Salih Nurettin Çevik
Köşe Yazarı
Salih Nurettin Çevik
 

Bir Damla Sudaki Sır: İnsan ve Su – 4

Kıymetli dost, Her yeni seferin sabahında kalbe düşen bir damla vardır; o damla aslında bir çağrıdır. İnsanı özüne, suyun hikmetle örülmüş yollarına davet eden sessiz ama derin bir ses… Yolculuğun sancısı, çoğu zaman rahmetin kapısını aralayan ilahi bir işarettir. Biz de bu işaretle yola koyulduk; gönüllerden engin denizlere ulaşmak, susuz kalmış kalplere muhabbet pınarları kurmak niyetiyle… Muradımız; her durakta bir gönül coğrafyasında muhabbet vadileri açmak, her buluşmada bir damlayı cansuya dönüştürmektir. Çünkü biliriz ki su yalnızca susayanı diriltmez; susayan da suyu arar. Hz. Mevlânâ’nın hikmetli ifadesiyle: “Yalnız susayan suyu değil, su da susayanı arar.” Haydi, Bismillah diyelim… Bir damlanın izinde yâr olalım, yoldaş olalım. Bu yolculukta Mevlâ heybemize ne koyduysa onu alıp, her adımda gönüllere rahmet serpelim. Zira suyun çağrısı, insanın çağrısıdır; bu çağrı, insanın özüne dönüş yoludur. Hayat ve Su Hayat, bir su değirmeninin çarkında akan suya benzer. Her damlanın çarka vuruşu, çıkardığı sesle tabiatta yankı bulur; çarkı aşkla döndürür, kendi seyrinde enerji üretir ve zamana katkı sağlar. Suyun sesi yalnızca bir akışı değil; bir günü, bir umudu, bir bereketi de içinde taşır. İnsan da tıpkı su gibi, hayatın akışı içinde üzerine düşen sorumluluklarla tutunur hayata. Gecenin perdesi aralanır, günün ışıkları yeryüzüne süzülür. Nasıl ki su yolunu bulup akarsa, insan da hayatın akışı içinde rızkın yollarına doğru akmaya, yol olmaya başlar. Su, önüne çıkan engeller karşısında sabırla ilerler; taşları deler, yollar açar. Zorluklar karşısındaki sebatı onu azimli kılar. Aktığı toprağı bereketlendirir, çevresini cennet bahçelerinden bir köşe eyleyecek kadar rahmet taşır. Yolculuğu boyunca çarptığı taşlara aldırmaz; inançla akmaya devam eder. Bu akış, sivri kayaları zamanla törpüler; her birini damlacık sabrıyla yuvarlar, yumuşatır. İnsanın yolculuğu da suya benzer. Doğumla başlayan bu serüven, nice engel ve imtihandan geçer. Ömrün her safhasında türlü engeller, zorluklarla mücadele gücü kazanır. Sabırla onların üstesinden gelerek hayata tutunur. İnancı, azmi, gayreti doğrultusunda yaşamı kendine ve sevdiklerine gül bahçesine dönüştürür. İnsanın suyla teması daha yaratılış sürecinde toprağına karışmasıyla başlar. Su toprakta ve insanda vücut bulmasına vesile olur. Bu yüzden insan ile su arasında kadim bir dostluk bağı vardır.  Dünya yolculuğunda insan anne karnında suyla hayata tutunmaya başlar. Dünyaya adım attığında da suyla olan tanışıklığı devam eder. Doğduğu anda suyla yıkanır; teninde hikmeti, ruhunda şifayı hisseder. İnsandan önce yaratılan su, ona yârenlik eder. Doğumdan ölüme kadar su, insanın yanı başındadır. İnsan elsiz, kolsuz, dilsiz yaşayabilir; fakat susuz yaşayamaz. Hücrelerin büyük bir kısmını oluşturan su, yaşamın kaynağıdır. Bitkilerde, hayvanlarda, insanlarda ve tüm canlılarda en temel varlık unsuru sudur. Kur’ân-ı Kerîm’de bildirildiği üzere bütün canlılar sudan yaratılmıştır. Tüm mahlûkat, hayatını devam ettirebilmek için suya muhtaçtır. İnsanı bir damla sudan yaratan Yüce Allah’ın (cc) eşsiz nimeti olan su, aynı zamanda insanı temizleyen, arındıran temel unsurdur. Yeryüzünde su; insanın, hayvanın, bitkinin ve tüm canlıların ana yapı taşı, varlıklarının devamı için vazgeçilmez bir ilahi rahmettir. Kur’ân-ı Kerîm, birçok ayette suyun önemine dikkat çekmiş; bütün canlıların sudan yaratıldığını haber vermiştir (Nûr, 24/45; Enbiyâ, 21/30). Bu ayetler, suyun yalnızca hayati değil, aynı zamanda yaratılışın özü olduğunu da ortaya koymaktadır: “İnkâr edenler, gökler ve yer bitişik halde iken bizim onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?” (Enbiyâ, 21/30) “İnsanı sudan yaratarak ona soy sop veren O’dur. Rabbin her şeye kadirdir.” (Furkân, 25/54) İnsanoğlu hayatını sürdürebilmek için suya muhtaçtır. İnsanlığın var oluşu için hayati öneme sahip olan suyu temin edebilmek adına, tarih boyunca yeraltı ve yerüstü kaynaklarına yönelmiştir. Bu yöneliş, su ile hayatın birbirini tamamlayan iki ayrılmaz hakikat olduğunu bir kez daha göstermektedir. Kıymetli dost, Beni sabırla gözlerinizde ve gönül coğrafyanızda misafir ettiğiniz için şükranlarımı sunar; bir sonraki ‘’Bir Damla Sudaki Sır’’ yolculuğumuzda karşımıza hangi yollar açılacak, hangi yollardan geçerek hakikat pınarlarından içeceğiz Rabbim heybemize ne ikram edecek sabır ve dua ile bekleyip göreceğiz. Bu bekleyiş süresince sizleri kâinatın sahibine emanet ederim. “Ya Rabbi, bizi suyun sabrıyla sabredenlerden, suyun bereketiyle bereketlenenlerden eyle…”
Ekleme Tarihi: 04 Ocak 2026 -Pazar
Salih Nurettin Çevik

Bir Damla Sudaki Sır: İnsan ve Su – 4

Kıymetli dost,

Her yeni seferin sabahında kalbe düşen bir damla vardır; o damla aslında bir çağrıdır. İnsanı özüne, suyun hikmetle örülmüş yollarına davet eden sessiz ama derin bir ses… Yolculuğun sancısı, çoğu zaman rahmetin kapısını aralayan ilahi bir işarettir. Biz de bu işaretle yola koyulduk; gönüllerden engin denizlere ulaşmak, susuz kalmış kalplere muhabbet pınarları kurmak niyetiyle…

Muradımız; her durakta bir gönül coğrafyasında muhabbet vadileri açmak, her buluşmada bir damlayı cansuya dönüştürmektir. Çünkü biliriz ki su yalnızca susayanı diriltmez; susayan da suyu arar. Hz. Mevlânâ’nın hikmetli ifadesiyle:
“Yalnız susayan suyu değil, su da susayanı arar.”

Haydi, Bismillah diyelim…
Bir damlanın izinde yâr olalım, yoldaş olalım. Bu yolculukta Mevlâ heybemize ne koyduysa onu alıp, her adımda gönüllere rahmet serpelim. Zira suyun çağrısı, insanın çağrısıdır; bu çağrı, insanın özüne dönüş yoludur.

Hayat ve Su

Hayat, bir su değirmeninin çarkında akan suya benzer. Her damlanın çarka vuruşu, çıkardığı sesle tabiatta yankı bulur; çarkı aşkla döndürür, kendi seyrinde enerji üretir ve zamana katkı sağlar. Suyun sesi yalnızca bir akışı değil; bir günü, bir umudu, bir bereketi de içinde taşır.

İnsan da tıpkı su gibi, hayatın akışı içinde üzerine düşen sorumluluklarla tutunur hayata. Gecenin perdesi aralanır, günün ışıkları yeryüzüne süzülür. Nasıl ki su yolunu bulup akarsa, insan da hayatın akışı içinde rızkın yollarına doğru akmaya, yol olmaya başlar.

Su, önüne çıkan engeller karşısında sabırla ilerler; taşları deler, yollar açar. Zorluklar karşısındaki sebatı onu azimli kılar. Aktığı toprağı bereketlendirir, çevresini cennet bahçelerinden bir köşe eyleyecek kadar rahmet taşır. Yolculuğu boyunca çarptığı taşlara aldırmaz; inançla akmaya devam eder. Bu akış, sivri kayaları zamanla törpüler; her birini damlacık sabrıyla yuvarlar, yumuşatır.

İnsanın yolculuğu da suya benzer. Doğumla başlayan bu serüven, nice engel ve imtihandan geçer. Ömrün her safhasında türlü engeller, zorluklarla mücadele gücü kazanır. Sabırla onların üstesinden gelerek hayata tutunur. İnancı, azmi, gayreti doğrultusunda yaşamı kendine ve sevdiklerine gül bahçesine dönüştürür. İnsanın suyla teması daha yaratılış sürecinde toprağına karışmasıyla başlar. Su toprakta ve insanda vücut bulmasına vesile olur. Bu yüzden insan ile su arasında kadim bir dostluk bağı vardır.

 Dünya yolculuğunda insan anne karnında suyla hayata tutunmaya başlar. Dünyaya adım attığında da suyla olan tanışıklığı devam eder. Doğduğu anda suyla yıkanır; teninde hikmeti, ruhunda şifayı hisseder. İnsandan önce yaratılan su, ona yârenlik eder. Doğumdan ölüme kadar su, insanın yanı başındadır. İnsan elsiz, kolsuz, dilsiz yaşayabilir; fakat susuz yaşayamaz. Hücrelerin büyük bir kısmını oluşturan su, yaşamın kaynağıdır. Bitkilerde, hayvanlarda, insanlarda ve tüm canlılarda en temel varlık unsuru sudur.

Kur’ân-ı Kerîm’de bildirildiği üzere bütün canlılar sudan yaratılmıştır. Tüm mahlûkat, hayatını devam ettirebilmek için suya muhtaçtır. İnsanı bir damla sudan yaratan Yüce Allah’ın (cc) eşsiz nimeti olan su, aynı zamanda insanı temizleyen, arındıran temel unsurdur.

Yeryüzünde su; insanın, hayvanın, bitkinin ve tüm canlıların ana yapı taşı, varlıklarının devamı için vazgeçilmez bir ilahi rahmettir. Kur’ân-ı Kerîm, birçok ayette suyun önemine dikkat çekmiş; bütün canlıların sudan yaratıldığını haber vermiştir (Nûr, 24/45; Enbiyâ, 21/30). Bu ayetler, suyun yalnızca hayati değil, aynı zamanda yaratılışın özü olduğunu da ortaya koymaktadır: “İnkâr edenler, gökler ve yer bitişik halde iken bizim onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?” (Enbiyâ, 21/30)
“İnsanı sudan yaratarak ona soy sop veren O’dur. Rabbin her şeye kadirdir.” (Furkân, 25/54)

İnsanoğlu hayatını sürdürebilmek için suya muhtaçtır. İnsanlığın var oluşu için hayati öneme sahip olan suyu temin edebilmek adına, tarih boyunca yeraltı ve yerüstü kaynaklarına yönelmiştir. Bu yöneliş, su ile hayatın birbirini tamamlayan iki ayrılmaz hakikat olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Kıymetli dost,
Beni sabırla gözlerinizde ve gönül coğrafyanızda misafir ettiğiniz için şükranlarımı sunar; bir sonraki ‘’Bir Damla Sudaki Sır’’ yolculuğumuzda karşımıza hangi yollar açılacak, hangi yollardan geçerek hakikat pınarlarından içeceğiz Rabbim heybemize ne ikram edecek sabır ve dua ile bekleyip göreceğiz. Bu bekleyiş süresince sizleri kâinatın sahibine emanet ederim.

“Ya Rabbi, bizi suyun sabrıyla sabredenlerden, suyun bereketiyle bereketlenenlerden eyle…”

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.