Ebru Demirci
Köşe Yazarı
Ebru Demirci
 

Yaşama Yolculuk --9 Benlik Sürekliliği Krizi: İlişkiler Üzerinden Kurulan Hayatın Matematiği

Benlik Sürekliliği Krizi: İlişkiler Üzerinden Kurulan Hayatın Matematiği Neden en büyük hayallerimizin merkezinde her zaman bir başkası olur? Yanıt, basit bir narsisizm yansıması ve derin bir ontolojik (varoluşsal) ihtiyaçta gizlidir. İnsan zihni, geleceği soyut bir hedef olarak değil, ancak somut bir ilişkisellik matrisi içinde anlamlandırabilir. Kendimizi tekil bir varlık olarak eksik hissederiz. Bir başkasının bakışı, bizi ait olduğumuz, "yerli yerinde" bir senaryonun içine yerleştirir. Platon’un mağara alegorisindeki gibi, kendimizi doğrudan görme yetisinden yoksunuzdur; bu yüzden dışarıya, yani karşımızdaki aynaya bakarız. Baktığımız şey bizim yansımamızdır; olduğumuz, olacağımız, eksikliklerimiz, karanlık tarafımız… Sevgili, mentor, ideal bir arkadaş — bu kişiler yalnızca birer özne değil, bizim henüz ulaşamadığımız potansiyelimizi somutlaştıran birer projeksiyon perdesidir. Bu perde üzerinde, "olmak istediğimiz benliği" de sahnelemeye çalışırız. O kişiyi merkeze alarak kurduğumuz hayaller, aslında bizim "ideal benliğimizin" o kişi aracılığıyla hayata geçirilmesi planıdır. Bu durum mitolojide, Narkissos'un kendi yansımasına olan aşkına benzer: • Narkissos kendine aşıktı ama yansımasına dokunamadığı için acı çekti. • Biz de başkasında kendi idealize edilmiş yansımamıza aşık oluruz. O kişi gittiğinde, Narkissos'un göle uzanıp yansımasını bulamaması gibi, biz de kendi tam versiyonumuzu bulamamanın acısını yaşarız. O özne hayatımızdan çıktığında, hissettiğimiz acı, genellikle birebir o kişinin kaybının ağırlığından daha yoğundur. Kayıp yalnızca o kişi değildir. O kişinin de dahil olduğu bir kümedir. O küme içerisinde gelecek planlarını, anılarını, duygularını, onun var olduğu dönemde yaşadığın her şeyi, onunla var ettiğin seni içerir Bundandır ki acı o kişiden büyüktür. Bu acı, bir kişisel çöküşün eşiğidir. Yas = (Hayal Edilen Gelecek) – (Gerçek Durum) Bu formüldeki fark, sadece sevginin yokluğu değil, o kişi aracılığıyla garanti altına aldığımızı düşündüğümüz benlik sürekliliğinin (self-continuity) aniden iptal edilmesidir. Kırılan şey bir bağ değil, birlikte çizilen zaman çizgisinin paramparça olmasıdır. Yaşanan yas, o kişinin gidişine değil, onunla birlikte kurduğumuz, daha güçlü, daha anlamlı sandığımız "versiyonumuzun" ölümünedir. Korku da buradan doğar: Anlamı dayandırdığımız zeminin ortadan kalkmasıyla benlik tehlikeye girer. Bitmeyen cümleler, yarıda kesilmiş ihtimaller, söylenmeyen sözler... Bütün bunlar, bir kişiyi değil; o kişi üzerinden kendimize açtığımız, fakat şimdi kapanan potansiyel yolu temsil eder. Oysa kapanan bir kapı, yeniden çizilecek bir planın başlangıcıdır. Yanılsama şuradadır: Hayalin merkezinde bir kişi olduğu sanılır. Oysa merkez, hayali mümkün kılan bilinçtir. Kayıp gibi yaşanan şey, aslında bu bilincin yanlış bir taşıyıcıya emanet edilmesidir. Bir özne, kendisine ait olmayan bir anlamı ancak geçici olarak üzerinde tutabilir. O anlam, onun yapısına ağır gelmeye başladığında düşer. Bu düşüş, hayalin sona ermesi değil; yanlış adrese yöneltilmiş bir potansiyelin geri çağrılmasıdır. Kişi gider, ama hayalin çekirdek arzusu (Core Desire) yok olmaz. Sadece evrilir. Hayalin senaryosu değişir, özne silinir, ancak hayalin temel ihtiyacı (örneğin, aidiyet, macera, derin bağ) sende kalır ve yeni bir özne arar. Bir zamanlar başkasıyla kurduğun hayalin aynısını, bir gün kendinle—daha güçlü, daha bilinçli ve en önemlisi kendi kendine yeten hâlinle— yeniden kurarsın. Özne değişebilir, yol değişebilir; fakat hayalin asıl sahibi olan sen, o hayali başka bir formda yaşatabilecek potansiyeli içinde taşırsın.
Ekleme Tarihi: 17 Aralık 2025 -Çarşamba
Ebru Demirci

Yaşama Yolculuk --9 Benlik Sürekliliği Krizi: İlişkiler Üzerinden Kurulan Hayatın Matematiği

Benlik Sürekliliği Krizi: İlişkiler Üzerinden Kurulan Hayatın Matematiği

Neden en büyük hayallerimizin merkezinde her zaman bir başkası olur? Yanıt, basit bir

narsisizm yansıması ve derin bir ontolojik (varoluşsal) ihtiyaçta gizlidir. İnsan zihni,

geleceği soyut bir hedef olarak değil, ancak somut bir ilişkisellik matrisi içinde

anlamlandırabilir.

Kendimizi tekil bir varlık olarak eksik hissederiz. Bir başkasının bakışı, bizi ait olduğumuz,

"yerli yerinde" bir senaryonun içine yerleştirir. Platon’un mağara alegorisindeki gibi,

kendimizi doğrudan görme yetisinden yoksunuzdur; bu yüzden dışarıya, yani

karşımızdaki aynaya bakarız. Baktığımız şey bizim yansımamızdır; olduğumuz,

olacağımız, eksikliklerimiz, karanlık tarafımız… Sevgili, mentor, ideal bir arkadaş — bu

kişiler yalnızca birer özne değil, bizim henüz ulaşamadığımız potansiyelimizi

somutlaştıran birer projeksiyon perdesidir. Bu perde üzerinde, "olmak istediğimiz

benliği" de sahnelemeye çalışırız. O kişiyi merkeze alarak kurduğumuz hayaller, aslında

bizim "ideal benliğimizin" o kişi aracılığıyla hayata geçirilmesi planıdır.

Bu durum mitolojide, Narkissos'un kendi yansımasına olan aşkına benzer:

• Narkissos kendine aşıktı ama yansımasına dokunamadığı için acı çekti.

• Biz de başkasında kendi idealize edilmiş yansımamıza aşık oluruz. O kişi

gittiğinde, Narkissos'un göle uzanıp yansımasını bulamaması gibi, biz de kendi

tam versiyonumuzu bulamamanın acısını yaşarız.

O özne hayatımızdan çıktığında, hissettiğimiz acı, genellikle birebir o kişinin kaybının

ağırlığından daha yoğundur. Kayıp yalnızca o kişi değildir. O kişinin de dahil olduğu bir

kümedir. O küme içerisinde gelecek planlarını, anılarını, duygularını, onun var olduğu

dönemde yaşadığın her şeyi, onunla var ettiğin seni içerir Bundandır ki acı o kişiden

büyüktür. Bu acı, bir kişisel çöküşün eşiğidir.

Yas = (Hayal Edilen Gelecek) – (Gerçek Durum)

Bu formüldeki fark, sadece sevginin yokluğu değil, o kişi aracılığıyla garanti altına

aldığımızı düşündüğümüz benlik sürekliliğinin (self-continuity) aniden iptal edilmesidir.

Kırılan şey bir bağ değil, birlikte çizilen zaman çizgisinin paramparça olmasıdır. Yaşanan

yas, o kişinin gidişine değil, onunla birlikte kurduğumuz, daha güçlü, daha anlamlı

sandığımız "versiyonumuzun" ölümünedir. Korku da buradan doğar: Anlamı

dayandırdığımız zeminin ortadan kalkmasıyla benlik tehlikeye girer.

Bitmeyen cümleler, yarıda kesilmiş ihtimaller, söylenmeyen sözler... Bütün bunlar, bir

kişiyi değil; o kişi üzerinden kendimize açtığımız, fakat şimdi kapanan potansiyel yolu

temsil eder.

Oysa kapanan bir kapı, yeniden çizilecek bir planın başlangıcıdır.

Yanılsama şuradadır: Hayalin merkezinde bir kişi olduğu sanılır. Oysa merkez, hayali

mümkün kılan bilinçtir. Kayıp gibi yaşanan şey, aslında bu bilincin yanlış bir taşıyıcıya

emanet edilmesidir.

Bir özne, kendisine ait olmayan bir anlamı ancak geçici olarak üzerinde tutabilir. O anlam,

onun yapısına ağır gelmeye başladığında düşer. Bu düşüş, hayalin sona ermesi değil;

yanlış adrese yöneltilmiş bir potansiyelin geri çağrılmasıdır.

Kişi gider, ama hayalin çekirdek arzusu (Core Desire) yok olmaz. Sadece evrilir.

Hayalin senaryosu değişir, özne silinir, ancak hayalin temel ihtiyacı (örneğin, aidiyet,

macera, derin bağ) sende kalır ve yeni bir özne arar.

Bir zamanlar başkasıyla kurduğun hayalin aynısını, bir gün kendinle—daha güçlü, daha

bilinçli ve en önemlisi kendi kendine yeten hâlinle— yeniden kurarsın.

Özne değişebilir, yol değişebilir; fakat hayalin asıl sahibi olan sen, o hayali başka bir

formda yaşatabilecek potansiyeli içinde taşırsın.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.