Salih Nurettin Çevik
Köşe Yazarı
Salih Nurettin Çevik
 

Bir Damla Sudaki Sır: İnsan ve Su – 10

Ey kalpleri serinleten, çölleşmiş gönüllere rahmet indiren Rabbim… Bizi su gibi berrak eyle; bir damlanın içine sakladığın sırrı idrak etmeyi nasip eyle. Kıymetli Dost, Hayat, çoğu zaman bir beklentinin adıdır. Dünyaya gözlerimizi açtığımız anda korunmayı bekleriz; düştüğümüzde uzanacak bir el, büyüdüğümüzde sevilmeyi, kötülüklerden muhafaza edilmeyi… Gün gelir sevdiğimizin yolunu gözleriz, gün gelir rızkımızın nasibimizle buluşmasını bekleriz. Öyle zamanlar olur ki insan, yüreğinin çölleştiğini hisseder. İçinde kavrulan bir susuzluk baş gösterir; bir damla suya hasret çeken toprak gibi çatlar kalbi. Sıkışmış bir gönülde zaman daralır. Saniyeler birbirini kovalar; yollar labirente, sokaklar çıkmaza dönüşür. Hangi yöne koşsan duvarlarına çarparsın. Karanlıkta bir ışık, gökyüzünde bir rahmet damlası ararsın. Hüznün göğü tırmalar; sen ise düşecek o tek damlayı beklersin. İnsanın hayattan beklentileri bir göl gibidir; hayatın da insandan beklentileri vardır. O beklentiler, göle düşen bir taşın oluşturduğu halkalar misali bizi genişletir, derinleştirir. Biz gölü doldurmaya çalışırken, hayat dalgalarıyla bizi olgunlaştırır. İmtihanların ağırlığı bazen içimizi yangın yerine çevirir; sabır ile isyan arasında kalırız. İşte tam da o anlarda suyun sırrı fısıldar bize: Su, önüne çıkan engeli kırarak değil, sabırla aşarak yol alır. Bazen taşın üzerinden akarak, bazen toprağın altından sızarak… Ama mutlaka yolunu bulur. İçimizde fırtınalar kopsa da suyun sesi bize sükûneti öğretir. Sabırla akan su gibi, biz de yolumuzu bulabiliriz. Gel, birlikte bir damlanın içindeki sırra kulak verelim… Belki içimizdeki yangına su serper, belki gönlümüzün çölüne rahmet indirir. Su ile Gelen Şifa: Suyun ve Sesin Ruhumuzdaki Yankısı Tarih boyunca hem bilimsel araştırmalar hem de geleneksel tıp uygulamaları, suyun ve sesin insan sağlığı üzerinde derin etkiler bıraktığını göstermektedir. Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, su sesi ve musiki ile tedavi uygulamalarının gerçekleştirildiği şifa mekânlarıdır. İnsan, anne karnında neredeyse bütünüyle suyun içinde var olur. Doğduğumuzda bedenimizin büyük bir kısmı hâlâ sudur; yetişkin bir insanın beyninin ve kalbinin yaklaşık %70’ten fazlası sudan oluşur. Kanımızda, gözyaşımızda, hücrelerimizde su vardır. Hayatımız suyun içinde başlar ve suyla devam eder. Bu yüzden su yalnızca biyolojik bir madde değildir; aynı zamanda hafızayı, sesi ve titreşimi taşıyan bir unsurdur. Suyun akışı, insan ruhunda bir karşılık bulur. Akan suyun sesi insanı sakinleştirir; denizin ritmi, yağmurun tınısı, bir çeşmenin şırıltısı kalbin atışını yavaşlatır, zihni dinginleştirir. Günümüzde “su terapisi” olarak adlandırılan bazı uygulamalarda, suyun kaldırma kuvveti ve akışkanlığı sayesinde beden gevşetilirken; ses, nefes ve ritim aracılığıyla zihinsel rahatlama hedeflenir. Travma yaşamış bireylerin suyun içinde daha kolay gevşediği ve güven hissinin arttığına dair çalışmalar bulunmaktadır. Ancak burada asıl şifa, suyun kendisinden ziyade insanın teslimiyetinde ve gevşeyebilme hâlindedir. Bazı modern uygulamalar “Wataflow” gibi isimlerle suyun içinde rehberli seanslar sunar. Katılımcılar, suya bırakıldıklarında yeniden doğmuş gibi hissettiklerini ifade ederler. Bu deneyim, anne rahmindeki suyla kurulan ilk güven bağını hatırlatır. Suyun içinde gevşeyen beden, zihnin yükünü de hafifletir. Ancak su ve sesle tedavi fikri yeni değildir. II. Bayezid Külliyesi bünyesindeki darüşşifada, ruhsal rahatsızlıkları olan hastalara su sesi ve musiki dinletilerek tedavi uygulanmıştır. Haftanın belirli günlerinde musikişinaslar gelir; ud, ney, santur gibi enstrümanlarla makamlar icra edilirdi. Darüşşifa bölümündeki çeşme, yalnızca estetik bir unsur değil; terapinin bir parçasıydı. Su sesi mekânın merkezindeydi. Hastalar, hem makamların titreşimini hem de suyun sürekli akan sesini birlikte dinlerlerdi. Bu iki unsur, zihni sakinleştiren bir atmosfer oluştururdu. Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde buradan söz ederken şu anlayışı aktarır: “Güzel yüz, güzel ses, saz sesi ve güzel söz insanın içini açar, gamını dağıtır.” Farabi ise makamların insan ruhu üzerindeki etkilerini sınıflandırmıştır. Rast makamının huzur ve neşe verdiğini, Hüseyni makamının ise sükûnet sağladığını ifade eder. Yani sesin titreşimi, ruh hâli üzerinde bilinçli biçimde kullanılmıştır. Suyun ve Sesin Ortak Sırrı Su akar. Ses titreşir. İnsan ise titreşimlerden oluşan bir varlıktır. Kalbimizin ritmi bir sestir. Nefesimizin iniş çıkışı bir dalgadır. Beynimizdeki elektriksel faaliyetler dahi titreşimdir. İşte bu yüzden suyun akışı ve sesin ritmi, insanın iç düzeniyle uyum kurabilir. Akan suyun başında insanın içinin açılması tesadüf değildir. Yağmur sesinin huzur vermesi boşuna değildir. Çünkü su, yaratılışımızın ilk evidir; ses ise ruhumuzun dili. Ve belki de asıl şifa şuradadır: Su engeli kırarak değil, sabırla aşarak yol alır. Ses bağırarak değil, titreşerek kalbe ulaşır. İnsan da içindeki yangını bastırarak değil; onu anlayarak, teslim olarak ve akışa güvenerek söndürebilir. Bir Damlanın Öğrettiği Kıymetli Dost, Belki suyun sırrı mucize aramakta değil; yaratılışımıza dönmektedir. Belki ruhun arınması, bir çeşmenin başında durup suyun sesini dinlemek kadar sade bir hakikattir. Su bize şunu öğretir: Ağırlaşma, ak. Direnme, yön bul. Kırılma, şekil al. Ve ses bize şunu fısıldar: İçindeki karmaşa da bir gün ahenge dönüşebilir. Gel, bir damlanın sesine kulak verelim. Belki aradığımız şifa, çoktan içimizde akıyordur. Bir sonraki suyun sırrında buluşana dek esen kalın.  
Ekleme Tarihi: 20 Şubat 2026 -Cuma
Salih Nurettin Çevik

Bir Damla Sudaki Sır: İnsan ve Su – 10

Ey kalpleri serinleten, çölleşmiş gönüllere rahmet indiren Rabbim…
Bizi su gibi berrak eyle; bir damlanın içine sakladığın sırrı idrak etmeyi nasip eyle.

Kıymetli Dost,

Hayat, çoğu zaman bir beklentinin adıdır.
Dünyaya gözlerimizi açtığımız anda korunmayı bekleriz; düştüğümüzde uzanacak bir el, büyüdüğümüzde sevilmeyi, kötülüklerden muhafaza edilmeyi… Gün gelir sevdiğimizin yolunu gözleriz, gün gelir rızkımızın nasibimizle buluşmasını bekleriz.

Öyle zamanlar olur ki insan, yüreğinin çölleştiğini hisseder. İçinde kavrulan bir susuzluk baş gösterir; bir damla suya hasret çeken toprak gibi çatlar kalbi.

Sıkışmış bir gönülde zaman daralır. Saniyeler birbirini kovalar; yollar labirente, sokaklar çıkmaza dönüşür. Hangi yöne koşsan duvarlarına çarparsın. Karanlıkta bir ışık, gökyüzünde bir rahmet damlası ararsın. Hüznün göğü tırmalar; sen ise düşecek o tek damlayı beklersin.

İnsanın hayattan beklentileri bir göl gibidir; hayatın da insandan beklentileri vardır. O beklentiler, göle düşen bir taşın oluşturduğu halkalar misali bizi genişletir, derinleştirir. Biz gölü doldurmaya çalışırken, hayat dalgalarıyla bizi olgunlaştırır.

İmtihanların ağırlığı bazen içimizi yangın yerine çevirir; sabır ile isyan arasında kalırız. İşte tam da o anlarda suyun sırrı fısıldar bize: Su, önüne çıkan engeli kırarak değil, sabırla aşarak yol alır. Bazen taşın üzerinden akarak, bazen toprağın altından sızarak… Ama mutlaka yolunu bulur.

İçimizde fırtınalar kopsa da suyun sesi bize sükûneti öğretir. Sabırla akan su gibi, biz de yolumuzu bulabiliriz.

Gel, birlikte bir damlanın içindeki sırra kulak verelim…
Belki içimizdeki yangına su serper,
belki gönlümüzün çölüne rahmet indirir.

Su ile Gelen Şifa: Suyun ve Sesin Ruhumuzdaki Yankısı

Tarih boyunca hem bilimsel araştırmalar hem de geleneksel tıp uygulamaları, suyun ve sesin insan sağlığı üzerinde derin etkiler bıraktığını göstermektedir. Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, su sesi ve musiki ile tedavi uygulamalarının gerçekleştirildiği şifa mekânlarıdır.

İnsan, anne karnında neredeyse bütünüyle suyun içinde var olur. Doğduğumuzda bedenimizin büyük bir kısmı hâlâ sudur; yetişkin bir insanın beyninin ve kalbinin yaklaşık %70’ten fazlası sudan oluşur. Kanımızda, gözyaşımızda, hücrelerimizde su vardır. Hayatımız suyun içinde başlar ve suyla devam eder.

Bu yüzden su yalnızca biyolojik bir madde değildir; aynı zamanda hafızayı, sesi ve titreşimi taşıyan bir unsurdur. Suyun akışı, insan ruhunda bir karşılık bulur. Akan suyun sesi insanı sakinleştirir; denizin ritmi, yağmurun tınısı, bir çeşmenin şırıltısı kalbin atışını yavaşlatır, zihni dinginleştirir.

Günümüzde “su terapisi” olarak adlandırılan bazı uygulamalarda, suyun kaldırma kuvveti ve akışkanlığı sayesinde beden gevşetilirken; ses, nefes ve ritim aracılığıyla zihinsel rahatlama hedeflenir. Travma yaşamış bireylerin suyun içinde daha kolay gevşediği ve güven hissinin arttığına dair çalışmalar bulunmaktadır. Ancak burada asıl şifa, suyun kendisinden ziyade insanın teslimiyetinde ve gevşeyebilme hâlindedir.

Bazı modern uygulamalar “Wataflow” gibi isimlerle suyun içinde rehberli seanslar sunar. Katılımcılar, suya bırakıldıklarında yeniden doğmuş gibi hissettiklerini ifade ederler. Bu deneyim, anne rahmindeki suyla kurulan ilk güven bağını hatırlatır. Suyun içinde gevşeyen beden, zihnin yükünü de hafifletir. Ancak su ve sesle tedavi fikri yeni değildir.

II. Bayezid Külliyesi bünyesindeki darüşşifada, ruhsal rahatsızlıkları olan hastalara su sesi ve musiki dinletilerek tedavi uygulanmıştır. Haftanın belirli günlerinde musikişinaslar gelir; ud, ney, santur gibi enstrümanlarla makamlar icra edilirdi.

Darüşşifa bölümündeki çeşme, yalnızca estetik bir unsur değil; terapinin bir parçasıydı. Su sesi mekânın merkezindeydi. Hastalar, hem makamların titreşimini hem de suyun sürekli akan sesini birlikte dinlerlerdi. Bu iki unsur, zihni sakinleştiren bir atmosfer oluştururdu.

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde buradan söz ederken şu anlayışı aktarır:
“Güzel yüz, güzel ses, saz sesi ve güzel söz insanın içini açar, gamını dağıtır.”

Farabi ise makamların insan ruhu üzerindeki etkilerini sınıflandırmıştır. Rast makamının huzur ve neşe verdiğini, Hüseyni makamının ise sükûnet sağladığını ifade eder. Yani sesin titreşimi, ruh hâli üzerinde bilinçli biçimde kullanılmıştır.

Suyun ve Sesin Ortak Sırrı

Su akar.
Ses titreşir.
İnsan ise titreşimlerden oluşan bir varlıktır.

Kalbimizin ritmi bir sestir. Nefesimizin iniş çıkışı bir dalgadır. Beynimizdeki elektriksel faaliyetler dahi titreşimdir. İşte bu yüzden suyun akışı ve sesin ritmi, insanın iç düzeniyle uyum kurabilir.

Akan suyun başında insanın içinin açılması tesadüf değildir. Yağmur sesinin huzur vermesi boşuna değildir. Çünkü su, yaratılışımızın ilk evidir; ses ise ruhumuzun dili. Ve belki de asıl şifa şuradadır:

Su engeli kırarak değil, sabırla aşarak yol alır.
Ses bağırarak değil, titreşerek kalbe ulaşır.

İnsan da içindeki yangını bastırarak değil; onu anlayarak, teslim olarak ve akışa güvenerek söndürebilir.

Bir Damlanın Öğrettiği

Kıymetli Dost,

Belki suyun sırrı mucize aramakta değil; yaratılışımıza dönmektedir.
Belki ruhun arınması, bir çeşmenin başında durup suyun sesini dinlemek kadar sade bir hakikattir.

Su bize şunu öğretir:
Ağırlaşma, ak.
Direnme, yön bul.
Kırılma, şekil al.

Ve ses bize şunu fısıldar:
İçindeki karmaşa da bir gün ahenge dönüşebilir.

Gel, bir damlanın sesine kulak verelim.
Belki aradığımız şifa, çoktan içimizde akıyordur.

Bir sonraki suyun sırrında buluşana dek esen kalın.  

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.