macerasının başlangıcı gibi duruyor. Ev kurmak, yuva kurmak, çocuk yetiştirmek, hatta bir gün emeklilik hayali kurmak… Artık bunlar genç kuşak için ne yazık ki ulaşılması güç bir düşe dönüştü.

Bilginin Susturulduğu Düzen

Ne var ki asıl yara yalnızca ekonomik zorluk değil. Daha derinde, gençlerin ruhunu kanatan bir başka dert var: bilgiden çok tanıdığın, emekten çok torpilin değer gördüğü bir düzen. Yıllarını vererek okuyan, kendini geliştiren, hayalleri olan gençler; seslerini duyuramadıkları, hak ettiklerini alamadıkları bir memlekette kalmak yerine, başka diyarlarda nefes almak istiyor. Çünkü adaletin olmadığı yerde umut yeşermez, hakkaniyetin eksik olduğu topraklarda hayaller filizlenmez.

“Bilenin değil, tanıdığın konuştuğu bir yerde, bilginin sesi kısılır.” diyen gençlerin çantalarını toplaması, işte tam da bu yüzden.

Gidenin Ardında Kalan Boşluk

Bu gidişin bedeli yalnızca birkaç parlak zekânın kaybı değildir. Bir ülkenin on yıllarca emek vererek yetiştirdiği doktorlar, mühendisler, yazılımcılar; başka topraklarda değer gördüklerinde sadece kendilerini değil, bu ülkenin geleceğe dair inancını da beraberlerinde götürür.

Teknolojik ilerleme yavaşlar, bilimsel üretim zayıflar, rekabet gücü düşer. Fakat daha derin bir kayıp vardır: boş kalan aile sofraları, eksik kalan bayram kutlamaları ve uzaklarda bir yerde tutunmaya çalışan evlatların ardından kalan sessizlik. En çok da geride kalan kalplerde büyüyen boşluk ve eksilen umut can yakar.

Sözden Öteye Geçmeyen Çözümler

Gençler yalnızca bir iş veya maaş istemiyor; hakkın, hukukun ve adaletin hüküm sürdüğü bir düzen istiyor. Lakin onlara çoğu zaman sunulan, günü kurtaran vaatlerden öteye gitmiyor. Oysa gerçek bir değişim; sadece ekonomik dengelerin değil, toplumsal adaletin, şeffaflığın ve liyakatin yeniden inşa edilmesini gerektirir.

Genç nüfus bir ülkenin en büyük fırsatıdır; ama eğer görmezden gelinirse, yarın ağır bir yük olur, derin bir krizin sebebi olur. Asıl soru da burada gizli: Gençlerin yüreğindeki ateşi harlayabilecek miyiz, yoksa o ateşin sönmesine sessiz mi kalacağız?

Velhasıl; mesele kuru rakamlar, döviz kurları veya faiz kararlarından ibaret değildir. Asıl mesele, gençlerin bu topraklarda yaşamaya, üretmeye ve hayal kurmaya değer bir gelecek bulup bulamayacağıdır. Unutmamalıyız ki iç huzur, adalet ve liyakat; gençlerin umudunu yeşerten toprağın kendisidir.

Ve nihayetinde şunu hatırlamak gerekir: Bir milletin gerçek serveti, gençlerinin kalbinde taşıdığı umuttur. O umudu yeşertmek; adil bir düzen, vicdanlı bir yönetim ve samimi bir toplumsal barış ile mümkündür. Çünkü bir ülkenin yarını, gençlerinin yüreğinde taşıdığı inançla yazılır.

Selam ve Dua ile…

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.