Salih Nurettin Çevik
Köşe Yazarı
Salih Nurettin Çevik
 

Bir Damla Sudaki Sır: İnsan ve Su – 6

Bismillah… Ey zamanı yaratan, bizi akreple yelkovanın kovalamacasında imtihan eden Rabbim; insan ömrü suyun akışı gibi, senin kudretinde şekillenir. Kıymetli dost, Hayat, kısır bir döngüde zamanın kıskacında sıkışmış yelkovanın akrebi kovalamasından ibaret gibidir. Saatler günlerin, günler ayların, aylar yılların peşine takılır; zaman, azgın bir sele kapılmışçasına insanı sürükler. İnsan, günün geceye; gecenin gündüze aktığı bu ömür şelalesinde boşluğa düşmeden yol arar. Her damla, kaynağına dönmek ister; insan da özüne, Rabbine dönme arzusuyla akışta bir yön bulmaya çalışır. Aşılmaz dağlar arasından set olmuş kayalıklara çarpa çarpa gürül gürül akan suyun izinden hayata tutunur. Farklı şartlara, farklı kültürlere, farklı sosyal çevrelere uyum sağlar. Zorluklar karşısında eğilir ama kırılmamayı öğrenir; tıpkı suyun akışkanlığı gibi. İnsan, gökyüzünden süzülen yağmura dokunan güneşin yansımasıyla beliren gökkuşağına benzer. Bütün renkleri, bütün hâlleri içinde taşır. Gün olur güneş gibi aydınlatır çevresini; gün olur aysız bir gece gibi karanlıkta karşılar seni. Gün olur hüzünle kaplı yüreğinde, gamlı bulutlardan süzülen damlacıklar kirpiklerinde asılı kalır; güneş değdiğinde o damlalardan bir gökkuşağı doğar. İnsanın gökkuşağı, kalbinin sırlarıdır; her renk bir hâl, her hâl bir imtihandır. İklimler değişir, insan da değişir. Kimi buz kütlesi gibi soğuk, sert ve inatçıdır. Kimi okyanuslar gibi derin ve engindir. İnsan bu; su gibidir, çoktur hâlleri. Kimi zaman şelâle gibi coşkun, kimi zaman yatağında huzurla akan bir dere kadar sakindir. Bazen duygularının esaretiyle denizler gibi kabarır; tek isteği, üzerindeki çer çöpü bir kıyıya bırakıp hafiflemektir. Sabırla çözülür, tevekkülle genişler. Şair Can Yücel’in dediği gibi: “İnsanlar vardır; sakin akan bir dere… İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere. Yanında olmak başlı başına bir mutluluk. Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.” İnsan bazen dere, bazen okyanus, bazen akarsudur. Ama her hâliyle suyun sırrını taşır: akışta var olmak. Ey yolcu, sen de kendi içindeki suyu dinle. Çünkü her damla kendi sırrını taşır; ve her insan, bir damla sudaki sırdır. İnsana Verilmiş İki Sırlı Değer: Merhamet ve Gözyaşı Hz. Mevlânâ der ki: “Gözyaşı merhamete delildir. Yürek yanmasa, göz ağlamaz.” İnsan, suyla yaratıldı; merhametle diriltildi. Allah Teâlâ’nın insana ikram ettiği en kıymetli emanetlerden biri, şüphesiz merhamettir. Merhamet, imanın kalpte parlayan elmasıdır. Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de kendisini en çok Rahmân ve Rahîm isimleriyle tanıtır. Eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insanlığa rehber kıldığı sevgili Peygamberimizi ise Raûf ve Rahîm—yani merhamet ve şefkatin timsali—olarak takdim eder. Bu ilahî tanıtım, insana açık bir çağrıdır: Merhametli ol… Çünkü Rabbini tanımanın yolu, O’nun rahmetinden pay almaktan geçer. Merhamet; esirgemektir, şefkat etmektir. Acımak değil, incitmemektir. Kalbin sertliğini yumuşatan, gönlü genişleten ilahî bir lütuftur. Merhamet, Allah’ın Rahmân isminin yeryüzündeki yansımasıdır. Varlık âlemi, yokluktan varlığa bu rahmetle çıkmıştır. Her canlının nefesinde, her damlanın akışında bu rahmetin izi vardır. Merhametin gözle görünür hâli ise gözyaşıdır. Bir gün Hz. Peygamber’in torunu ağır hastalanmıştı. Kızı Zeyneb, babasına haber gönderdi. İlk anda sabrı tavsiye eden Allah Resûlü, yavrunun durumu ağırlaşınca kızını kırmadı ve evine gitti. Can çekişen çocuğu kucağına aldı. Rahmet Peygamberi’nin gözlerinden yaşlar süzüldü. Yanındakiler hayret etti. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bu gözyaşı, Allah’ın kullarının kalbine koyduğu bir rahmettir. Allah, kullarından merhametli olanlara merhamet eder.” Bir gün bir adam Hz. Musa’ya gelerek şöyle dedi: “Yâ Musa, sen Allah ile konuşuyorsun. İçimi kemiren bir merak var. Sorar mısın Rabbine; bunca günah işlememe rağmen Allah beni neden cezalandırmıyor?” Hz. Musa bu soruyu Rabbine arz etti. O anda vahiy geldi. Cenâb-ı Hak buyurdu ki: “Ona de ki: Ben ondan gözyaşını aldım. Bundan daha büyük bir ceza yoktur.” Bu kıssa bize şunu gösterir: İnsandan üzülme, hüzünlenme ve içten sızlama yeteneğinin alınması, kalbin mühürlenmesi demektir. Gözyaşının kuruması, merhametin çekilmesi; merhametin çekilmesi ise insanın iç âleminin çoraklaşmasıdır. Üzülemeyen kalp, pişmanlık duyamaz. Pişmanlık duymayan kalp, arınamaz. Arınamayan kalp ise zamanla insan olmaktan uzaklaşır. İnsan olmanın en derin hâllerinden biri, üzülebilme kabiliyetidir. Bu kabiliyetin elden alınması, insanın insanlığından eksilmesidir. Çünkü gözyaşı, hâlâ canlı olan bir kalbin son işaretidir. Gözyaşı, acziyetin değil; insan oluşun delilidir. Bilim de bu sırrın izini sürmektedir. Gözyaşı, sadece duygusal bir boşalma değildir. Göz yüzeyini koruyan, iltihaplanmayı önleyen, hücreleri temizleyen hayati bir sıvıdır. Gözyaşı olmadığında göz, kendi kendini tüketmeye başlar. Peki böylesine hassas, kusursuz ve dengeleyici bir sıvı nasıl var olmuştur? Tesadüflerle mi? Gözün varlığı, gözyaşının kusursuz bileşimiyle mümkündür. Gözyaşı olmadan göz; göz olmaktan çıkar. Bu denli hassas bir sistem, başıboş ihtimallerle değil, ilahi bir ölçüyle var edilmiştir. Ama gözyaşının asıl sırrı, kalpten doğmasıdır. Ayrılık, hasret, çaresizlik, sevinç, pişmanlık… Duygular yoğunlaştığında kelimeler yetersiz kalır. İşte o anlarda kalp konuşur, göz ağlar. Tasavvuf ehli gözyaşını “kalbin dili” olarak görür. Allah için dökülen gözyaşı, kalbin en saf hâlidir. O anlarda insan; teslimiyetini, pişmanlığını, sevgisini ve duasını damlalara emanet eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur ki: “Allah korkusuyla ağlayan göz, cehennem ateşine haramdır.” Gözyaşı, insanı arındırır. Yapılan araştırmalar da bunu destekler: Ağlamak kalbi rahatlatır, stresi azaltır, damarları gevşetir, ruhu hafifletir. Gözyaşı döken insan, yükünü toprağa bırakmış gibi rahatlar; daha huzurlu uyur, daha sakin uyanır. Merhamet kalbi yumuşatır, gözyaşı kalbi temizler. İkisi birlikte, insanı yeniden insan kılar. Bugün gözlerin kuruduğu, kalplerin sertleştiği bir çağdayız. Belki de bu yüzden dünyamız susuz, insanlığımız yorgun. Oysa bir damla gözyaşı, bir damla su gibi; arındırır, diriltir ve yeniden başlatır. Ey yolcu… Merhametini kaybetme. Gözyaşından utanma. Çünkü insan, merhametle yaşar; gözyaşıyla arınır. Ve her damla, insanı Rabbine biraz daha yaklaştırır. Bir sonraki suyun izinde buluşacağımız yolculuğumuzda buluşuncaya kadar esenlikte kalın.
Ekleme Tarihi: 16 Ocak 2026 -Cuma
Salih Nurettin Çevik

Bir Damla Sudaki Sır: İnsan ve Su – 6

Bismillah…

Ey zamanı yaratan, bizi akreple yelkovanın kovalamacasında imtihan eden Rabbim; insan ömrü suyun akışı gibi, senin kudretinde şekillenir.

Kıymetli dost,

Hayat, kısır bir döngüde zamanın kıskacında sıkışmış yelkovanın akrebi kovalamasından ibaret gibidir. Saatler günlerin, günler ayların, aylar yılların peşine takılır; zaman, azgın bir sele kapılmışçasına insanı sürükler.

İnsan, günün geceye; gecenin gündüze aktığı bu ömür şelalesinde boşluğa düşmeden yol arar. Her damla, kaynağına dönmek ister; insan da özüne, Rabbine dönme arzusuyla akışta bir yön bulmaya çalışır. Aşılmaz dağlar arasından set olmuş kayalıklara çarpa çarpa gürül gürül akan suyun izinden hayata tutunur. Farklı şartlara, farklı kültürlere, farklı sosyal çevrelere uyum sağlar. Zorluklar karşısında eğilir ama kırılmamayı öğrenir; tıpkı suyun akışkanlığı gibi.

İnsan, gökyüzünden süzülen yağmura dokunan güneşin yansımasıyla beliren gökkuşağına benzer. Bütün renkleri, bütün hâlleri içinde taşır. Gün olur güneş gibi aydınlatır çevresini; gün olur aysız bir gece gibi karanlıkta karşılar seni. Gün olur hüzünle kaplı yüreğinde, gamlı bulutlardan süzülen damlacıklar kirpiklerinde asılı kalır; güneş değdiğinde o damlalardan bir gökkuşağı doğar. İnsanın gökkuşağı, kalbinin sırlarıdır; her renk bir hâl, her hâl bir imtihandır.

İklimler değişir, insan da değişir. Kimi buz kütlesi gibi soğuk, sert ve inatçıdır. Kimi okyanuslar gibi derin ve engindir. İnsan bu; su gibidir, çoktur hâlleri. Kimi zaman şelâle gibi coşkun, kimi zaman yatağında huzurla akan bir dere kadar sakindir. Bazen duygularının esaretiyle denizler gibi kabarır; tek isteği, üzerindeki çer çöpü bir kıyıya bırakıp hafiflemektir. Sabırla çözülür, tevekkülle genişler.

Şair Can Yücel’in dediği gibi:

“İnsanlar vardır; sakin akan bir dere…
İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.
Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.”

İnsan bazen dere, bazen okyanus, bazen akarsudur. Ama her hâliyle suyun sırrını taşır: akışta var olmak.

Ey yolcu, sen de kendi içindeki suyu dinle.
Çünkü her damla kendi sırrını taşır;
ve her insan, bir damla sudaki sırdır.

İnsana Verilmiş İki Sırlı Değer: Merhamet ve Gözyaşı

Hz. Mevlânâ der ki:
“Gözyaşı merhamete delildir. Yürek yanmasa, göz ağlamaz.”

İnsan, suyla yaratıldı; merhametle diriltildi.
Allah Teâlâ’nın insana ikram ettiği en kıymetli emanetlerden biri, şüphesiz merhamettir. Merhamet, imanın kalpte parlayan elmasıdır. Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de kendisini en çok Rahmân ve Rahîm isimleriyle tanıtır. Eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insanlığa rehber kıldığı sevgili Peygamberimizi ise Raûf ve Rahîm—yani merhamet ve şefkatin timsali—olarak takdim eder.

Bu ilahî tanıtım, insana açık bir çağrıdır:
Merhametli ol… Çünkü Rabbini tanımanın yolu, O’nun rahmetinden pay almaktan geçer.

Merhamet; esirgemektir, şefkat etmektir. Acımak değil, incitmemektir. Kalbin sertliğini yumuşatan, gönlü genişleten ilahî bir lütuftur. Merhamet, Allah’ın Rahmân isminin yeryüzündeki yansımasıdır. Varlık âlemi, yokluktan varlığa bu rahmetle çıkmıştır. Her canlının nefesinde, her damlanın akışında bu rahmetin izi vardır.

Merhametin gözle görünür hâli ise gözyaşıdır.

Bir gün Hz. Peygamber’in torunu ağır hastalanmıştı. Kızı Zeyneb, babasına haber gönderdi. İlk anda sabrı tavsiye eden Allah Resûlü, yavrunun durumu ağırlaşınca kızını kırmadı ve evine gitti. Can çekişen çocuğu kucağına aldı. Rahmet Peygamberi’nin gözlerinden yaşlar süzüldü. Yanındakiler hayret etti. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Bu gözyaşı, Allah’ın kullarının kalbine koyduğu bir rahmettir. Allah, kullarından merhametli olanlara merhamet eder.”

Bir gün bir adam Hz. Musa’ya gelerek şöyle dedi:
“Yâ Musa, sen Allah ile konuşuyorsun. İçimi kemiren bir merak var. Sorar mısın Rabbine; bunca günah işlememe rağmen Allah beni neden cezalandırmıyor?”

Hz. Musa bu soruyu Rabbine arz etti. O anda vahiy geldi.
Cenâb-ı Hak buyurdu ki:

Ona de ki: Ben ondan gözyaşını aldım. Bundan daha büyük bir ceza yoktur.

Bu kıssa bize şunu gösterir:
İnsandan üzülme, hüzünlenme ve içten sızlama yeteneğinin alınması, kalbin mühürlenmesi demektir. Gözyaşının kuruması, merhametin çekilmesi; merhametin çekilmesi ise insanın iç âleminin çoraklaşmasıdır.

Üzülemeyen kalp, pişmanlık duyamaz.
Pişmanlık duymayan kalp, arınamaz.
Arınamayan kalp ise zamanla insan olmaktan uzaklaşır.

İnsan olmanın en derin hâllerinden biri, üzülebilme kabiliyetidir. Bu kabiliyetin elden alınması, insanın insanlığından eksilmesidir. Çünkü gözyaşı, hâlâ canlı olan bir kalbin son işaretidir.

Gözyaşı, acziyetin değil; insan oluşun delilidir.

Bilim de bu sırrın izini sürmektedir. Gözyaşı, sadece duygusal bir boşalma değildir. Göz yüzeyini koruyan, iltihaplanmayı önleyen, hücreleri temizleyen hayati bir sıvıdır. Gözyaşı olmadığında göz, kendi kendini tüketmeye başlar. Peki böylesine hassas, kusursuz ve dengeleyici bir sıvı nasıl var olmuştur?

Tesadüflerle mi?

Gözün varlığı, gözyaşının kusursuz bileşimiyle mümkündür. Gözyaşı olmadan göz; göz olmaktan çıkar. Bu denli hassas bir sistem, başıboş ihtimallerle değil, ilahi bir ölçüyle var edilmiştir.

Ama gözyaşının asıl sırrı, kalpten doğmasıdır.

Ayrılık, hasret, çaresizlik, sevinç, pişmanlık… Duygular yoğunlaştığında kelimeler yetersiz kalır. İşte o anlarda kalp konuşur, göz ağlar. Tasavvuf ehli gözyaşını “kalbin dili” olarak görür. Allah için dökülen gözyaşı, kalbin en saf hâlidir. O anlarda insan; teslimiyetini, pişmanlığını, sevgisini ve duasını damlalara emanet eder.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur ki:
“Allah korkusuyla ağlayan göz, cehennem ateşine haramdır.”

Gözyaşı, insanı arındırır. Yapılan araştırmalar da bunu destekler:
Ağlamak kalbi rahatlatır, stresi azaltır, damarları gevşetir, ruhu hafifletir. Gözyaşı döken insan, yükünü toprağa bırakmış gibi rahatlar; daha huzurlu uyur, daha sakin uyanır.

Merhamet kalbi yumuşatır, gözyaşı kalbi temizler.
İkisi birlikte, insanı yeniden insan kılar.

Bugün gözlerin kuruduğu, kalplerin sertleştiği bir çağdayız. Belki de bu yüzden dünyamız susuz, insanlığımız yorgun. Oysa bir damla gözyaşı, bir damla su gibi; arındırır, diriltir ve yeniden başlatır.

Ey yolcu…
Merhametini kaybetme.
Gözyaşından utanma.
Çünkü insan, merhametle yaşar;
gözyaşıyla arınır.

Ve her damla,
insanı Rabbine biraz daha yaklaştırır.

Bir sonraki suyun izinde buluşacağımız yolculuğumuzda buluşuncaya kadar esenlikte kalın.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.