Kişilik sabit bir öz müdür, öğrenilmiş bir strateji mi? ‘Ben kimim?’ sorusunun cevabı, çoğu zaman ‘Nasıl hayatta kaldım?’ sorusunun yansıması olabilir mi? Kendini üç kelime ile tanımla sorusuna verdiğin cevapları düşün. Sabırlı, mesafeli, kontrolcü, fedakar, yalnızlığı seven, sıcakkanlı… Peki bunları sayarken arka planda ‘Hayatta kalmak için bunu öğrenmek zorunda kaldım’ diyor olabilir miyiz? Belirsizlik geçmişte canını yaktığı için kontrolcü, yakınlığın riskli olduğunu gördüğün için mesafeli, sevilmenin yolunun bundan geçtiğini düşündüğün için fedakar olabilir misin? Tüm bunlar bir karakter özelliği gibi görünse de aslında çoğu zaman bir adaptasyondur.
Kişilik sandığımız özelliklerin büyük bir kısmı öğrenilmiş kalıplar, alışkanlıklaşmış savunmalar ve travmaya verilen anlamlı tepkiler olabilir. En nihayetinde kişilik için ‘üst üste yığılmış travmaların sonucudur.’ diyebiliriz. Wilhelm Reich buna ‘Karakter zırhı’ der. Travmalar ve zorlayıcı yaşam deneyimleri karşısında kendimizi korumak için psikolojik bir zırh kuşanırız. Bu zırh bizi o an korur ama zamanla üzerimize yapışır. Çok sessiz, az konuşan bir insan düşünelim. Bu kişi çocuklukluk zamanlarında; konuştuğunda sözü kesilmiş, düşünceleri küçümsenmiş olsun. Konuşmak onu değersizleştirir ve konuşmaktan kaçınan bir çocuk haline gelir. Yüksek olasılıkla yetişkinliğinde bu durum sosyal çevresine de yansıyacak ve ‘Ben zaten çok konuşan birisi değilim.’ diyecektir. Peki bu o kişinin karakteri midir? Öğrendiği bir özellik midir? Ne bu davranış hatalıdır ne de sorun kişiliktedir. Bu durum zamanında işe yaramış ve onu korumuş çözümlerdir. Çocukken onu en az inciten yol odur ve öğrenilerek bugüne getirilmiştir. Benzer şekilde;
Kontrolcülük: Bir karakter özelliği değil, belirsizliğin ve kaosun hüküm sürdüğü bir çocuklukta geliştirilmiş bir "güvenlik duvarı" olabilir.
Fedakarlık: Sevgiye ulaşmanın tek yolunun başkalarının ihtiyaçlarını kendinden öne koymak olduğunu öğrenmiş bir çocuğun hayatta kalma stratejisi olabilir.
Bu durumda, "kişilik" dediğimiz şey aslında esnek olmayan, katılaşmış savunma mekanizmalarıdır. Kişi bu kalıpları o kadar çok tekrar eder ki, bir süre sonra bunları "özü" sanmaya başlar.
Peki bu farkındalıkla ne yapılır? Eğer kişilik sandığımız şeylerin büyük bir kısmı öğrenilmiş savunmalarsa, mesele bu savunmaları suçlamak ya da “terk etmek” değildir. Çünkü onlar bir zamanlar hayat kurtardı. Sorun, bu stratejilerin artık güncel olup olmadığını hiç sorgulamadan taşımaya devam etmemizdir. Zırhın sorunu, varlığı değil; esnek olmamasıdır.
Yetişkinlikte tehlike, çocukluktaki kadar mutlak değildir. Ancak zihin bunu ayırt etmekte zorlanır. Bir zamanlar inciten belirsizlik, bugün yönetilebilir olabilir; bir zamanlar tehditkâr olan yakınlık, bugün besleyici bir bağa dönüşebilir. Fakat zihin, geçmişte işe yarayan formülü otomatik pilota alır. Kişi artık “böyle biri olduğu” için değil, başka bir yol bilmediği için aynı şekilde davranır.
Bu noktada kişisel gelişim söylemlerinin düştüğü en büyük yanılgı ortaya çıkar: “Değiş.” Oysa değişim bir kopuş değil, bir genişleme meselesidir. Kontrolcü taraf yok edilmez; yanına esneklik eklenir. Mesafeli taraf bastırılmaz; ne zaman yakınlık güvenlidir, ne zaman değildir ayırt etmeyi öğrenir. Fedakârlık tamamen terk edilmez; kendini yok etmeyen bir biçime evrilir.
Gerçek dönüşüm, “Ben kimim?” sorusundan çok, “Hangi parçam hangi koşulda devreye giriyor?” sorusunu sorabildiğimiz yerde başlar. Çünkü insan tek bir özden ibaret değildir. Sorunun cevabı bir envanter dökümüdür. İçimizde farklı yaşlarda öğrenilmiş, farklı tehditlere göre şekillenmiş birçok parça vardır. Sorun bu parçaların varlığı değil; direksiyonda sürekli aynı parçanın oturmasıdır.
Olgunlaşmak, karakterimizi değiştirmekten ziyade, seçeneklerimizi çoğaltmaktır. Mesele zırhsız kalmak değil, zırhın içinde hapsolmadığını anlamaktır. 'Ben böyleyim' dediğimiz o katı sınırların aslında sadece eski bir korunma refleksi olduğunu gördüğümüzde özgürleşiriz.
Ve belki “kendin olmak” dediğimiz şey, en baştan beri sandığımız gibi sabit bir kimliğe sadakat değil; artık hayatta kalmak zorunda olmadığını fark edebilmektir.