Salih Nurettin Çevik
Köşe Yazarı
Salih Nurettin Çevik
 

Bir Damla Sudaki Sır: İnsan ve Su – 5

Bismillah… Rahmetin damlalarıyla gönüllerimizi yıkayan Rabbim, bizi suyun sırrına erenlerden eylesin. Her damlayı bir yolculuk, her yolculuğu bir vuslat kapısı kılsın. Kıymetli dost, İnsan ömrü, gökyüzünden rahmetin tecellisi olarak süzülen yağmur damlaları gibidir; sessizce hayatın aynasından akar. Ardında izler, hatıralar ve derin sırlar bırakır. Bir damla suyun okyanusa olan hasreti, onu derelerden, vadilerden, kayalardan geçirir. Yol arar, yol bulur ve nihayet yol olur. Vuslatını dindirmek isteyen damla, engin okyanuslarda bir ve beraber olmayı arzular; insana da bu arayışta rehberlik eder. Bir damla su, toprağın bağrında bahar çiçeklerine, ağaçlara ve bütün varlıklara can olur. Tabiat suyla dirilir, yeniden hayat bulur. İnsan da bir damlanın rehberliğinde özüne kavuşmak, özünde kaybolmak ve özüyle yeniden dirilmek için yola çıkar; yol arar, yol olur. Dünya yolculuğunda insan; dar gecelerin gündüze, gündüzlerin geceye aktığı nice badirelerden geçer. Çıkmaz sokaklarda, engebeli geçitlerde kendine yol arar. Geçtiği zorlu duraklarda, konakladığı mekânlarda, misafir olduğu gönüllerde izler bırakır. Hep bir arayış içindedir: bir kokunun, bir güzelliğin, bir sesin, bir muhabbetin… Güvenin ve sığınağın arayışıyla diyarlar dolaşır. İnsan, tıpkı bir damla sudaki sır gibi, bilinmeyen bir hazine; bilinmeyen bir âlem, başlı başına bir dünyadır. Çünkü insan, yaratılmışların en güzeli, en şereflisi ve en özeli olarak yaratılmıştır. Cenab-ı Allah bu hakikati şöyle bildirir: “Andolsun ki Biz Âdemoğullarını üstün bir izzet ve şerefe mazhar kıldık.” (İsrâ, 70) “Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tîn, 4) Bir damlanın peşinde çıktığımız bu yolculukta durup düşünelim: Hangi gönül coğrafyasında gölete dönüşeceğiz, hangi akarsuyun üzerinde yol alacağız? Belki coşkun bir nehir olup yamaçlardan sonsuzluğa düşen bir şelalenin köpüğünde bulacağız kendimizi. Göletin dinginliğiyle huzuru, şelalenin coşkusuyla aşkı ve vecdi tadacağız. İşte asıl mesele burada başlar: Hangi hâlde olursak olalım, akışımızı kaybetmemek… Kirlenmeden yol almak, durulurken durmak, çağrıldığında coşmak… Suyun fıtratına sadık kalabildiğimiz ölçüde insanlığımıza sadık kalacağız. Çünkü su bozulduğunda hayat kurur; insan özünden koptuğunda ruh çoraklaşır. Suyun izinde yapılan her yolculuk, bizi yeni sırların eşiğine taşır. Rabbimizin heybemize koyduğu ikramları paylaşarak arayanlardan, bulanlardan ve bulduğuyla dirilenlerden olalım. Bu uzun yolculukta, bir damla olup birlikte akmaya, aynı menzile yüz sürmeye ve gönül yol arkadaşı olmaya var mısın? Suyun Hafızası: Güzel Sözün ve Duanın Sudaki İzleri Suyun sırlı yolculuğu, yalnızca kadim hikmetlerin değil, modern bilimin de dikkatini çekmiştir. Bu alandaki önemli çalışmalardan biri, Japon bilim insanı Dr. Masaru Emoto’ya aittir. Emoto’nun su üzerine yaptığı araştırmalar, suyun yalnızca fiziksel bir madde olmadığını; aynı zamanda enerji taşıyan ve etkileşime giren canlı bir yapı olduğunu ortaya koymuştur. Dr. Emoto’nun deneyleri, suyun maruz kaldığı frekanslardan doğrudan etkilendiğini göstermektedir. Güzel sözler, dualar ve pozitif niyetlerle temas eden suların kristal yapılarının daha simetrik, estetik ve berrak olduğu gözlemlenirken; olumsuz sözler ve negatif mesajlara maruz kalan suların kristal yapılarının dağınık ve bozulmuş olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, suyun yalnızca enerjiye tepki vermediğini, aynı zamanda onu hafızasında taşıdığını da göstermektedir. Peki, bu nasıl mümkün oluyor? Dünya bir damla sudan yaratıldığı gibi, insan da bir damla sudan yaratılmıştır. Bu benzerlik yalnızca sembolik değildir. Yeryüzünün yaklaşık dörtte üçü suyla kaplı olduğu gibi, insan bedeninin de büyük bir kısmı sudan oluşur. Bilim, suyun kendine has bir hafızaya sahip olduğunu ortaya koyarken; insan da akıl ve bilinç yoluyla kayıt tutan bir varlık olarak karşımıza çıkar. Su; hem yaşamın kaynağı hem de enerjinin taşıyıcısıdır. Nehirler, aktıkları toprakların mineral bilgisini bünyelerinde taşır. İnsan da yaşadığı coğrafyaların, deneyimlerin, duyguların ve hatıraların izlerini ruhunda ve bedeninde biriktirir. Tıpkı bir nehrin yatağında tortular biriktirmesi gibi, insan da zihninde ve kalbinde izler biriktirir. İnsan bedeninin büyük bir kısmı sudan oluşur ve her insanın kendine özgü bir frekansı vardır. Bu frekanslar, çevremizdeki enerjiyle sürekli etkileşim hâlindedir. Pozitif düşünceler, güzel sözler ve dualar gibi yüksek frekanslı enerjiler; bedendeki suyun moleküler yapısını adeta canlandırır, enerjisini yükseltir. Bu etki yalnızca suyun kalitesini değil, şifa potansiyelini de artırır. Kültürümüzde suya Kur’ân-ı Kerim’den ayetler okunması, dualar edilmesi ve şifa niyetiyle kullanılması bu kadim bilginin bir yansımasıdır. Asırlardır uygulanan bu hikmet, bugün bilimsel gözlemlerle de desteklenmektedir. Suyun frekansı, insanın frekansıyla rezonansa girdiğinde; hem bedende hem ruh dünyasında denge ve iyilik hâli oluşur. Dr. Emoto’nun şu tespiti dikkat çekicidir: İnsan bedeninin büyük bir kısmı sudur ve insanın düşündüğü, konuştuğu her şey bedendeki bu su tarafından kaydedilir. Farklı ortamlarda sulara müzik dinletilmiş, görüntüler izletilmiş, yazılı ve sözlü mesajlar yüklenmiştir. Sonuçlar çarpıcıdır: “Sen harikasın” mesajı verilen sular, düzenli ve estetik kristaller oluştururken; “sen aptalsın” gibi olumsuz mesajlara maruz kalan suların kristal yapılarının bozulduğu görülmüştür. Üstelik mesajın hangi dilde verildiği sonucu değiştirmemiştir. Olumlu mesajlar güzelliği, olumsuz mesajlar ise bozulmayı doğurmuştur. Bilim insanlarının vardığı ortak nokta nettir: Su, hücreler arası bilgi alışverişini sağlar. Hücrelerin birbiriyle olan iletişimi sayesinde bütünlüğümüz korunur ve yaşam devam eder. Gün içinde düşündüğümüz ve söylediğimiz her söz, bedendeki su aracılığıyla hücrelere iletilir. Böylece insan, düşündüğü gibi bir hayatı ve sağlığı inşa eder. Başka bir ifadeyle, insan düşüncesinin kalitesinde yaşar. Üstelik bu etki yalnızca bugüne ait değildir. Atalarımızdan, geçmiş yaşantılarımızdan gelen birçok iz; bedenimizdeki suda saklanan eski kayıtlardır. Kıymetli dost, Eğer su hafızaya sahipse ve insan sudan yaratıldıysa, her sözümüz bedenimizde bir iz, her düşüncemiz bir eylem harekete sebep olur. Kendimize söylediğimiz sözler, başkalarına yönelttiğimiz ifadeler ve kalbimizden geçen niyetler; yalnızca ruhumuzu değil, bedenimizi de şekillendirir. O hâlde insan, önce kendi suyunu arındırmalı; dilini, niyetini ve düşüncesini güzelleştirmelidir. Çünkü temiz söz, duru suya; duru su ise dirilen bir hayata dönüşür. Bir damla ile başlayan yolculuk, ancak güzel söz ve dua ile okyanusa ulaşır. Ve insan, özüne ancak bu incelikle döner. Bir sonraki suyun sırlı dünyasında buluncaya kadar geçecek zaman hakkınızda hayırlı olsun. Allah’a emanet olun…      
Ekleme Tarihi: 09 Ocak 2026 -Cuma
Salih Nurettin Çevik

Bir Damla Sudaki Sır: İnsan ve Su – 5

Bismillah…
Rahmetin damlalarıyla gönüllerimizi yıkayan Rabbim, bizi suyun sırrına erenlerden eylesin. Her damlayı bir yolculuk, her yolculuğu bir vuslat kapısı kılsın.

Kıymetli dost,

İnsan ömrü, gökyüzünden rahmetin tecellisi olarak süzülen yağmur damlaları gibidir; sessizce hayatın aynasından akar. Ardında izler, hatıralar ve derin sırlar bırakır. Bir damla suyun okyanusa olan hasreti, onu derelerden, vadilerden, kayalardan geçirir. Yol arar, yol bulur ve nihayet yol olur. Vuslatını dindirmek isteyen damla, engin okyanuslarda bir ve beraber olmayı arzular; insana da bu arayışta rehberlik eder.

Bir damla su, toprağın bağrında bahar çiçeklerine, ağaçlara ve bütün varlıklara can olur. Tabiat suyla dirilir, yeniden hayat bulur. İnsan da bir damlanın rehberliğinde özüne kavuşmak, özünde kaybolmak ve özüyle yeniden dirilmek için yola çıkar; yol arar, yol olur.

Dünya yolculuğunda insan; dar gecelerin gündüze, gündüzlerin geceye aktığı nice badirelerden geçer. Çıkmaz sokaklarda, engebeli geçitlerde kendine yol arar. Geçtiği zorlu duraklarda, konakladığı mekânlarda, misafir olduğu gönüllerde izler bırakır. Hep bir arayış içindedir: bir kokunun, bir güzelliğin, bir sesin, bir muhabbetin… Güvenin ve sığınağın arayışıyla diyarlar dolaşır.

İnsan, tıpkı bir damla sudaki sır gibi, bilinmeyen bir hazine; bilinmeyen bir âlem, başlı başına bir dünyadır. Çünkü insan, yaratılmışların en güzeli, en şereflisi ve en özeli olarak yaratılmıştır. Cenab-ı Allah bu hakikati şöyle bildirir:

“Andolsun ki Biz Âdemoğullarını üstün bir izzet ve şerefe mazhar kıldık.”
(İsrâ, 70)

“Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.”
(Tîn, 4)

Bir damlanın peşinde çıktığımız bu yolculukta durup düşünelim:
Hangi gönül coğrafyasında gölete dönüşeceğiz, hangi akarsuyun üzerinde yol alacağız? Belki coşkun bir nehir olup yamaçlardan sonsuzluğa düşen bir şelalenin köpüğünde bulacağız kendimizi. Göletin dinginliğiyle huzuru, şelalenin coşkusuyla aşkı ve vecdi tadacağız.

İşte asıl mesele burada başlar:
Hangi hâlde olursak olalım, akışımızı kaybetmemek… Kirlenmeden yol almak, durulurken durmak, çağrıldığında coşmak… Suyun fıtratına sadık kalabildiğimiz ölçüde insanlığımıza sadık kalacağız. Çünkü su bozulduğunda hayat kurur; insan özünden koptuğunda ruh çoraklaşır.

Suyun izinde yapılan her yolculuk, bizi yeni sırların eşiğine taşır. Rabbimizin heybemize koyduğu ikramları paylaşarak arayanlardan, bulanlardan ve bulduğuyla dirilenlerden olalım.

Bu uzun yolculukta,
bir damla olup birlikte akmaya,
aynı menzile yüz sürmeye
ve gönül yol arkadaşı olmaya var mısın?

Suyun Hafızası: Güzel Sözün ve Duanın Sudaki İzleri

Suyun sırlı yolculuğu, yalnızca kadim hikmetlerin değil, modern bilimin de dikkatini çekmiştir. Bu alandaki önemli çalışmalardan biri, Japon bilim insanı Dr. Masaru Emoto’ya aittir. Emoto’nun su üzerine yaptığı araştırmalar, suyun yalnızca fiziksel bir madde olmadığını; aynı zamanda enerji taşıyan ve etkileşime giren canlı bir yapı olduğunu ortaya koymuştur.

Dr. Emoto’nun deneyleri, suyun maruz kaldığı frekanslardan doğrudan etkilendiğini göstermektedir. Güzel sözler, dualar ve pozitif niyetlerle temas eden suların kristal yapılarının daha simetrik, estetik ve berrak olduğu gözlemlenirken; olumsuz sözler ve negatif mesajlara maruz kalan suların kristal yapılarının dağınık ve bozulmuş olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, suyun yalnızca enerjiye tepki vermediğini, aynı zamanda onu hafızasında taşıdığını da göstermektedir.

Peki, bu nasıl mümkün oluyor?

Dünya bir damla sudan yaratıldığı gibi, insan da bir damla sudan yaratılmıştır. Bu benzerlik yalnızca sembolik değildir. Yeryüzünün yaklaşık dörtte üçü suyla kaplı olduğu gibi, insan bedeninin de büyük bir kısmı sudan oluşur. Bilim, suyun kendine has bir hafızaya sahip olduğunu ortaya koyarken; insan da akıl ve bilinç yoluyla kayıt tutan bir varlık olarak karşımıza çıkar.

Su; hem yaşamın kaynağı hem de enerjinin taşıyıcısıdır. Nehirler, aktıkları toprakların mineral bilgisini bünyelerinde taşır. İnsan da yaşadığı coğrafyaların, deneyimlerin, duyguların ve hatıraların izlerini ruhunda ve bedeninde biriktirir. Tıpkı bir nehrin yatağında tortular biriktirmesi gibi, insan da zihninde ve kalbinde izler biriktirir.

İnsan bedeninin büyük bir kısmı sudan oluşur ve her insanın kendine özgü bir frekansı vardır. Bu frekanslar, çevremizdeki enerjiyle sürekli etkileşim hâlindedir. Pozitif düşünceler, güzel sözler ve dualar gibi yüksek frekanslı enerjiler; bedendeki suyun moleküler yapısını adeta canlandırır, enerjisini yükseltir. Bu etki yalnızca suyun kalitesini değil, şifa potansiyelini de artırır.

Kültürümüzde suya Kur’ân-ı Kerim’den ayetler okunması, dualar edilmesi ve şifa niyetiyle kullanılması bu kadim bilginin bir yansımasıdır. Asırlardır uygulanan bu hikmet, bugün bilimsel gözlemlerle de desteklenmektedir. Suyun frekansı, insanın frekansıyla rezonansa girdiğinde; hem bedende hem ruh dünyasında denge ve iyilik hâli oluşur.

Dr. Emoto’nun şu tespiti dikkat çekicidir:
İnsan bedeninin büyük bir kısmı sudur ve insanın düşündüğü, konuştuğu her şey bedendeki bu su tarafından kaydedilir. Farklı ortamlarda sulara müzik dinletilmiş, görüntüler izletilmiş, yazılı ve sözlü mesajlar yüklenmiştir. Sonuçlar çarpıcıdır:
“Sen harikasın” mesajı verilen sular, düzenli ve estetik kristaller oluştururken; “sen aptalsın” gibi olumsuz mesajlara maruz kalan suların kristal yapılarının bozulduğu görülmüştür. Üstelik mesajın hangi dilde verildiği sonucu değiştirmemiştir. Olumlu mesajlar güzelliği, olumsuz mesajlar ise bozulmayı doğurmuştur.

Bilim insanlarının vardığı ortak nokta nettir:
Su, hücreler arası bilgi alışverişini sağlar. Hücrelerin birbiriyle olan iletişimi sayesinde bütünlüğümüz korunur ve yaşam devam eder. Gün içinde düşündüğümüz ve söylediğimiz her söz, bedendeki su aracılığıyla hücrelere iletilir. Böylece insan, düşündüğü gibi bir hayatı ve sağlığı inşa eder. Başka bir ifadeyle, insan düşüncesinin kalitesinde yaşar.

Üstelik bu etki yalnızca bugüne ait değildir. Atalarımızdan, geçmiş yaşantılarımızdan gelen birçok iz; bedenimizdeki suda saklanan eski kayıtlardır.

Kıymetli dost,

Eğer su hafızaya sahipse ve insan sudan yaratıldıysa, her sözümüz bedenimizde bir iz, her düşüncemiz bir eylem harekete sebep olur. Kendimize söylediğimiz sözler, başkalarına yönelttiğimiz ifadeler ve kalbimizden geçen niyetler; yalnızca ruhumuzu değil, bedenimizi de şekillendirir.

O hâlde insan, önce kendi suyunu arındırmalı; dilini, niyetini ve düşüncesini güzelleştirmelidir. Çünkü temiz söz, duru suya; duru su ise dirilen bir hayata dönüşür.

Bir damla ile başlayan yolculuk, ancak güzel söz ve dua ile okyanusa ulaşır.
Ve insan, özüne ancak bu incelikle döner.

Bir sonraki suyun sırlı dünyasında buluncaya kadar geçecek zaman hakkınızda hayırlı olsun.

Allah’a emanet olun…

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.