Salih Nurettin Çevik
Köşe Yazarı
Salih Nurettin Çevik
 

Bir Damla Sudaki Sır: İnsan ve Su – 8

Kıymetli Dost, Hayat, varlık ile yokluk arasında salınan derin bir sırdır; umudun, hayalin, hasretin ve özlemin gönüllere doğru akan yoludur. Her yol ve her yolculuk, insanı kendi menziline taşır. İnsan bazen bir kasırgaya tutulur, bazen lapa lapa yağan karın tipisinde savrulur; kimi zaman yüreğini kavuran çöl sıcaklığıyla sınanır, kimi zaman yalnızlığın dipsiz kuyusunda bulur kendini. Yollar her türlü zorluğa gebe olsa da, her zorluk yeni bir umudun habercisidir. Kapılar kapansa, geçitler daralsa bile; suyun akışı gibi insan da hayatın seyri içinde engelleri aşarak menziline varır. Çünkü su bize sabrı öğretir: Engel karşısında durmaz, yolunu değiştirir ama akışından vazgeçmez. Bir damla suyun izini sürdüğümüz bu yollarda, Yaratan’ın bizleri hangi köprülerden geçireceğini, hangi derelerden akıtacağını, hangi gönüllere misafir edeceğini birlikte göreceğiz. Bu yolculuk bazen rahmetin damlalarıyla bizi serinletecek, bazen güneşin sıcaklığıyla içimizi ısıtacak. Kimi zaman Kevser’in bir damlası gibi ruhumuzu arındıracak, kimi zaman Simurg’un kanadı misali bizi yükseklere taşıyacak. Haydi sevgili dost, rahmetin damlalarında birlikte yürüyelim; yolumuzun izini, suyun hikmetiyle sürelim… Rahmet damlalarıyla ıslandığımız bu günlerde, her damlayı bir sır gibi okuyalım. Çünkü her damla, içinde nice hikmetler barındırır. Kimin üzerine düşeceği, hangi toprakla buluşacağı, hangi yaprağın üzerinden akacağı; hangi göle, hangi dereye ya da denize kavuşacağı önceden yazılmış bir rahmet yolculuğudur. Her damlada kendimizi, her birleşmede insanlığımızı bulmak için; yağmurun insana benzeyen, insanı birleştiren yönlerini birlikte tefekkür edelim. Çünkü bir damla su, okyanusun ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan da birey olarak büyük bir bütünün parçasıdır; dayanışma, paylaşma ve birlikte yaşama bu bütünün temelidir. Bilim insanları yağmurun oluşumu üzerine pek çok araştırma yapmıştır. Yapılan gözlemler göstermektedir ki; her yıl okyanuslardan buharlaşarak gökyüzüne yükselen su, yeniden yeryüzüne dönerek hayata can vermektedir. Bu dönüş, tesadüf değil; ölçü, denge ve hikmetle yürüyen ilâhî bir düzendir. Kur’ân-ı Kerîm’de yağmur, insanın şükretmesi gereken en açık nimetlerden biri olarak şöyle hatırlatılır: ‘’O Rabbiniz, sizin için yeryüzünü bir döşek, göğü de bir binâ yaptı. Gökten yağmur indirip onunla size rızık olarak çeşitli meyveler, ürünler çıkardı. O halde, siz de gerçeği bile bile Allah’a ortak koşmayın!’’ (Bakara, 22) Yağmur Damlalarının Yavaşlığı: İlâhî İlmin Tecellisi Yağmur damlalarıyla aynı ağırlık ve büyüklükte bir cisim, metrelerce yükseklikten bırakıldığında yerçekiminin etkisiyle hızlanarak yere düşerdi. Bu durum toprağı tahrip eder, mahsulleri yok eder, hayatı yaşanmaz hâle getirirdi. Oysa yağmur damlası, yerçekimi kanununu koyan Yüce Kudret’in emriyle, bu kanunun yıkıcı etkilerinden korunur. Sabit ve güvenli bir hızla yeryüzüne iner. İşte yağmura “rahmet” denmesinin sırrı da burada gizlidir. Yüce Yaradan’ın iradesi öyledir ki; Yağmur damlaları yavaş yavaş, incitmeden iner… Toprak onunla dirilir, çiçekler onunla açar, başaklar onunla yeşerir. Fidanlar büyür, kuşlar rızkını bulur, yavrularına sevinçle taşır. Goncalarda kelebekler uçuşur; papatyalar, laleler, kır çiçekleri açar… Yeryüzü, ilâhî rahmetle dolup taşar. Bir gün yağmur yağarken başınızı gökyüzüne kaldırıp bakın… Yüzünüze düşen o minicik damlaların içinde; okyanusların serin dalgalarını hissedecek, damlaların toprağa değmesiyle de burnumuzda tarifi imkansız bir koku belirecek, bu koku sadece insanın hoşuna gitmez; aynı zamanda insanı kendine, geçmişine ve doğaya bir adım daha yaklaştırır. Yağmur, Allah Teâlâ’nın insanlara bahşettiği en büyük nimetlerden biridir. Hayatın devamı için bir sebep, insanlar ve hayvanlar için ilâhî bir müjdedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Yağmur Rivayetlere göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yağmur yağdığında şükreder ve dua ederdi. Yağmurun Allah’ın bir rahmeti olduğunu hatırlatır, hayırlı ve bereketli olması için niyazda bulunurdu. Yağmur altında çıkar, ıslanırdı. “Bu, Rabbimin yeni yarattığı bir rahmettir.” buyurarak bu nimetten istifade etmeyi arzu ederdi. Yağmuru hayırla karşılar, onu bereket vesilesi bilirdi. Kuraklık zamanlarında ise cemaatle yağmur duasına çıkar, dua ve istiğfarla Allah’tan rahmet talep ederdi. Yeryüzüne İnen Zemzem: Nisan Yağmurları Nisan yağmurları, halk arasında bolluk, bereket ve şifa vesilesi olarak kabul edilir. 13 Nisan’da başladığına inanılan bu yağmurlar, ölüm döşeğindeki hastaların ağzına damlatılır, şifa niyetiyle saklanırdı. Nisan ayı bu yüzden “yağmur ayı” veya “yağar ay” olarak da anılmıştır. Eskiden nisan tası, Kubbe-i Hadra’nın (Yeşil Kubbe) altına konur, toplanan yağmur suyu ziyaretçilere dağıtılırdı. Bu su, hem gönül ferahlığı hem de tarlalara bereket niyetiyle kullanılırdı. Eski kaynaklara göre çiftçiler, tohumlarını bereket olsun diye bu suyla buluşturur, ekim zamanı diğer tohumlarla birlikte toprağa emanet ederdi. Günümüzde Orta Asya, Balkanlar ve İslam coğrafyasında; Hızır ve İlyas peygamberlerin Rumî 23 Nisan’da (Miladî 6 Mayıs) buluştuğuna inanılan Hıdrellez günü yağan yağmura da ayrı bir önem atfedilir. Kaplara yağmur suyu doldurulması, yağmur çiğleriyle yoğurt yapılması gibi gelenekler hâlâ yaşatılmaktadır. Bir damlanın izinde çıktığımız bu yolculukta heybemize konulanları siz kıymetli dostlarla paylaşmak istedim. Her yolculukta gönlümüze düşen rahmet damlalarından sizlere ikram edebilmek; su ile insanı buluşturan bu hikmetli yolda birlikte yürüyebilmek benim için büyük bir şükür vesilesidir. Bir sonraki yolculuğumuzda buluşuncaya dek, sizleri Rahmân ve Rahîm olan Allah’a emanet ederim.
Ekleme Tarihi: 02 Şubat 2026 -Pazartesi
Salih Nurettin Çevik

Bir Damla Sudaki Sır: İnsan ve Su – 8

Kıymetli Dost,

Hayat, varlık ile yokluk arasında salınan derin bir sırdır; umudun, hayalin, hasretin ve özlemin gönüllere doğru akan yoludur. Her yol ve her yolculuk, insanı kendi menziline taşır. İnsan bazen bir kasırgaya tutulur, bazen lapa lapa yağan karın tipisinde savrulur; kimi zaman yüreğini kavuran çöl sıcaklığıyla sınanır, kimi zaman yalnızlığın dipsiz kuyusunda bulur kendini.

Yollar her türlü zorluğa gebe olsa da, her zorluk yeni bir umudun habercisidir. Kapılar kapansa, geçitler daralsa bile; suyun akışı gibi insan da hayatın seyri içinde engelleri aşarak menziline varır. Çünkü su bize sabrı öğretir: Engel karşısında durmaz, yolunu değiştirir ama akışından vazgeçmez.

Bir damla suyun izini sürdüğümüz bu yollarda, Yaratan’ın bizleri hangi köprülerden geçireceğini, hangi derelerden akıtacağını, hangi gönüllere misafir edeceğini birlikte göreceğiz. Bu yolculuk bazen rahmetin damlalarıyla bizi serinletecek, bazen güneşin sıcaklığıyla içimizi ısıtacak. Kimi zaman Kevser’in bir damlası gibi ruhumuzu arındıracak, kimi zaman Simurg’un kanadı misali bizi yükseklere taşıyacak.

Haydi sevgili dost, rahmetin damlalarında birlikte yürüyelim; yolumuzun izini, suyun hikmetiyle sürelim…

Rahmet damlalarıyla ıslandığımız bu günlerde, her damlayı bir sır gibi okuyalım. Çünkü her damla, içinde nice hikmetler barındırır. Kimin üzerine düşeceği, hangi toprakla buluşacağı, hangi yaprağın üzerinden akacağı; hangi göle, hangi dereye ya da denize kavuşacağı önceden yazılmış bir rahmet yolculuğudur.

Her damlada kendimizi, her birleşmede insanlığımızı bulmak için; yağmurun insana benzeyen, insanı birleştiren yönlerini birlikte tefekkür edelim. Çünkü bir damla su, okyanusun ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan da birey olarak büyük bir bütünün parçasıdır; dayanışma, paylaşma ve birlikte yaşama bu bütünün temelidir.

Bilim insanları yağmurun oluşumu üzerine pek çok araştırma yapmıştır. Yapılan gözlemler göstermektedir ki; her yıl okyanuslardan buharlaşarak gökyüzüne yükselen su, yeniden yeryüzüne dönerek hayata can vermektedir. Bu dönüş, tesadüf değil; ölçü, denge ve hikmetle yürüyen ilâhî bir düzendir.

Kur’ân-ı Kerîm’de yağmur, insanın şükretmesi gereken en açık nimetlerden biri olarak şöyle hatırlatılır:

‘’O Rabbiniz, sizin için yeryüzünü bir döşek, göğü de bir binâ yaptı. Gökten yağmur indirip onunla size rızık olarak çeşitli meyveler, ürünler çıkardı. O halde, siz de gerçeği bile bile Allah’a ortak koşmayın!’’

(Bakara, 22)

Yağmur Damlalarının Yavaşlığı: İlâhî İlmin Tecellisi

Yağmur damlalarıyla aynı ağırlık ve büyüklükte bir cisim, metrelerce yükseklikten bırakıldığında yerçekiminin etkisiyle hızlanarak yere düşerdi. Bu durum toprağı tahrip eder, mahsulleri yok eder, hayatı yaşanmaz hâle getirirdi.

Oysa yağmur damlası, yerçekimi kanununu koyan Yüce Kudret’in emriyle, bu kanunun yıkıcı etkilerinden korunur. Sabit ve güvenli bir hızla yeryüzüne iner. İşte yağmura “rahmet” denmesinin sırrı da burada gizlidir.

Yüce Yaradan’ın iradesi öyledir ki;
Yağmur damlaları yavaş yavaş, incitmeden iner…
Toprak onunla dirilir, çiçekler onunla açar, başaklar onunla yeşerir.
Fidanlar büyür, kuşlar rızkını bulur, yavrularına sevinçle taşır.
Goncalarda kelebekler uçuşur; papatyalar, laleler, kır çiçekleri açar…
Yeryüzü, ilâhî rahmetle dolup taşar.

Bir gün yağmur yağarken başınızı gökyüzüne kaldırıp bakın…
Yüzünüze düşen o minicik damlaların içinde; okyanusların serin dalgalarını hissedecek, damlaların toprağa değmesiyle de burnumuzda tarifi imkansız bir koku belirecek, bu koku sadece insanın hoşuna gitmez; aynı zamanda insanı kendine, geçmişine ve doğaya bir adım daha yaklaştırır. Yağmur, Allah Teâlâ’nın insanlara bahşettiği en büyük nimetlerden biridir. Hayatın devamı için bir sebep, insanlar ve hayvanlar için ilâhî bir müjdedir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Yağmur

Rivayetlere göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yağmur yağdığında şükreder ve dua ederdi. Yağmurun Allah’ın bir rahmeti olduğunu hatırlatır, hayırlı ve bereketli olması için niyazda bulunurdu. Yağmur altında çıkar, ıslanırdı.

“Bu, Rabbimin yeni yarattığı bir rahmettir.” buyurarak bu nimetten istifade etmeyi arzu ederdi. Yağmuru hayırla karşılar, onu bereket vesilesi bilirdi. Kuraklık zamanlarında ise cemaatle yağmur duasına çıkar, dua ve istiğfarla Allah’tan rahmet talep ederdi.

Yeryüzüne İnen Zemzem: Nisan Yağmurları

Nisan yağmurları, halk arasında bolluk, bereket ve şifa vesilesi olarak kabul edilir. 13 Nisan’da başladığına inanılan bu yağmurlar, ölüm döşeğindeki hastaların ağzına damlatılır, şifa niyetiyle saklanırdı. Nisan ayı bu yüzden “yağmur ayı” veya “yağar ay” olarak da anılmıştır.

Eskiden nisan tası, Kubbe-i Hadra’nın (Yeşil Kubbe) altına konur, toplanan yağmur suyu ziyaretçilere dağıtılırdı. Bu su, hem gönül ferahlığı hem de tarlalara bereket niyetiyle kullanılırdı. Eski kaynaklara göre çiftçiler, tohumlarını bereket olsun diye bu suyla buluşturur, ekim zamanı diğer tohumlarla birlikte toprağa emanet ederdi.

Günümüzde Orta Asya, Balkanlar ve İslam coğrafyasında; Hızır ve İlyas peygamberlerin Rumî 23 Nisan’da (Miladî 6 Mayıs) buluştuğuna inanılan Hıdrellez günü yağan yağmura da ayrı bir önem atfedilir. Kaplara yağmur suyu doldurulması, yağmur çiğleriyle yoğurt yapılması gibi gelenekler hâlâ yaşatılmaktadır.

Bir damlanın izinde çıktığımız bu yolculukta heybemize konulanları siz kıymetli dostlarla paylaşmak istedim. Her yolculukta gönlümüze düşen rahmet damlalarından sizlere ikram edebilmek; su ile insanı buluşturan bu hikmetli yolda birlikte yürüyebilmek benim için büyük bir şükür vesilesidir.

Bir sonraki yolculuğumuzda buluşuncaya dek, sizleri Rahmân ve Rahîm olan Allah’a emanet ederim.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.