Kıymetli Dost,
Hayat, beyaz bir sayfa gibidir. İnsan, bu boş sayfaya kendi rengini yansıtır. Bazen hayatın tam ortasında durur; ne bütünüyle karanlıkta ne de bütünüyle aydınlıktadır. İşte o anlarda gri bir mürekkep düşer satırlara.
Geçmişin ağırlığını ve insanın içindeki gölgeleri taşıyan kömür siyahı kalemin ucu, hatıraları beyaz sayfalara nakşeder. Kimi zaman mürekkebin rengi kan kırmızısıdır; kalbin çarpışını, sevinci ve bazen de kanayan yaraları dile getirir. Beyaz mürekkeple yazılan satırlar ise suya yazılmış yazılar gibidir; zamanla kaybolur ama kaybolurken bile insana bir şey hatırlatır.
Her renk, insanın iç dünyasından süzülen bir izdir; her satır, varlığının yankısıdır. Hayatın rengi yalnızca kalemin ucundan dökülen mürekkep değildir; insanın ruhunun, hayallerinin ve yaşanmışlıklarının yansımasıdır. Kimi satırlar silinir, kimi satırlar kalır; fakat her biri zamanın akışı içinde insanın kendi hikâyesini taşır.
Zaman, sessiz bir yazardır. Kalemi görünmezdir, mürekkebi ise akıp giden anların kendisidir. İnsan, çoğu kez farkına varmadan zamanın satırlarına işlenir. Tıpkı suya yazılan yazılar gibi, zamanın defterinde bazı izler silinir; fakat ruhun derinliklerinde yankısı sürer.
Zamanın akışı, gecenin siyah örtüsünden gündüzün aydınlığına geçişte görünür. Her gün yeni bir satır, her an hayat kitabına düşen bir kelimedir. İnsan bu sessiz yazıları okudukça, kendi ömrünün hikâyesiyle yüzleşir.
Bir zamandır Bir Damla Sudaki Sır’ın peşinde, suyun akışının izine düştüğümüz bu yolculukta; Rabbimin heybemize neler ikram ettiğini birlikte paylaşmak, gönül soframızı bereketlendirmek niyetiyle yine kapını çaldım. Gözlerinin ve gönlünün misafiri olmaya geldim.
Hoş geldim… Sefa getirdim.
Suyun Aynasında İnsan
İnsan ve su arasında derin ve şaşırtıcı benzerlikler vardır. İnsan, anne karnında suyla can bulur; doğduktan sonra da hayatını suyla sürdürür. Dünya yüzeyinin dörtte üçünün sularla kaplı olması gibi, insan bedeninin de büyük bir kısmı sudan oluşur. Bu benzerlik, hayatın birçok alanında kendini tekrar tekrar hatırlatır.
İşte bu yüzden denir ki: İnsan suya benzer.
Öfkelendiğinde barajdaki su kabına sımaz olur; kapaklar, yani sinirler açıldığında bir anda boşalır. Önüne ne çıkarsa sürükler, yıkar, götürür. Ta ki bir süre sonra, tıpkı sakin yatağına dönen su gibi, insan da öfkesini yenip yeniden kontrolünü ele alana kadar…
Neşeli insan, duru ve damıtılmış su gibi dingin ve berraktır. Çayın deminde, kahvenin kıvamında, yemeğin lezzetinde hissedilen, içildiğinde “elhamdülillah” dedirten bir ferahlık bırakan suyun hali gibidir.
İnsan vardır yağmur gibidir; ansızın şimşek olur, çakar. Gök gürültüsüyle yeri sarsar, bastırır ve bazen sele dönüşür.
İnsan vardır deniz gibidir; kimi zaman dalga olur sahili döver, kimi zaman içine alır ve insanı kendinde kaybettirir. Öyle insan vardır ki, göl gibidir; ne kadar çırpınsanız da sükûnetini muhafaza eder. İnsan vardır okyanus gibidir; derinlerine daldıkça kaybolursunuz.
İnsanın yapısındaki suya benzerlik, saymakla tükenmez. Çünkü insan, yaratılış itibarıyla suyun mizacını taşır; bazen coşkun, bazen durgun, bazen berrak, bazen bulanık… Ama her hâliyle hayat veren, iz bırakan ve akıp giden…
Dolunayın İnsan Ruhuna Etkileri ve Bedendeki Suyla Teması
Suyun mizacını taşıyan insanda, dolunayın ruha etkilerine dair değerlendirmeler, çeşitli araştırma ve derlemeler konu ve ışık olmuştur. ‘’Ay, dünya üzerinde yalnızca gökyüzünü aydınlatan bir cisim değildir; aynı zamanda yeryüzündeki sular üzerinde belirgin bir etkiye sahiptir. Ay’ın çekim gücü, kendisine yakın bölgelerdeki suların yükselmesine, uzak bölgelerde ise alçalmasına sebep olur. Gelgit hareketleri olarak bildiğimiz bu döngü, hayatın ritmini sessizce şekillendirir.
İnsan bedeninin büyük bir kısmının sudan oluştuğu düşünüldüğünde, bu çekimin insan üzerinde de bir karşılığı olabileceği fikri yabana atılamaz. Nasıl ki Ay, suları bulunduğu merkeze doğru çekiyorsa; insanın duygularını, iç dünyasını ve ruh hâlini de etkileyebileceği düşünülmektedir. Suların yükselmesi gibi, bazı duygular da bu zamanlarda yüzeye çıkabilir, daha baskın hâle gelebilir.
Dolunay dönemlerinde kimi insanlarda gerginlik, huzursuzluk, duygusal dalgalanmalar, kaygı ve halsizlik hissinin arttığı sıkça dile getirilir. Bu durum, Ay’ın çekim gücüyle oluşan enerji değişimlerinin insanın iç dengesini zorlamasıyla ilişkilendirilir. Her ne kadar bu etkiler bilimsel olarak kesin sınırlarla açıklanamamış olsa da, Ay döngüleri ile insanın biyolojik ritmi arasında bir bağ olabileceği yönünde çeşitli çalışmalar bulunmaktadır.
Amerika’nın Florida eyaletinde yapılan sosyolojik bir araştırmada, beş yıllık polis raporları incelenmiş; dolunay zamanlarında suç oranlarında gözle görülür bir artış tespit edilmiştir. Aynı çalışmada, dolunay dönemlerinde uyku sürelerinin kısaldığına dair bulgular da yer almıştır. Bu sonuçlar, Ay döngülerinin insan davranışları ve ruh hâli üzerinde dolaylı bir etkisi olabileceğini düşündürmektedir.’’
Bu noktada dikkat çekici bir başka husus da İslam’ın insan fıtratına sunduğu denge çağrısıdır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem), Eyyâm-ı biyd yani “beyaz günler” olarak adlandırılan dolunay günlerinde oruç tutmuş ve ümmetine de bunu tavsiye etmiştir.
Abdullah İbn Amr İbnü’l-Âs (radıyallahu anhümâ)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Her ay üç gün oruç tutmak, bütün seneyi oruçlu geçirmek gibidir.”
(Buhârî, Savm 59; Müslim, Sıyâm 197)
Resûlullah Efendimiz’in bu üç günlük orucu ayın başında, ortasında veya sonunda tuttuğu rivayet edilmiştir. Bu uygulama, insan bedeninde ve ruhunda oluşabilecek dalgalanmalara karşı ilahi bir denge ve korunma vesilesi olarak da okunabilir.
Dolunayın Ay’ın farklı evrelerinde oluşturduğu çekim etkisinin, insan bedenindeki su dengesiyle ilişkilendirilmesi; bunun da ruh hâlinde değişimlere yol açması ihtimali, bu sünnetin hikmetini daha anlamlı kılar. Bu yönüyle bakıldığında, eyyâm-ı biyd orucu insan için büyük bir nimet, bir korunma ve denge kapısı olarak karşımıza çıkar.
Kıymetli dost, bir yolculuğumuzun daha sonuna geldik. Beni sabırla gözlerinizde ve gönlünüzde misafir ettiğiniz için şükranlarını sunar. Sizleri Kainatın sahibi olan Allah’a emanet ederim.